Varoluş Problemleri -5-

-5-


"Reklamcılık mesleği artık mükemmelliğe yaklaşmıştır. Herhangi bir ıslahata lüzum yoktur."

Samuel Johnson

Daha fazla ‘demokrasi’ elde edip daha fazla özgürlüğe sahip olmuş değilizdir. Yanılsamalar içerisinde eğlendirilerek zaman için bozuk para gibi harcandığımız söylenebilir belki ama dışsal ve içsel özgürlüğümüzün uzun müddettir bir arpa boyu yol alamadığını söylersek birçok çevrece ayıplanabiliriz. Kişisel çabalar, deneyimler her zaman vardır. İnsanlığın bugünlere kadar taşıdığı içsel özgürlük mirasını daha da geliştiren bireyler her şeye rağmen var olacaktır elbette. Ama ekranların/kameraların aslında –ister dışsal olsun ister içsel olsun-özgürlüğümüzü yaygınlaştırmak için değil, daha çok onu kontrol edebilmek, göz hapsinde tutabilmek niyetiyle kullanıldıkları gerçeğini yadsıyamayız.

Ortaçağ filmlerini seyrederken, penceremizden kafamızı çıkarsak görebileceğimiz yakınçağ katliamlarını göremez olmuşuzdur. Demek ki reklamlar, işlerini iyi yapıvermişlerdir. Demek bu yüzden Avrupa doksanların başında ve ortasında-modernliğin göbeğinde- hem de kendi vücudunun orta yerinde, Bosna Hersek’in kan gölüne dönüşmesine seyirci kalırken, aynı dönemlerde başka ülkeleri demokrasi sınavına tutan başöğretmen rolünü sürdürebilmektedir. Modern katillerin imajını düzelten ya da katliamları sıradanlaştıran reklamları vardır; bu reklamlarla Irak’ı insanlığın vicdanından IRAK ederler.

Islahat fikrini de yalnızca teknolojideki, bilimdeki yenilik/ ilerleme olarak ele alınca, darmadağın edilen ruhtan kime nedir? Islahatlar da süregitmektedir işte… İnsan’ın ıslahatı sorulmaz bile. Makineler ıslah edilince o da ‘otomatik’ olarak ıslah olacaktır. Varsayılan budur.

Hiç yorum yok: