Politik / acı

Politikacı denir ona. Meclise girenleri de bu -içi bizzat selefleri tarafından kirletirmiş- sözcükten hemen kurtulmak için kendisine parlamenter der. Ne olursa olsun, politikacı siyasetçiden ayrılır. Bir kere o ahlak satar. Fakat kendisinde sattığı ahlakın emareleri görülmez. Parasını ahlak satıcılığıyla kazanır. Toptan alır ahlakları ve üç kuruşa, beş kuruşa satar politika pazarında. Parasını böyle kazanır. Böylece çocuk gibi kandırılan, satın aldıkları ahlaklarıyla gözlerini boyayan insanlarımızca pek bir ahlak düşkünü olduğu zannedilir. Kendisine bu yüzden ahlakçı muamelesi yapan çoktur. Zaten kelimenin pazarlama manasını işin içine katarsak ahlakçıdır da.

Onun yegâne emeli iktidardır. En tepede, en zirvede, ışıkların altında parmakla gösterilen adam olma hayalleri kurar. Mümkünse herkes onu bilmeli, herkes ona itaat etmeli, herkes onu övmelidir. Fakat bu amacına ulaşmak için acele etmez. Çünkü isteği kibir doludur ve kibirli insanlar doğrudan doğruya sevilecek niteliklerden yoksundur. Bu yüzdendir ki ahlaka sarılır, bu yüzdendir ki pek mütevazı, pek hakçı, pek sanatçı, pek hayırsever, pek insan sever, pek barışçıl ve nazik görünmeyi iyi bilir. Kamuflaj üniforması, hayatı boyunca üzerinden çıkarmadığı resmi üniformadır.

Letafet yüklü davranışlarını, nazik üslubunu iktidara geldiği an kaybeder. Hele onu iktidara getirenler öfkesini, parlamasını, bağırışlarını, azarlamalarını memleketin samimi bir adamı olduğuna yorarak onun bu haline daha çok sahip çıkarlarsa demeyin keyfine! Artık ipin ucunu iyiden iyiye kaçırır. Dediğim dedik ayaklarına yatar. Başlangıçtaki o kibar adam, mazlum insan, yufka yürekli kişilik şimdi kendisini demirden bir yumruğa, ithamcı ve intikamcı kibirli bir kalbe ve beton gibi bir ruha dönüştürmüştür.

İtiraf edelim ki ince hareketleri hepten kaybolmuş değildir; bunları onu iktidar yapmak için çalışmış insanlar, dernekler, kuruluşlar için sürdürmeye devam eder. Henüz devirmeye gücünün yetmediği her şeye karşı gülücük dağıtmasını bilmektedir. Halktan ziyade, kendisini finanse eden şirketleri incitmemeye, insandan ziyade parayı kollamaya itimat eden böylesi adamların gülücüklerine bir tek halk aldanmaktadır. Çünkü “halk aldanmak ve aldatılmak için oy verir” düşüncesiyle hareket eden politikacı şöyle düşünür: “Yolduğun tavuğu önce kendin yemleyeceksin!” Halkın kendi ambarından çaldığı ekmeği lütfünden bir parça gibi dağıtırken, arada kaynayıp diğer hırsızlıklarını unutturmasını bilir. “Halk aldatılıyor” diyenleri “halkla alay etti, yüce halkımızı küçük düşürdü” türünden cümleleriyle halk dalkavukluğu yaparak acımasızca boğar. Yeri gelmişken söyleyelim; politikacımız ‘halk dalkavukluğu’ lafından da hiç mi hiç hazzetmez, bu sözü demokrasiye sıkılmış kurşunla bir sayar. Eğer vakti zamanında iktidarda bulunduğu ülke askeri darbeler yaşamış, cunta görmüşse, kendisini müdafaa etmekte zorlanmaz; bu söze “darbe dalkavukluğu” diyerek cevap verir hatta şöyle der: “darbe dalkavukluğu yapacağıma halkın dalkavuğu olurum!” böylece dalkavukluğu da meşrulaştırır. Ona göre halk katiyen aldanmaz, yanılmaz, öyle ki halkın her dediği doğrudur ve halk yücedir; elbette ki sadece kendisi iktidarda kaldığı müddetçe. O zamana kadar halkın bizatihi kendisinin Adolf Hitleri iktidara getirdiğini, hatta zaman zaman cuntaları desteklediğini, en azından cuntalar karşısında sessiz kaldığını, böylece halkın da büyük bir yanılgıya düşebildiğini unutturmalıdır. Ancak muhalefete düşmelidir ki unutturmaya çalıştığı gerçeği kendisi dillendirmeye başlasın. Ama durum foyasını açığa çıkartacak derecede kötüye giderse, acil önlemlerle kendisini tereyağından kıl çeker gibi kurtaracak yeni taktikler bulmaya adar. Bu bağlamda kimi zaman ister yurt içerisinde ister yurt dışında olsun -kendi gibi politikacılara, kendi gibi iktidar delisi adamlara olmak kaydıyla- kendi kendine yahut halkına sövdürtür. Sövgüleri genelde en rencide edici ya da en haksız ithamlardan seçtirir. Öyle ki halk böylesi haksız sövgüler karşısında galeyana gelir ve kendi hakkıyla birlikte politikacısının hakkını da savunmuş olur. Oysa o ülkede yahut başka bir ülkede yaşayan hasmı/hısmı da ettiği küfürden gayet memnundur. Memnundur zira bu sayede kendi kitlesi/halkı nazarında kahramanlaşır. Bizde iki kanlı olarak intiba bırakan bu liderler, ruh ikizidirler. Gönül dünyaları birbirlerini kucaklar [ya da mideleri mi demeliydik?]. Karşılıklı sövgülerden elde ettikleri güç, onların gizli dostluğunu güçlendiredururken, sadece zahirle hükmetmesini öğrenmiş halklar da izzetinefs mücadelesi içerisinde oldukları zannıyla kendileriyle içten içe alay eden politikacılarını kendi öz evlatlarından daha çok müdafaaya girişirler. Asıl netice liderlerindir. Seçim arifesindeki bu markajlar ömürlerini, iktidarlarını uzatır.

Taktikleriyle göz boyayan politikacı töhmet altında kalmayı da hiç sevmez. Zannedersiniz ki izzetinefis sahibidir. Kendi şerefini korumak için mesleğini müdafaa eder. Kendisine yapılan eleştirileri demokrasiye yapılmış sayar. Ama gelin daha yakından bakalım onun demokrasisine: Ne demektedir onun demokrasisi? Halkın maaşlarının arttırılması talebini kriz bahaneleri, ekonomik dengeleri öne sürerek savuşturmak fakat aynı anda, aynı zamanda kendi maaşlarının yüzde yüz artması için hiçbir bahane tanımamak ve haksız paranın üstüne hışım gibi konabilmektir onun için demokrasi.  Kendisini, sevmediği insanları, kurumları, işleri hayâsızca eleştirebilme hakkına, hatta insanları basit suçlamalarla tevkif etme, yok etme hakkına sahip görürken, en ufak şekilde eleştirilmesine müsaade eden her türlü ortamın engellenmesi demokrasidir..

İşi hatiplikle bağlamak, belagatte ustalık ve hakikati sadece mükemmel ikna sanatında aratmak gibi âcizane alışkanlıkları halka sevdirmesini bilir. Bu meslekte artık söz fiilden, eli ayağı düzgünlük ruh düzgünlüğünden ileridedir!

Kendi iğrençlikleriyle doldurduğu kürsüden tiksinenleri 'halkı siyasetten soğutmak', kendi iktidarını muhafaza eden hükümeti, 'yasadışı yollardan devirmeye zemin hazırlamak'la suçlayabilecek kadar basittir o. Sabahtan akşama kadar kürsü dokunulmazlığının arkasından halkıyla alay eden rezil ifadeleri, eylemleri, fiilleri yerine göre gizli, yerine göre açık biçimde işlemekten geri durmaz. Kendisi ilk fırsatta kanun tanımazdır ama halkından kanunlara tam riayet ister. Kendi ilk fırsatta dönektir ama halkından disiplin ve özü sözü bir olmayı ister. Derin iki yüzlülüğü görüp kendisinden tiksinenleri “işte siyaseti yıpratanlar!” diye itham eder. Etmekle de kalmaz daha beterini de eder. En mahrem konulara girer, kendi iktidarını sorgulayanın donunu pazara çıkarır ve bunu yaparken de ağzına ahlakı almasını bilir çünkü hakikati belagatiyle zincirlemiştir. Bir kaset demokrasisi yaratılmıştır. Herksin özel hayatı büyük bir porno filmin parçası haline getirilmiştir. Halka hesap vermemeniz gereken şahsi hayatınızdan yargılanırsınız. Öbür taraftan özel hayatı düzgün yahut özel hayatını gizlemesini bilmiş adamların halkın haklarına girmesi yani genel hayatlarının adeta geneleve dönüşmüş olması bir ahlak sorunu olmaktan çıkartılır. Böylesine politik olmuş adamın elindeki devlet sinsice hareket eder. Suça izin vererek suç işler fakat suça verdiği izni, [bu suçu işleyen kişinin aleyhinde koz olarak kullanmak, onu istediği gibi avucunun içine almak maksadıyla] mazur görülmesi gereklidir. Böylesi devletin şantaj çetelerinden farkı nedir? Gizli görüşmelerle bürokratik sorunlar halledilir. Kanlılar ahbap olur fakat şimdi ne maksatla ahbap olduklarını anlayamayız; gizli görüşmeleri açıklanmaz. Anlaşılıyor ki şantajla korkutan ve kendisine yapılan şantajı açıklayamayanlar korkudan beslenmektedirler. Ve siyasetçinin değil de politikacının elindeki iktidarlar korku üzerine kurulmuşlarıdır. Günah halkın-magazin programları sayesinde- dedikodusunu yapmayı daha da çok sevdiği bel altında aranır olmuştur. Öbür taraftan gizliden gizliye beyne öyle işlenmiştir ki, bel altı hariç, bel üstü durumlarda halka karşı günah işlenmez, olsa olsa hata yapılır. Bu kelime oyunları işlenen toplumsal cinayetleri halkın gözünde hafifletmenin yoludur. Peki ya halk bunlara kanarsa? Çoğu zaman kanıyor da. Nazi Almanya’sındaki belagate hakikat nazarıyla bakan halk anlayışı yok olmamış, demokratik denen ülkelere politikacıların gayretli çalışmalarıyla mikrop gibi, virüs gibi bulaştırılmış, dağılmıştır. Nazilere odaklanıp kalmak da aldatmaca olabilir çünkü Naziler kadar ABD politikacılarının, başkanlarının ve bunun gibi nice kapitalist ülkenin başarıları, propagandalarından ileri geliyor. Propaganda, ‘demokratik’ yollarla halka kör inancı benimsetmeye, politikacılar tarafından ezberletilen politikayı ahlak belletmeye devam etmektedir. Öyleyken gerçek siyasetçi nerededir?

Açıktan böylesi düzeni eleştirmek, böylesi demokrasiyi eleştirmek, faşizanlıkla eş tutulur. Gerçek siyaset adamı dürüstlüğüne mahkûm edilerek evinden dışarı çıkartılmaz. Çıkarsa öldürülür. Kapalı kapılar ardında konuşulması halka zulüm olan konuları konuşmaya başladığı an susturulur. Onu beklerken ölüyoruz, onu beklerken öldürülüyoruz. Bilen biliyor; demokrasi insanı soyan bir put değildir. Eğer öyleyse, onu da devirmek gerekecek!

7 yorum:

zihni dedi ki...

Bilimsel bir analiz olmuş. Ancak bu kadar açık, net ve perdeleri yırtan güzel bir yazı olur.
Hani bir politikacıyı bir konuda eleştirirken, içine öfke sosu karıştırmadan yapamıyoruz ya?
Bu yazı öfke gibi bir desteğe gereksinim duymadan çok daha fazlasını anlatıyor. Fazlasını değil, hücrelerinin yapısına kadar....
Bu incelemeyi bir şablon olarak düşünelim, bütün ülkelerdeki ve tarihteki politikacılığın üstüne koyalım, cuk oturur gibime geliyor.

ZÜBÜK filmininin en anlaşılmış ve en anlatılmış hali.....

Kali Rind dedi ki...

Böyle olması, cuk diye oturacak olması yaralayıcı...

Zihni Bey, teşekkürler yorum için.

nomen dedi ki...

Antik-acı galiba.Erkin tarihi,bazı değerleri terk'in tarihi. Siyaset teorisyenlerinden biri, "oligarşinin tunç yasası" diyordu galiba: Erkin ısıttığı koltuktan kopmazlık patalojisi.

Düşündürücü bir yazı.

Kali Rind dedi ki...

Geç teşekkür eden biri olarak özür ve teşekkür nomen.

alkım dedi ki...

çok incelikli bir yazı olmuş, elinize sağlık. karikatör de çok manidar.

birer nüsha bastırıp "koltukların efendileri"ne göndermek gerekir.

argos dedi ki...

Sert ama net olmuş. Çok beğendim, elinize sağlık.

Kali Rind dedi ki...

argos ve alkım teşekkürler yourmlarınız için