Gülen ve Ağlayan Maskeler

Canımıza bir düğüm atılmış, kuyumuzu taşlarla kapatmışlar. Üstümüzden bir yol geçmiş, başkaları yürümüş.


Öyle mi?


Canan, sınanırız her birimiz. Kendi kendimize çelme atarak sınanırız. Ararız seni, yokluğundan yanarız da, kuyunun da biz, taşın da biz, yolun da biz, yürüyenin de biz olduğunu görmeyiz.



“Oku!” dedi Muhammed’e muhabbet. Kâinat vardı okunacak,” bitmez tükenmez bir hazine bu” dedi o can; “nasıl okurum?”

Korkuyla titremedi mi? Örtüsüne bürünmedi mi? Fakat o örtüleri sıyıran o içindeki nur ona kelamını döktü: “Örtülerinden sıyrıl” dedi. O’na karşı hangi örtü bizi koruyabilir? Hangi örtü hakikati ebediyen gizleyebilirdi? Kalbinde o nur konuştuktan sonra, bu örtüler, bu korkular, bu titreyiş, bu figanlar, çaresiz çırpınışlarıdır öteki benlerin.

İçimizdeki diğer benler birlik olup “ ondan kaç, o sen değilsin” deyip bizi asıl benden alı koymak için feryat figan ederler.

Bak, işte maskeler çığlık çığlığa: “Bizi bırakma, yoksa yüzünü görürsün de, kim bilir bizi bir daha yüzüne takmaz olursun.”

Sizler bir gün elbette geçip gidecektiniz, eriyecektiniz. Ama her maskenin düştüğü o günden önce maskesini düşürene ne mutlu!

Hakikat o zaman sana secde eder. Ölüm hükmüne gerek kalmadan dünyada kendini öldürmek demek tam da budur. Sen balo bittiğinde değil, balodayken maskeni çıkardın; bütün oyunu, bütün baloyu tatsızlaştırdın, aştın gittin.

Böylesi ölüm şenliktir.

Sana işte o zaman çıplak derler, deli derler, aptal derler, ahmak derler…

Sen yüzünü kabrin yüzü olmaktan, mezarının yüzü olmaktan çıkardın, hakikatin, kalbin yüzü yaptın.

Sana tiksinerek bakanlar, eğlencelerine gem vurdun diye kedere dalmışlardır. Onlara kendi kederlerini hatırlattın diyedir bu bakış.

Maskeni çıkar, bu çıplaklık utanılacak bir çıplaklık değildir. Yüzün çıplaklığından utanılır mı?

“Edepsizim” diyorsun,” kederliyim” diyorsun, “Muhammedi, muhabbeti dilime alamam şimdi” diyorsun. “Bana böyle sözler söyletme, hak erlerinin önünde beni mahcup etme, günahım dağları aşmış da ruhumu ezmiş” diyorsun, “zevke sefaya bulanmışım da, şeytanın masasında meze olmuşum “diyorsun, diyorsun da diyorsun…

Sen aşkın lisanını kendi kendini mahkûm ettiği hüküm mü sandın? O ki, bir tek sevmeyi, rahmeti kendine farz kıldı. Aşkın lisanına şeyhler, müritler, fıkıh âlimleri, ezanlar, namazlar galip gelir mi sandın?

Ey gönül, sana dillenmeme kızan gönülleri de fesatla doldurmuşumdur ve o fesat onların ibadetlerine bulanmıştır.

Sen pek tabi bir günahkâr kulsun. Ama ben her birinizin şah damarlarında geziniyorum derken, hangi fetva sahibi, “ ey yüce nur, bu kulunda gezinip durma, onun kadar günahkârını pek görmedim doğrusu” diyebilir? Böyle diyenin gözü, benim nurumla kamaşmış, kör olmuştur. Onun şifası, bu sözlerden dönmesidir.

Sen ki, günahlarından giyindiğin elbisenden gururlanmıyorsan, bu sesleri işitmeye muktedirsin.

Bu ses yalnızca sana mı? Bu, beni tanıyan ama kederlerine yenik düşüp, ne çok kere yeis bataklıklarında debelenen herkese sözümdür.

Örtünüzün altında BEN gizliyim, çehrenizin üstünde BENİM MÜHRÜM var.

Maskenizi takarsanız benden ayrı düşersiniz, kendinizi başkası zannedersiniz. Öyle zannettiğiniz için de ben size başkası olarak göründüğümde “ beni niye rahmetinden ayırdın?” dersiniz.

Siz kendinizi benden öte zannederseniz, ben de sizi bu zannın hükmüne tabi kılarım. Beni ben olarak göremeyen, ayrılık olarak görüp, bu ayrılığa üzülür.

Bütün maskelerin düştüğü gün, hepiniz hakikatinizi göreceksiniz. Lakin asıl keder, o güne kadar maskesini hiç yoktan bir kez olsun çıkarmayanlara bulaşır. Bunlar, kendi yüzlerine bakamayacak kadar utanıp tekrar maskeleri ardına saklanmak isterler. Ben de bu isteği geri çevirmem.

Ama maskeyle bana gelen herkese ayrılığı hüküm kılacak değilim. Dünyada bir kez olsun kendi yüzünüzü, yani benim yüzümü gördünüz mü? Ne ala!

Fakat o kadar korktunuz ki, örtülerinizi kalınlaştırdınız, hatta maskenizi korkuyla yüzünüze çivilediniz.

Ziyanı yok. Yeter ki o gün çivilerinizi sökmeye geldiğimde, acısına katlanmış olun.

6 yorum:

üryan dedi ki...

"Yeter ki o gün çivilerinizi sökmeye geldiğimde, acısına katlanmış olun. "

o maskelerin altında da canı acır insanın.. Aslında öyle bir acır ki; acının şiddetinden acıyı bile hissetmez..

gelip eliyle sıvazladığı gün yüzümü, canımın nasıl yandığını hissettim..

Kali...
Bu konuyu en kısa zamanda konuşmalıyız dostum :)

P.R dedi ki...

çok etlilendim.
Bu aşk öyle büyük ki.

Can Anar dedi ki...

Ellerine, yüreğine sağlık Kali!

Örtündükçe, saklandıkça yakınlaştık bildiğimizden uzaklaştığımızı, müebbet muhabbbetle kendi yüzümüzle farklı yüzleriyiz zaten o balonun...giyindikçe değil içimizde olan "kötü"den soyundukça,hayvanlığımızdan öldükçe insan oluyoruz...

Kali Rind dedi ki...

Üryan: konuşacağız tabiki...

P.R: Aşk öyle büyük ki... ki den sonra, onu anlatmak için üç nokta gerek.

Can: Aşk bizi soysun. Bir tek onun yüzünden 'edepsiz' görünmek yakışır insana.

feelozof dedi ki...

aşk nesnesini idealize eder,,,
tutku nesnesini tanrısallaştırır,,,
yine de bu homo sapiens sapiens halleri içinde tiksintiyi nereye yerleştireceğiz, demek ki saf haliyle yaşanmıyor bu, bir çatışma halinde yaşanıyor, yüce hakikati olduğu gibi aktarmalıyız müstakbellere ki bocalamasınlar, mideleri bulandığı zamanlarda bastırmasınlar, bir parmak atıp kussunlar,,,
potansiyel olarak sonsuz sayıda kadına aşık olmak olası mıdır, gerçek bu da olabilir, neyse artık çıtayı yükseltme zamanı yaklaşıyor adamım, provakasyona başlasak yeridir,,,

dilallalla:) dedi ki...

"Örtünüzün altında BEN gizliyim, çehrenizin üstünde BENİM MÜHRÜM var.."
etkilendim!!çok hemde!!