Sevmiyorum


1

SEV SEV SEV diyorlar...
Sevgi bir buyruk değildir! Kendime dönüp, kendimi görmektir, bilmektir...
o yüzden samimiyetimdir kendime, itirafımdır, temennimdir, o yüzden...


2


Sevmiyorum kaypak insanları, ağzımdan dökülen karanfil yapraklarına ağzı açık bakanları mesela… Sonra aynılarının kirli sözcüklerimden tiksinen yüzlerini sevmiyorum. Gül dediğimde dikenlerimi görmeden gelenleri, dikenlerimi gösterdiğimde dökülenleri mesela…

Sevmiyorum rahle-i tedrisatlarında, suni beşer hafızasında otuz birlerinden yenilmez çıkanları, kirliliği kendi dışlarında tasavvur edip ak olanları, edepli olanları…

Dibe batanları sevmeyen grostonluk ticaret gemilerini sevmediğim gibi… Denizaltıların dibe çekici maharetini lanetleyenleri ki o denizaltılarını üreten bütün malzemeleri, sırf ticaret olsun diye su üstünden taşıyıp dururlarken…

Çöllerde hiç dolanmamak, hiç kaybolmamak düşüncesiyle beslenen ince fikirleri, evlerinden dışarı çıkmayanları, kendi suni vahalarında cennet rüyalarına, hülyalarına yatanları…

Sevmiyorum, bir kadının peygamberine hasretle dokunuşunu gören edep dillerinin “ bu edepsizliktir” diye sayıklayan edipsizliklerini, dipsizliklerini, ‘o orospu değil midir’ diye başlayan cümlelerini mesela…

‘ Şu sevgisizliğim onlarda yeşermesini beklediğim sevgi içindi’ diyen kendimi, ara sıra sevmediklerime benzediği için sevmiyorum ben.

3
Her sevme, sevgiye hizmetçilik etmez, bazı sevmeler ona efendilik taslar.

21 yorum:

Pınar dedi ki...

Ben sizin yazdıklarınızı seviyorum:)

Kali Rind dedi ki...

:)

beenmaya dedi ki...

sevdiğimiz ne kadar da az şey kaldı düşününce hatta en çok da kendimizde...

bir insanın kendini sevmemesi ne kadar tehlikeli...

p.s: bu arada şimdiden iyi seneler :))

Kali Rind dedi ki...

beenmaya, teşekkürler. İyi seneler hepimize, sevgiyle...

Aynadaki Aksim dedi ki...

bu yazıda her şey açıkça gösterilmiş. Öz eleştri de yapılmış, uyarılar da sıralanmış ama şöyle bir şey de yapılmış sanki (cüzi görüşümdür kendileri), yazındaki ötekiyi de dışlamışsın, sinirlenmişsin. kabukların altında ne olduğunu bilemiyoruz bazen. insanız işte. bazen hayvandan aşağı, bazen alemlerden yukarı. bazen ambiyans sağlanamıyor be Kali.

Bazıları nabza göre şerbet vermeyi çok geç bırakıyor. mayalar farklı...

her şeye rağmen sende bunu yazdıran olaylar silsilesi olmasaydı, biz de oturup yazını okuduktan sonra kafa patlatmazdık. geçenlerde sana yaptığım bi yorumda dediğim gibi, kapılar kapıları açıyor. :)

kalemine sağlık. (çok uzattım, gidiyorum:D)

Kali Rind dedi ki...

bu yazının seviyorum diye devamı gelebilir her an:)

Kali Rind dedi ki...

zira önce seviyor sevmiyor konseptinde yazmayı düşündüm... sonra ayrı ayır yazabilirim dedim. Yazı böyle kaldı. Ancak ötekiyi dışladığım, sinirlendiğim için sevmiyorum kendimi. SEVMİYORUM! dedikçe SEV SEV SEV diyor birileri...Kim lan bu "ben"ler?

Kali Rind dedi ki...

amma velakin "kendin de kaypaksın, onları sevemediğin için kendini sevemiyorsun" dokundurmacasıyla, sadece sevmiyorum demeyi yeğledim. Buna hakkım yok mu? Kendimi sevmeme özgürlüğüm, beni sevgiyi anlamaya itiyor...

Kali Rind dedi ki...

dostum, bu yazının savunması olmamalı...onu savunmuyorum, piç gibi kalsın. Bu yazının üstüne ne demişsem, halt etmişim, o anki duyguma ihanet etmişim, boş ver söylediklerimi.

Aynadaki Aksim dedi ki...

Çok sesli koromuz Kali. :) Onsuz hayat yaşanır olur mu hiç.

Dışlama konusuna gelince, ortada bir davranış varsa, bunca sentezi ortaya koyan bir adam boşuna dışlamaz karşısındakini. (karşına aldığını, vaktini ayırdıktan sonra hüsran getireni, anlamaya çalıştıkça dibe çekeni) ''muhakkak çaba harcamıştır Kali.'' diyor içimdeki bir ses, yazılarından tanıdığı kadar seni.

Ben şu SEV - SEVME ikileminin kimyasal bir süreç olduğu konusunda hala fizyoloji ve biyokimya temellendirmelerini doğru buluyorum. 'SEV SEV SEV' diyen onlar gibi geliyor hala. :)

Sen'lerin bol olsun Kali. :) Biz halimizden memnunuz.

Ayrıca 'Seviyorum' yazını da bekliyoruz fanların olarak. :)

Aynadaki Aksim dedi ki...

Ayrıca sayfayı yenileyince, içimdeki bir başka ses te 'bürşt!' dedi, saklamayacağım. Sende nasıl bir zihin akışı olmuş öyle, ard arda yorumlar, kendinle çatıştırmışım seni resmen, kendimden utandım. :)

Yazılan, yazıldığı gibi kalmalı pek tabi. :)

Kali Rind dedi ki...

Aynadaki Aksim, sağ olasın bu çoğul kişiliğe 'muhabbet' duyduğun için. 'Seviyorum' kısmını yazabilir miyim bilmiyorum ama,zaaten yazılarımı genelde bu kısım kaplıyordu.

Bakarız artık...

Kali Rind dedi ki...

Söz çatallıdır vesselam...

Kali Rind dedi ki...

"kendinle çatıştırmışım seni resmen, kendimden utandım. :)"

böyle diyen adamlar lazım bana:D

öpüyorum:)

Aynadaki Aksim dedi ki...

Söz çatallı pek tabi ama muhabbet beslemek söz konusu olunca çatallar farklı algılanmıyor. Sen bize hep ufuk kat böyle. Okuyunca dağıt bizi, tekrar toparlayalım.

Aynadaki Aksim dedi ki...

Arada sırada da feysteki Kali Rind hesabına bakmayı unutma.

Karöshi ile kulaklarını çınlattık geçenlerde. Böyle insanlarla bu ortamda karşılaşmak benim için ne kadar önemli, bilemezsin. ;-)

Sevgiler, selamlar silsilesi efendim. :)

Enis Diker dedi ki...

Kimse kötülükten azade değil. Arkasına baktığında başı önüne eğilecek hataları olmayan yok. Üstelik nerde, ne zaman biteceği bilinmeyen hayat yolunun bizi ne hatalara zorlayacağını da bilemiyoruz. Kendini yanılmaz/kutsal zannedenlerin bakışı bazen riyadan, bazen kibirden, bazen de yaşanmamışlıktan bir nevî saflıktan galiba :)

Efsa dedi ki...

Belki de cümleye sevmiyorum olarak değilde, seviyorumlar ile başlasaydık daha güzel olurdu, kimbilir.

Geçenlerde birisi "o nasıl birisiydi" şeklinde bir soru sordu bana. Ve ben onda gördüğüm olumsuzluklardan serpmeye başladım. İşte "çirkindi ama zekiydi, bencildi, umursamazdı, mükemmeli isterdi, mutlu olmayı gelecekte görürdü" diye devam ettim. Sonradan düşündüm hep gülümseyerek anımsadığım bir insanı bu şekilde anmak garip geldi.

Neyse ne diyordum. Sevdiğimiz bir şeyde sevmediklerimizi görmek garip geliyor bana bazen.

feelozof dedi ki...

Kali benim bloga bak,

ama buraya da atmalıyım yorum olarak ;)

Sev-ebilmek
I am a human-being,
here:

kendini doğurup, kendini yiyen bir miti, meddi ve ceziri tattıran bir tanrıçayı, bir aynayı, bir tanığı, geceye gözkulak olan
o sırdaş dostu; Ayı sevebilmek,,,



güneşi yani şemsi sevebilmek, şemssizliği de, bulutları ve yağmuru ve karı da,,,

bir dudak, bir göz, bir ten, bir kalp olan, o narin terennümü, kadını sevebilmek,,,

tanrının sesi olduğunu bildiğim, -belki de bir tek bunu tam olarak biliyorumdur, bir de E=mc2'yi, onda da büyük
oranda Einstein'a güveniyorum: )-,
keyif ve haz pınarı, insanı "iç"lendiren, bedenine raksın ateşini
sokan müziği sevebilmek,,,
---(12 nota sistemi, katı bir matematiktir, iki oktav arasındaki dalga boyu uzunluğu
tam iki katı artmaktadır ve
bu tam onikiye bölünmüştür,,,
layıkıyla enstrüman çalmak, ölüyü diriltmek, onu konuşturmaktır;
tanrı benim için bir enstrüman, intihar mı ettiği yoksa bir cinayete mi kurban gittiği belli olmayan o ölüyü,
önce diriltiyorum, sonra konuşturuyorum)---

evreni sevebilmek, o devasa (gerçekten devasa) ateştoplarını, ışığın hızını, evren kendi kendine bu hale gelmişse bu da
bir mucize diyen evrimi sevebilmek,,,

kutlarım diyebildiğiniz ama kıyasıya da eleştirdiğiniz bir tanrıyı sevebilmek,,,

çiçekleri sevebilmek, çiçeklerin de teni vardır, gül hele,,,

dikenleri sevebilmek, hele gülün dikeni, o diken, o ince keskin diliyle bize hayatın en anlamlı uyarısını yapmaz mı, beni sev, ama dalımdan koparma,,,

tebessümü ve kahkahayı sevebilmek,,,

gerçek bir iyiliği, aydınlık bir doğruluğu, öğretici bir kötülüğü sevebilmek,,,

gururu ve onuru sevebilmek,,,

cesurluğu, uçurumları ve girdapları sevebilmek,,,

edebi ve edepsizliği sevebilmek,,,

kendini sevebilmek,,,

ötekini, yabancıyı sevebilmek,,,

yapamayanları ve yapanları sevebilmek,,,

ezilen, insan; İnsaN, diyebilen bir politik şiarı sevebilmek,,,

sokakları ve caddeleri, şehirin damarlarını sevebilmek,,,

evini, yurdunu sevebilmek,,,

o binbir gözlü tarihi, onun ovasında çiçek açmış kültürleri, medeniyetleri sevebilmek, imparatorları, dervişleri,
ve entellektüelleri,,,

ilkelliği sevebilmek,,,

dünyayı sevebilmek, onu tükettiğimiz gerçeğinin canımı yakmasını sevebilmek, insanın kimi hallerine içimin kalkmasını
sevebilmek,,,

çıkmaz sokağa, bu bir çıkmaz sokak dediğin anı sevebilmek,,,

limon sarısını, nar çiçeği kırmızısını, denizin mavilerini, sütlü kahve rengini, renkleri sevebilmek,,,

doktorları ve öğretmenleri, aileni ve dostlarını sevebilmek,,,

peki diyebilen insanları sevebilmek,,,

parfümleri ve ayakkabıları; kotu sevebilmek,,,

karidesi ve tekiri,
mantıyı ve pizzayı,
rakıyı ve birayı sevebilmek,,,

sırları ve esrarları sevebilmek,,,

genetiği ve fotonları biliyoruz, bunu sevebilmek,,,

şansı ve şanssızlığı, huzuru ve huzursuzluğu, mutluluğu ve mutsuzluğu, yazgıyı sevebilmek,,,

çocukları ve yaşlıları ve kuzuları sevebilmek,,,

bilgeleri, şairleri, aşıkları (onların sözcüklerini, kendi(nin-işte bu nin suresi-) sözcüklerini sevebilmek,,,

hayatı
ve
ölümü sevebilmek,,,

are you there?
ke

Kali Rind dedi ki...

"onun yaptığı belki de mevhum-u muhalif (karşıt anlamla anlamı güçlendirmek)"

anlaşıldığıma "SEV"indim.

isabetlice dediğin gibi Sevgi ebilmekten...ebilememekten doğar.

Sevgi buyruk değildir.

temennidir...

ama sevmek için önce kendi durumunu bilmeli insan; sevgisizliğini belki de... kendine dayanan sevgisizliğini.

birçokları,kendini sevmeyi nefsini sevmekle karıştırıyor, oysa kendisinden hoşnut olanlar, nefislerini sevenler değil, bilenlerdir. Sevgi, bilmekten doğar. Kendini bilen, bu yüzden rabbini bilir ve sever. Ancak bu bilgiye ulaşmak için, nefsin sevdiklerini sevmek gerekmez, bilmek gerekir. Kalbimi kemirmeye gelen- ama kemirgenlikleri zevk de veren- kurtçukları seversem, kalpsizliğimde ölürüm. Demekki öz sevginin, nefsin arzusuyla karıştırılmaması gerek. Salt arzu, sevgi değildir.

Yazılar toplamı güzel olmuş...

feelozof dedi ki...

yukarıda bir hipotez desteklenmiş, sevgi ve nefretin fizyolojik ve biyokimyasal temellendirilmesi, bu konu üzerinde çok kafa patlattım, çünkü bu durumda "insan" biyokimyasının onu soktuğu mecrada akıntıya kapılmış bir nesnedir, burada devreye giren çok önemli bir faktör var oysa ki, kültür, yani (sevginin) anlamlandırılma(sı), türkiye garip bir ülke, cinsel özgürlük ilk doksanlarda deneyimlenmeye başladı, (bunu politik olarak algılayan insanlardan da biriydim, kız kardeşimle bile, cinselliğinin onun tasarrufunda olduğu konusunda bir konuşma yapmıştım), hatta çokeşliliğin bile özgürlüğün bir parçası olabileceğine ilişkin görüşlerim vardı, ancak pratikte pek de böyle olmadı, aşk üçgenlerinde ve ihanette en hafifinden mutsuzluk, en ağırından ise travmatik sonuçlarla karşılaştım, burada söylemek istediğim ihanet eden taraf dahil olmak üzere birilerini suçlamak değil de, çoğumuzun bunun potansiyel sonuçlarından haberdar olmamamız, bir tarafın aldığı tek gecelik bir zevkin, diğer tarafta günlerle ifade edilemeyecek bir acıyla karşılanması, "ego", benlik ve kişilik üçlemesi üzerine inşa edilen bireyin trajedisi bu aslında, oldukça da paradoksal sonuçlara yol açmakta, bireyin egosu zedelendiği için buna dozu artmış bir egoizmle (düşüş) tepki vermekte, iki sonuç çıkarmak istiyorum, birincisi olgun bir insanın sevgi ilişkisinin temelinin bu kadar zayıf olmasının büyük bir çelişki olacağı, ikincisi insanın içine düştüğü egoizm kısırdöngüsünden tek çıkış yolunun egosunu aşmak olduğu, halbuki günümüzde modern psikoloji ve modern psikiyatri "ego"yu güçlendirme söylemine teslim olmuş durumda, bu çok palyatif ve çok aptalca bir söylem, insanlara kendilerini "zarar"dan korumayı vaadediyor, sevgi ve özgürlüğü gözden çıkarırsan, üstelik bu pek çok insan için bir düş olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor, beynini seven götünü sevmiyor, götünü seven beynini, sonuçta insan kendini sevemiyor, kali ve ben biz bunu ağır bir biçimde deneyimledik, basit bir sebepten ötürü, maskeleri reddettik, sahte bir mutluluk yerine gerçek bir acı, umalım da daha genç insanlar günümüzün ego, benlik, kişilik kıskacının farkına erkenden varırlar ve artık "insan"ın özlediği gerçek devrime tebessümlerini katarlar, daimi tebessümlerini,,,
sufizm, alevilik, budizm, hristiyanlığın bazı mezhepleri, insana dair bu gerçeği çok uzun bir zaman önce keşfetti, ama bizler artık pavlovun köpekleriyiz, başında "neo" olup tepesinde bir neon parlamazsa bunun "insan"a dair bir şey söylediğine inanamıyoruz, iyiniyetli de olsa şuna kaçımız teslim olmadık ki, bilim ilimi döver, hayır, hayır, hayır, akıldışı konuşmuyorum, tam tersine aklımın tüm zerrelerini kullanarak konuşuyorum, bilim ilimin araçlarından biridir sadece, ilmin amacı insanı evrenle bütünleştirmektir, sığ bilimsel bakış açısı ise büyük bir trajedi yarattı, insanı evrenden ayrıştırdı, ruhların temel ızdırabının kaynağı budur, şu zeki hintliden bir sözle bitireyim, oshodan, çok şık bir etimoloji bilgisinden bahsetmiş, ingilizce de health'in kökeninden:
WHOLE!