Tehlike, gözlerinden düştüğümde, sözlerini ok yapıp kalbimi bu okla deştiğinde…
Tehlike!
Nedir Tehlike?
Bu gece yalnız, sensiz, sayısız boş hece...
Büyük aşkımı terk ettiğinde ellerinle, hoşça kal dediğinde sözlerinle, beni öldürdüğünde gözlerinle...

Gerisi ne kötülük olur, ne şeytan bana o kör tuzaklarıyla musallat olur.
Tehlike nedir bilir misin ki? Aşkımız için neydi? Neydi benim için ölmek… Neydi yok olmak, erimek?
Yağmur yağsın, diğer insanlar yollarına çekilsin, benim yalnızlığıma yürüsün boş yollar. Varsın evlerine, malikanelerine, köşklerine gitsin ıslanmaktan korkan büyük insanlar. Ben yüreğime yürüyorum, gözyaşlarıma sözüm var, size dönemem, dünyalık insanlar, paralar, şöhretler, süper starlar, benim kalbimde yaşattığım bir sevgili var. Zamanım bitmeden yüreğime yetişmeliyim çünkü gözyaşlarıma sözüm var. Yoksa yoksa…
Kötülüklerinizin bana zarar verebileceğini mi düşündünüz? Çok geç kalmış düşünceleriniz, sevgi dolu elleriniz, şefkatleriniz, merhametleriniz… Yüreğim dinlemiyor sizi artık. Sizin için kalbimde işler eskisi gibi yürümüyor...
Tenha, karanlık, erimiş bakırda yalnızlık…
Kirlere bulanmış, yüzlerimiz kara, etrafımızda serseri kulpları takılmış yalnızlara…
Kravatlı beyler, erotik hanımlar, terk edilmiş izbelerinize sokulmuş…
Bilinç altlarına toslamış denizaltı bilinçler… Denizlerde boğulmuş.
Öyle ama çıkabilir, uçabiliriz, erimiş bakırı içebiliriz, yürüyebiliriz arka sokaklarda.
Hatta türkümüzü sizi, siz beyefendileri, hanımefendileri ıslıklayarak çalabiliriz.

'Doğru aşklar asla ölmeyecek' diye bir parça var ya, işte onu size çalıp, söyleyebiliriz kalbimizle.
İşin aslı şu ki öyle bir parça olmasa da söyleyebiliriz.
Yaşlı kadınlar pencereden el sallayarak…
Sıvası dökülmüş cazlı yalnızlıkları haykırarak…
Şarkımıza yoksullukla harmanlanmış güzelliklerini savururken…
Ölmez aşklar ve sevmeler arabesk mevsimlerinde…
Ve sizden korkmak, karnaval havasında samba yapmak kadar zor olabilir ancak.
Düşündünüz mü ne kadar neşeli olduğumuzu bu minvalde?
Sen git, o gitsin, onlar gitsin, bizler gidelim;
Kalbim yolunda, isterse kainat gitsin, bozulmaz ezberim.
Kalbim yolunda, gerisi palavra olur…
Şarkısını söylerken düşkünler sokağındaki dedikoducu karılar...
Yerde bulduğum sigaramı tüttürürken, aklımda hep aşka dair o şarkılar ve şiirler var olacak…
Adımı sorduğun gün, işte o gün rehberlik ediyor bana ve kapılarımı açıyor bir bir yolumda.
İnsanlar beni sefil ve kırık görüyormuş orada. Oysa bana diyor ki hatıraların; "sen efendisin efendim..."
"Hiç dinleme, beni öp ve ilerle, biraz daha zaman ve hedefine… ilerle efendim, sevgili efendim ilerle!"
İşte beyefendiler, hanımefendiler böyle buldum genç yaşantımı yeniden, yaşlanmadan, yüreğimden yaşadım…
Miami’de beyaz badanalı evinde miydin? Bodrum’da seyirde miydin? Kazablanka kıyısında hangi yelkenlideydin? Seher yeli miydim, meltem miydim? Yazın hangi esintisiydim? Onu bilmem ama saçlarına estiğimi ve dalgalı denizleri aşıp köpürdüğümü biliyorum.
Süreyya’da mıydım, dünya da mı? Ay mıydım, basit bir lamba mı? Onu bilmem ama parlattığını biliyorum gözlerindeki ışıkla maviliğimi. Sonra ışık gibi bir şeydim ama sarardım ansızın yaşayınca sensizliğimi. Kadere dedim ki; bu sefer hiç sönmemecesine mavi mavi yak beni!
2
İnsanlar yüzüme kıkırdıyor, gülüyor, benimle eğleniyor...
Geçtiğim yerlerde deli muamelesi görüyorum,
İÇİM İÇİME SIĞMIYOR VE DİYOR:
Boş ver sen onları yolunda yürü. Erkenden uyandın; denizin üzerinde yansıyan gün ışığından içtin, hayranlıkla seyre daldın kâinat denen gülü… Yürü, boş ver sen onları! Kutlu sarhoşluğunla güneşe yöneldin. Peki, bundan daha kutlu ne var, hadi o insanlar sana söylesin? Her tehlike onların perdeli gözündedir. Onları bırak, düşü[nü]şleri korkularında düğümlensin. Senin gözünde o ışık ki her yerdedir!
Zafer kazandın bu sabahın kuytusunda, gecenin rahminden uyandın. Aydınlandın. Ama nasıl diye sorarlarsa onlara şöyle de: “ dokundum!”
Do re mi fa, güneşe, aya, hayata… Ve birkaç doğru nota. Enstrümanın kâinattı hatırla! Çaldım onu...
Tataaam! Şeytanlar tekrar melek oldu!
Cenneti her yerde görmedeyim, sizin yokluk dediğinizde,
tekrar tekrar doğup, mutluca ölmekteyim! Adaletim: Kötülüğüne aldanan sizlere,
kötülük olarak gelmekteyim.
Acıyan gözlerinizle kendimi bilenim, ben, ben gözlerinizdeki düşünüzde eğleniyorum
dostlar! Sanmayın ki hayalperestim ben! Sizi sizden evvel seyrediyorum dostlar!
Tuzaktan aşkları, ölümleri, canileri, cinayetleri, görüyorum
dostlar o karanlık elleri! Yakalıyorum… Işığı gösteriyorum, sırf ışıkla, onu
seyretmekle nicelerin yandıklarını biliyor musunuz? Onları aydınlat diyorken içimdeki körpe
duygucuklar, biliyorum ki ışığı yaktığımda içlerindeki kötülükler cayır cayır
yanar, ağlar… Ve düşün ki tamamen kötünün kendisi olanlar, onlar ne yapacaklar,
düşün? Hangi kabuktan soyulacaklar, ne zaman, nasıl doğacaklar? Kabuklarına
‘işte ben’ diye bağlanmadılar mı? Kendilerini kabuktan saymadılar mı? Işığa
yaklaşır yanarlar, ondan uzaklaşır karanlıklara kanarlar.
Kanasın! Mutlu öz benlik doğacaksa, yansın! Kül olsun vehimlerin üzerindeki sahte mutluluklar, takılmasın yüzlerimize mutluluktan maske yalanlar, ayaklarımıza vurulmasın mutluluk prangaları. Hepsi kül olsun! Yaşasın özgürleştiren acı! Ebedi mutluluğun ilacı, balı! Uykusundan uyandırır insanı ve işte görürsün ki, rüyadaymışsın, hatta rüyaymışsın bile! Öyle bir yerde uyanırsın ki… AŞKTAN ATEŞSİN, EBEDİ AYDINLIKSIN! Şimdi geride kalanların-iyi yahut kötü, doğrucu yahut alaycı olsunlar fark etmez-zaten sana tek şey söylemeye hakları vardı:
“GÜLE GÜLE”
