Varoluş Problemleri -2-

-2-


Biliyor musunuz, dedemin aklının köşesinde hep bir fakir yaşardı. Ve bu fakirin var olabilmesi için kameraların ona doğrultulmasına, ya da bir deklanşörle varlığının onaylanmasına gerek yoktu. Dedem köylüydü ve kendi içindeki fakirin varlığını toprağa bakarak kavrayabiliyordu. Hasat her yıl verimli olmuyordu mesela…

Tabi bizim kameraya, ekranlara inanmayan cumhurbaşkanlarımız da oldu; çöp kovalarından yiyecek toplayanlar görüntülenince, “inanmayın bu görüntülere, abartıyorlar, Türkiye’de böylesi fakir insan yok”, diyebilen… Bu sözler üzerine İstanbul’a henüz geldiğimiz zamanlar, dedemle pazarın dağıldığı gece vaktinde, yere düşen, çürük diye atılan meyve ve sebzeleri topladığımız anları hafızamdan silmem gerekiyordu sanırım.

Göz fazlaca kameralara dalınca, gerçeklikle sınırını daha çabuk kaybetmeye başlar. Bir zamanlar çobanlık yapmış olmanız bile sizi kurtarmaz. Siz tabiatla diyalogunuzu yitirmişsinizdir. Zaten dünyaya makinelerin gözüyle bakmaktasınızdır. Hayati işini aracının aracısına havale eden tüccara dönüşmüşsünüzdür. Öncelikle her şeye nicel olarak, meta olarak bakarsınız; kendinizin mallaştığının farkında olmadan.

Cumhurbaşkanı olmuşsunuzdur mesela ama tabiatla bağ koptu mu içinizdeki fakir de ölmüştür.

Yanılmanızı istemem, içsel fakirin, fakirliğin varsıllıkla yok olduğunu söylemiyorum, onun yok oluşu tabiatla bağımızın kopmasıyla gerçekleşiyor. İçimizdeki fakirlik duygusu yahut fakir adamların her yerde var olabileceği hissini aşılması gereken zaaf olarak kabul eden sistemimiz insanı tanıyamıyor artık.

Sosyalistler fakirliği ortadan kaldırmadan bahsederlerken, kapitalizm bunu gerçekten yapmaya koyulmuş durumdadır; öncelikle fakirlik düşüncesini ortadan kaldırarak. Fakirlik bir kavram olarak var olabilir ama dönüştürülürse, yok olacaktır desturuyla hareket eden çarkımızın sosyalizm(!) anlayışıdır bu.

Sosyalizmin dışsal fakirliği (fakirliğin yoksulluk hali) kaybolmuş olsa bile, içimizdeki fakirlik duygusunun, kavramının ölmemesi iyidir. Aksi takdirde herkesin komşusu firavun olacaktır. “Fakirlik nedir bilmiyoruz” diyebilmek için, “insanı sömürmek ne demektir, cinayet de neyin nesidir, kıskançlık, cimrilik, haset, kin, gammazlık ne demektir bilmiyoruz” diyebilmek gereklidir. Birileri, bu aşamaya varılmadan “fakirlik nedir bilmiyoruz” derse, orada gözbağcıları işlerini çok iyi yapıyorlar demektir.

Fakirlik (ki onu iki anlamda ele alıyorum, yoksulluk ve yoksunluk) duygusunun dünyaya bırakılmanın neticesi olduğu gerçektir. Üstelik biz birbirimize o kadar bağlıyızdır ki, dünyada tek bir aç kalsa, onun açlıkla boğuşan varlığı varlığımıza bulaşır. Dünya Gaia’dır. Biz külliyen tabiat değilizdir ama tabiatla var olagelmişizdir. İçimizdeki yarım olma hali, göksel ilhamlara açar bizi. Yarı hayvan olabiliriz, ama ya diğer yarımız? Neyse…

Cumhurbaşkanımız okumuş adamdır, çabuk kanacak değildir, bu kameralar da hiç tekin değildir zaten. Kurguya ön ayak olurlar, mizansen üretirler, kendisini kandıracak değildirler…

Böyle görüntüleri o kadar çok izlemişizdir ki, kimileri o kadar inandırıcı ama bir o kadar kurgudur ki, seyrettiğimizin hangisi gerçek, hangisi yalandır?

En iyisi hiç takmamaktır. Aldırış etmemektir, hissizleşmektir…

Gösterdikleri her şey gerçek olsa bile alışılagelmiştir olanlar, sürekli olup biten şeyleri değiştiremeyeceğimize göre kaygılanmak yersizdir, yaşam böylece geçip gidecektir, dünyaya gelmenin kendisi trajiktir, herkes talihiyle yetinmelidir, kader böyledir, elden ne gelir?

Kameralarımız, ekranlarımız- öyle ya da böyle- içimizdeki fakiri garibanlığa dönüştürerek öldürürler. Ardından gözyaşlarımızı üretebilirler ancak onların sahicilikleri yiter. Farkında olmadan aktör gibi ağlar, aktör gibi güleriz (parası olan da olmayan da böyle yapar; devir acıları da sevinçleri de sömürme devridir). İnsan olmanın yerini seyirci olmak, yaşamanın yerini de rol yapmak alıvermiştir.

Ekran bizi ya kendi istediği yerde ağlatır ya da tamamen hissizleştirir. Şu halleriyle ekranlar acıyı sıradanlaştırır, gerçeği manipüle ederek hakikate olan inancımızı sarsar, yüzümüzü yumuşatmaz katılaştırırlar. Yardımlara vesile olurlar fakat adaleti şova dönüştürmüşlerdir. İyilik de promosyondur. Muktedir bir mekanik iktidarda fakirlik yoktur çünkü insan kaybolmuştur. Bunu söylemek, makine olup konuşmaktır belki ama Sanırım ‘fakir insanlar yok’ diyenler haklıdır biraz. Artık ekseriyetle garip anlar ya da bu garip anlara tabi olmuş ‘garibanlar’ vardır; dilencisinden tutun da milyonerine…

“Michael Jackson ölmedi çünkü zaten var olmamıştı.”

Peki, ya nasıl var olunurdu?

1 yorum:

feelozof dedi ki...

ulu manituuu!

ulu kalituuuuu :)))))