hiçbir şey olmak




“Ben, belki de hiçbir şey olamamışların kralıyım. Çünkü herhangi bir şeyin kralı olduğumdan adım gibi eminim.
Arthur Cravan

Yaşamak güçleşir, herkes gibi olman gerektiğini söyleyenler arttıkça daha da güçleşir.  Sen de biliyorsun bunu: Hayatının başlangıcında umutlarla dans ettiğin anlar zamanla nostaljiye dönüşür. Oysa yolun en başında büyük fikirlerin vardı, büyük ideallerin vardı. Fakat görüyorum ki elindeki küçücük dünyana sığamadı onlar. Yaşlandıkça daha iyi anlıyorsun; Dünya bu fikirleri, bu idealleri istemiyor. Dünya küçük düşünmeni, küçücük yaşamanı ve küçük olmanı istiyor.

Otuz yaşına gelirsin; her şey olma potansiyelin sönmeye başlar.  Vicdanın ise -tam tersine- her şeye elvermeye başlar;  o pak ve duru vicdanın! Ruhun duymadan o da küçülüvermiştir.  Bir zamanlar gözyaşı döktüğün büyük insanlar da küçülüvermiştir şimdi.  Ve sen Arthur Cravan’ı küçük dünyanın küçücük bir teknesine bindirir gönül rahatlığıyla “Sen hiçbir şey olamamışların bile kralı değilsin Cravan! Yalnızca hiçbir şeysin” diyerek okyanusun derinliklerine yollarsın. Camus sıradanlığın doruğuyla kutsanır; trafik kazasında ölür. Çok sürmez, kendini Orhan Veli Kanık Çukurunda ölü bulursun.

Bir sabah uyandın, Arthur Cravan okyanusu aşıp Meksika’ya ulaşmış,  bir sabah uyandın, Albert Camus trafik kazasını hafif sıyrıklarla atlatmış ve bir sabah uyandın Orhan Veli seksendokuz yaşında, yatağında uyurken huzur içinde ölüvermiş. ‘Sisifos Söyleni’ne yeniden hayran olmuşsun.  Dünyanın bütün urganlarını dünyanın bütün körpe boyunlarından çıkarmış, çözüvermişsin.  Kant düşüncelerinde, ıhlamur ağaçlarının arasından sıyrılarak, piposunu yakmış, kurşuni paltosuyla Königsberg parkından geçerek, uzun ve dar yolunda sonsuza dek yürüyor. Ama bir sabah daha uyandın ki, daha önce uyandığın sabahların hepsi rüya! Geçmiş olsun. İşte yine zahmetli bir iş!

Hadi bakalım Cravan'ı tekrar karanlık okyanus sularına bırakıver, Camus’u yine dört tekerliye aceleyle ecele bindir ve Orhan Veli’nin düşeceği fosseptik çukurunu kendi ellerinle hazırla. Kant’ı düşünme bile! O ihtiyar bunağın tekiydi.

İşte yine aynı nakarat: "Kendine acı. Sıradanlığa mahkûmsun, anlamsızlığa mahkûmsun ve dünya hep böyle kalacak. Kim ne yaparsa yapsın hep böyle kalacak. Küçük fikirlere, küçük insanlara ihtiyacı olacak onun ve sen de o küçük insanlardan biri olmayı kabullenmelisin."

Sana sıradanlığının kötü bir şey olduğunu söyleyenlere aldırma artık.  Büyüklüğün adı filozofça ya da mertçe yazılmıyor. Paran varsa büyük puntoların seni bekler. Ama eğer yoksa… Eğer yoksa alçakça bir ölüm… Teşvikiye Camiini unut, Karacaahmeti unut… Sen de o malum ‘herkes’ gibi yaşayıp ölebilir misin? Sana farklı ol diyenlerin de tuzakları vardı.  Sen bütün büyüklüğüne, düşüncelerindeki hayret verici devinime rağmen ideallerini içine sığdıramadığın dünyaya rağmen, onları kalbine sığdırarak, yok etmeden küçük olabilir misin?

Dünyanın hiçleşmiş insanlarının büyük fikirlerini sığdırabilecekleri tek sığınakları, kalpleridir. Hiçbir şeyin, hiç kimsenin kralı olmayı istemeden yapman gerekeni yap. Sıradanlık ya da sultanlık içinde yaşamanın ne önemi var? Çünkü kalp dünyasında senden başka sana değer biçebilecek hiç kimse yoktur. 

2 yorum:

nomen dedi ki...

"Kalbi, tutkusundan taş-devri çıplaklığını yaşayan" birinin çaresizliğini; "dünyanın bütün lokomotifleri aynı anda düdük çalsalar" dile getiremezlermiş. Böyle demişti galiba.

Çok etkilendim yazınızdan.

Kali Rind dedi ki...

Teşekkürler nomen.Bu yazıyı Teşvikiye Cammiine ve Karacaahmet Kabristanına değil, Hicret Mescidi ve Alibeyköy mezarlığına ithaf ediyorum.