BEYAZ SAYFA

Beyaz sayfa, kan bürümüş gözünü… Sen ki kirlenmeye atan paslı bir yüreksin. Kara kalemlerinle oynaşırsın sözcükler dökerek üzerine.  Beyaz sayfa… Seni yazının en güzeliyle bile süsleseler, en nadide kelimelerle pullayıp döşeseler, karaya bulanmak için çırpınan iradene yazıklar olsun derim.
Nerdesiniz yazının engin denizinden çıkma manidar cümleler? Hanginiz yüreğime sükût dökebilir? Mürekkebinizi daldırın hülyalara ve çıkarın yazılarınızı gazete kâğıtlarından, kitaplardan, bin bir türlü mecmuadan, denizden balıklar çıkarır gibi, fakat ruhumu en kutsal yazınız bile doyurmaya yetmez.
Beyaz sayfa, bana boşluğunu ver, yazıların ardındakini, kelimelerin sustuğu aralıkları göster, bana uzun cümlelerinin aşka yazılmış metinden methiyelerini anlatma! Sevgiler, aşklar çağlayanlar gibi sözcüklerden, çağlayanlar gibi kâğıtlara varsın dökülüp dursun, varsın Mevlana sevgileri kopyalansın, varsın gönülde bile bir kopyası bulunsun. Bana ne gerek bu kepazelikler! İstemem yazılı iğrenç aşkların sesini duymayı… En güzel aşkın bile içini oyan kahpe ellerinin kirlettiği kelimeleri, cümleleri.
Beyaz sayfa, nasıl ihanet ettin bana? Nasıl sözcüklere sığdırdın hayatı en sonunda. Ve böylece Kurumuş damlalardan okuduk birbirimize aşklarımızı, ızdıraplarımızı.
Beyaz sayfa, şimdi üzerine yazdığım bu yazı, hangi ihanetimin bedelidir? Kendini sal, edepsizce bana kirlettir (?) Üstelik beyazı överken, karaya mahkûm et.  Ah bu çırpınışın insanoğlu! Kime onca yazılan? Kime bu boşlukta tutunan zavallı cümleler, kelimeler kime? Nedir bu telaşım ellerim? Yüreğim, yine sükûtunu kelimelerinle kirlettin. Neden, niçin?
Kim okuyabilir ki, boşlukta sallanan satır aralarını?
Yazarı kim görebilir ki?
İsterse resimle boyasın cismini
Fakat ressamı kim anlayabilir ki? 

Hiç yorum yok: