DİPNOTLAR

1

C İ N S E L K U T S A L

Zamanında yaptığım hatalardan biri cinselliği belli bir süre yadsımak olmuştur. Nepal gezim, bu konudaki bütün düşüncelerimi devrimsel bir biçimde değiştirdi. Hayatın sıradan bir parçası kıldı onu. Ama Budist ve Hint geleneğine bulayarak yaptı bunu. En bayağı davranışlarımdan, en erdemli görünenlerine dek hepsinin kutsal niteliği olduğunu göstererek; Cinsellik sıradanlaşıp kutsallaştı.

 2

F U H U Ş D U R A Ğ I

Fuhuş her zaman vardır. Ucuza yapılan, içinde hiçbir değer barındırmayan, değersizlik satan her şey fuhuştur. Bu bakımdan hayatımızın fuhuşla iç içe olduğunu da inkâr etmiyorum. Belli zamanlarda fuhuş yapıyoruz. Ama Fuhuş için yanıp tutuşmuyoruz mesela. Yaşarken içine düşüyoruz onun. Bu anlamda yadsınamayız. Hayatını yaşamak zaten tam da böyledir işte; iyisiyle kötüsüyle iç içe. Bir bütün olarak onu iliklerinize dek yaşamak için onu göze almak gerekir. Risk gerekir. Fuhuş da aldığımız riskin, teminatı olarak çıkar karşımıza. Silkeler bizi. Düşünen bireylersek bizi kendimize de getirir. Kısaca fuhuş, düşünen, araştıran, kuşku duyan herkese, onun da insan olduğunu hatırlatırcasına uzun ya da kısa vadede bulaşabilir, uzun ya da kısa vadede o kişide yapışık kalabilir ama nihayetinde düşünen, araştıran, kuşku duyan hiç kimseyi yutamaz, uyutamaz.


3

T A N R I S A L İ S Y A N K A R

Tanrıya inanıyor musun diye sormuşlar bir müzisyene; o da “elbette ki inanıyorum, ama şeytanın kendisi olarak” demiş. Şu sefil dünyayı gördükçe ne güzel bir söz bu. Yaşamımızın bir döneminde, tanrıyla hesaplaşmak gerek. Cesurca sormak, cesurca eleştirmek gerekir, cesurca isyan etmek gerekir ona bile. Çünkü aynen Schopenhauer’un dediği gibi mümkün dünyaların en kötüsü bu dünyadır diyesi geliyor insanın, etrafına bakınca. Böyle bir dünyayı yarattığı için tanrıya kızmamak en başta tanrıya haksızlık olmaz mıydı? Ona küsmek, onu dünyadan kovmak bile çok değil bu vahim durumumuz karşısında. Hele dinsel metinlerdeki kadar canavarlaşan bir tanrıysa bu, nasıl da şeytanlaşmasın gözümüzde? Cehennem tasvirlerindeki o irinli kanlı sahneler, nasıl da acı çektirmekten zevk alan şeytanı getirmesin aklımıza tanrı yerine.

Bütün bu problematiki sona erdirecek bir tek formül var aslında. O da tek bir tanrıya inanmak; kendine! "Tanrıya inanıyor musun?" sorusuna vereceğimiz cevap da belirdi böylece: En El Hak ( elbette egoistin en el hakkı değil bu). Ancak şimdi anlam kazandı varoluş gözümde. Şimdi neden kendime kızdığım, isyan ettiğim anlaşıldı ve manidarlaştı ( Ben bendeki benden habersizdim) . Ben içinde şeytanı taşıyan tanrıyım. Ya da içinde tanrıyı taşıyan şeytan. Önemli bir not: Her halükarda ben tanrıyım fakat tanrı benden ibaret değildir.

Durun durun; Tanrı yok! Allah var.

4

S A R M A L

Tarih seksenlerden itibaren soyut bir duvara tosladı. O andan itibaren her sene bir diğerinden farksız oldu ve yıllar arasındaki farklar rakamlardan yani nicelikten ibaret kaldı. 1980’lerin orta yerinde ya da 1990’ların başında bir yerlerde tarihin doğrusal çizgisinin yaşadığı bu katastrof, tarihin en geç 1990'larda tıkanıp kalmasını sağladı ( pek çok filozof dillendirdi bunu). Bu yüzden 2000 yılı -tabiki gerisi de-hiç gelmedi. Henüz yaşanmadı. Çarptığımız duvar tarih çizgisinin bir iç sarmal oluşturarak ilerlemesine sebep oldu. Bu sarmal kendi içine doğru dönüp duruyor. Bu bakımdan mikro kozmos’a doğru ilerliyor. Sarmallar da iki çeşittir; içbükey ya da dışbükey. Bu içbükey bir sarmal oldu. Peki, neye tosladık biz? Tüketim duvarına. Bu duvar tüketebileceğimiz dışsal varlıklar kalmayınca, kendi içsel varlığımıza yönelmemizi ve içimizde bir şeyleri tüketmemizi tetikledi. Ama bu noktada da bir faydası oldu, kendi iç dünyamızı tanımamızı sağladı. Zaten yenidünyayı bilinçaltı olmayan insanlar kuracaklar. Bunun için ara ara taşarak limitte yaşayan insanlar gereklidir. Çünkü bastırılmış duyguları minimum bazdadır bu insanların. Bu iç sarmal insanı bireyselleştirdikçe, birçok kişiyi limitsizliğe de taşıdı aslında. Ve bu şekilde, insanlığa yaptığı kötülüğünün yanında bir iyilikte de bulundu. Yalnızlaşma, adalaşma, onun olumsuz bir özelliği, fakat bu yalnızlaşmada insanın tüketmek için bile olsa kendi ruhuna yönelmesi, kendini tanıması için olumlu bir adım oldu.

5

K Ö T Ü N Ü N İ Z İ N D E

Bugün küreselleşen tek şey var: TERÖRİZM; Varlığı, değeri, anlamı terörize ederek, bir kişinin lider olması iletişim imkânlarının artması ile kolaylaştı ve dünyayı kaosa sürüklemek çok daha kolay. Dünyayı içerisinde bulduğu sarmaldan çekip çıkaran şey ise terörizm oldu aslında. O bize kapitalizmin çöküşünü fısıldıyor ve o, yeni bir dünya kuracak. İnanılmaz gelebilir ama yenidünyayı terörizm kuracak, barbar kavimlerinin Roma’yı istilası gibi, dünyayı istila ederek. Bu büyük bir kargaşa demek ve sarmalımızın bu derin bekleme sürecinde, oldukça derinlere sarılıp durması yüzünden, terörizmle aşılan tarih-zaman duvarımız, eskisine oranla daha bir dipten ilerleyecektir doğrusal olarak. Bu da yeni kurulacak evrenin mikro kozmos modeline göre kurulacağının göstergesidir. Küçük küçük yönetim birimlerine ve kendini çok daha iyi tanıyıp ifade eden insanlara hazırlıklı olmalıyız. Limitsiz, önyargısız insanlara, ‘bilinçaltısız’ insanlara.


6

G İ D E N İ N A R D I N D A N

Bu çağ kahramanlar çağı değil. Kahraman gizemli adamdır. Gizemli olabilecek bütün enstrümanlarını kaybetmiş dünya, yavan bir ıslıkla yetinmek zorunda.

Hollywood sineması niçin maskeli kahramanlarla doludur? Çünkü modern dünya gizemin kendisin kaybetmiş ve yapay, üretilen bir gizeme sığınmak zorunda kalmıştır. Öbür taraftan maskeyle var olan bir gölge kişilik yaratımız zorunludur modern çağda. Çünkü kendin olmak çıplak ve savunmasız kalmak demektir. İncinmek demektir. Zarar görmek demektir. Maske bir zorunluluk olarak karşımıza çıkar: şu gizli kameralar çağında hem gizemin, hem de yaşamanın bir zorunluluğu olarak. Her ne kadar sadece gizemin kendisi yerine havasını verip dursa da her yerde –sinemanın-Himen iktidarı şart: gölgelerin gücü adına.

7

V A R L I K A C I S I

Var oluş iki kez acıtır.

İlki salt var oluşun acısıdır. Doğuştan gelir.
İkincisi ise var olduktan sonra var olamamanın acısıdır. Sonradan edinilir.


8

A H L A K B U D A L A S I


Ahlak üzerine çok düşünüyorum ve bilhassa ahlak konusunda çok yazıp çiziyorum. Bu konuda bir saplantım var. Derin bir saplantı. Sebebi var oluşumdan kaynaklanıyor. Kendi üzerimdeki bir deneyden. Ama sonuçları çok keskin. Bıçak gibi. Nietzsche’nin ulaştıklarına denk. “Kötülük, ahlaki olmama, geleneğe aykırı davranma, ne kadar akla yatkın ya da aptalca olursa olsun geleneğe karşı direnme anlamına gelir” demişti Nietzsche 'İnsanca, Pek İnsanca' adlı yapıtında. Ve devam ediyordu Nietzsche:

"Geleneğin kökeninin ne olduğu burada önemli değildir. O her halükarda iyi ve kötüden ya da her yerde hazır ve nazır olan herhangi bir kategorik zorunluluktan bağımsızdı, ama her şeyden önce bir toplumu, bir halkı koruma amacına hizmet ediyor; yanlış yorumlanan rastlantısal bir olaydan doğan her batıl gelenek bizi, ahlaki olanın bir temeli olarak bir geleneği izlemeye zorlar."


Nietzsche dahasını da söylüyor; en büyük yanlışın bir kişinin kendi varlığını en iyi şekilde sürdürdüğü ve kendi kendine tecrübe ederek elde ettiği değerleri, herkes için genel geçer değerler olarak sunmaya başladığı noktada zuhur ettiğini söylüyor. Böylece geleneğin doğduğunu ve bu geleneğin takipçilerinin başka şartlarda, başka doğrularla hareket edenlerin asla hayatın verimini elde edemeyeceğine koşulsuz inanarak, körü körüne geleneğe bağlı olarak yaşamayı seçmesiyle, iyi olanın peşinden gitmenin hazzı içerisinde yittiklerini de ifade ediyor. Ona gore dindar insanlar, hazır paketlere alışık olan tembel ve uyuşuklardır. Dindar insan çabalamayı, zoru sevmez. Bir anlamda Fast food tarzı bir tüketimin adamıdır o. Ama bu insandan oldukça ayrı olan bir insan tipi vardır ki o tip, dindar insanın kalıplarına aykırı hareket ettiği için dindar insan tarafından zındık kategorisine dahi sokulabilir.Ve haliyle böyle bir teşebbüste bulunan “dindar” a şunu çınlatır Nietzsche:


"Günlük yaşamlarını fazlasıyla boş ve monoton bulan insanlar kolayca dindar olur. Bu anlaşılabilir ve affedilebilir bir şeydir. Şu şartla ki, onların, günlük yaşantıları boş ve monoton bir şekilde geçmeyen insanlardan dindarlık talep etme hakkı yoktur."

(Nietzsche, İnsanca, Pek İnsanca, istanbul, Say Yayınları, 2003 sayfa 113, 115)

Çünkü diye devamını ben getireyim; Zaten böylesi insan kendi dindarlığını yaşıyordur da ondan!

Ama öbür taraftan, kitlelerin genel geçer ahlak kurallarına, geleneğin miras bıraktığı kurallara sıkı sıkıya uymasında fayda var. Zira demir leblebi, sağlam midelerin ve dişlerin varlığıyla öğütülebilir. Oysa pek az insan, demir leblebiyi çiğneyebilir. Çoğunluk için geleneğin en lâfzî parçasının yaşaması hala elzemdir. Ama bir yandan çoğunluktan ne kadarını daha, kendi şahsiyetlerini bina etmeye çağırabileceğimizin hesabını da yapmalıyız.

“Bende abes ve küfür olarak gördüğün senin abesin ve küfründür.” Her işin Ehli Lafzına sesleniş.


9

B E N İ P A Z A R L A Y A N R E K L A M L A R

Her yer reklam panolarıyla dolduruluyor. Neyi satın almamız için? Kendimizi; Tekrar tekrar satın almamız gerekiyor. Aksi takdirde yitiririz onu (modernizm böyle diyor). Ama bu kendim, benim kendim değil, düzen tarafından oluşturuldu o. Ve aslında her defasında, düzeni satın alıyorum.


10

H A K İ K A T İ M i Z

Farklı pınarlardan doğduk ve yollarımız da ayrı bu yüzden ( fakat her birimiz suyuz işte!); ve hepimiz aynı denize akıyoruz. Hakikat budur.

Kendi kurtuluşum için kendi bataklığıma dalmalıydım çünkü kaybettiğim kalbim onun içinde atıyordu.


---------------------------

Tanrıya inanıyor musun?

Kendimden şüphe etmemi beklemiyorsun herhalde?


11

U Y U Ş T U R U C U Ç E Ş İ T L E R İ

"Ayinin baştan çıkarıcılığı"

Ben buna meşru uyuşturucu diyorum.

"TV’nin beyin yıkayıcılığı"

Buna ise yasal uyuşturucu.


12

B İ R İ L E R İ N E İ T İ R A F L A R

Pekâlâ, kabul; Dünya denen gezegende biz insanken, hiçbir sorunun yaşanmayacağı bir nihai düzen asla ortaya çıkmayacaktır.

Ama insan dışında bir şey olduğumuzda, dünyada ortaya çıkan sorunsuz bir nihai düzen ise hiçbir anlam taşımayacaktır.

O halde; bize gereken, "derdim bana derman imiş" dedirtecek anlamlı sorunlardır.
--------------------------------

İçgüdüleri ile düşünceleri arasındaki insan bir de metafiziğin perdesini yırtarsa tam bir kaçık olur. Bir süre bunalım yaşamaması işten bile değildir. O çelişkinin çocuğudur elbette. Ama reddedilen çelişkinin değil, tamamen özümsenmiş, kabul edilmiş çelişkinin. Onu diğerlerinden ayıran fark da budur. Metafizik ona yeni bir şey vermez ya da daha farklı anlamda ifade edecek olursak; onu çelişkilerinden kurtarmaz. Metafizik ona unuttuğu hakikati hatırlatır:

Bu zincirleri çözecek kişi bu zincirlerle bağlanmış kişidir.

Kâinat tanrının 'çözüldüğü' yerdir; tıpkı şekerin suda erimesi gibi. Burada bir tanrıya ihtiyaç yok çünkü her şey o. burada bir tapınak aramak gereksiz çünkü zaten onun içindesin.

13

D İ Y A L O G

-Ne kadar rezil bir adamsın, bu güzel sözler bu iğrenç adamdan mı çıkıyor?

-Bir dışkı olduğumu farz et istersen. Öyle olsam bile sana hakikati anımsatıyorsam, değersiz sayılmam.

14

S A N A L S E V İ Ş M E L E R

Modern zamanlarda sanal seks bir günah küpü olmayacak kadar masumdur. Yüzyılımızın insanı kalabalığın içinde yalnızdır. Bu yalnızlığının sebebi de fetişist olmasıdır. Fetişler yüzyılında yaşıyoruz. Ve üstelik beden en büyük fetişlerden birisidir; sadece beden olarak da değil üstelik, normlar ve standartlarla çevrelenmiş olarak. Normal beden fetiş bedenidir. ( üretilen fetiş) İdeal olandır ama çoğu kişi için uzaktadır ve ulaşılamaz. Üstelik sadece “standarda” uygun bedenlerin fetişleştirildiği bir yüzyılda, bütün amacı fetişle özdeşleşmek olan insanın hayal kırıklığı kendi bedeninin standart dışılığı ile taçlanır. Peki, nedir bu standart beden?

Standart beden, genel güzellik algısının sömürülmesiyle oluşturulmuş bir medya biblosudur. Güzelliği bir sanayiye dönüştürmeye çalışan sistemin, kendisine uymayan herkesi içten içe çirkinlik abidesi olarak etiketlendiren bir sömürü fetişidir bu. Bu fetişe benzemek için spor aletlerine, şampuanlara, en nihayetinde cerrahlara başvurulur. Beden ölçütleri medyanın standartlarına uydurulur. Uydurulamayanlar ise, yiten seksapellerini sanal olarak inşa eder.

İşin ilginç tarafı bir süre sonra normlara uyan bedenlerin sahipleri de sanalı talep etmeye başlar. Zira ya bu bedenler tekrar yıpranacaktır ya da oldukları haliyle, kişiye sadece sahteliği hatırlatacaktır. Her halükarda “dışarıdaki gerçek”, hiç olmadığı kadar kirletilmiştir. Kendi bedenleriyle ya da toplumla, var olan gidişatla şu ya da bu sebeplerle barışık olamayan insanların yüzyılında sanal olan her şey umuttur.

Arzu; bedendir ama standart beden. Bedenimizin standartsızlığı arzu uyandırmaz. O yüzden arzuyu hayallerimizde ararız. Sanal dünya hayallerimizi biçimselleştirip sistemleştirerek, birazcık da gerçekle süsleyerek hayallerimizdeki arzuyu ilk defa gerçeğe değdirir. Sanal olanın cazibesi budur.

Öbür taraftan; insanları biraz olsun kendilerine dönük yaşamaya yönelten her şey toplumun baskısının ağır olduğu toplumlarda çok kötü karşılanan bir tutumdur.

Çoğu kişi için asıl iğrenç olan bilinmeyen bir kişiyle yapılan sekstir. Neticede sanal seks de bu tür bir seksin bir parçası olarak iğrençtir onlara göre. Bu yüzden böyle bir seks katiyen sevgi ve saygı barındırmayarak, insanı tamamıyla nefsinin isteklerinde boğar.

Doğrudur. Bencil istek ve tutkuların yönlendirdiği her hareket, insanı ötekini yok sayan bir yola sürükler. Ama daha en baştan;”en bayağı ve bedensel” olarak idealize edilip normlaştırıldığında yok sayılmamış mıdır insanın kendisi? Ve böylece, beden aracılığı ile kendini ifade eden insan, -aslında bilinç altında-sadece arzu uyandıran bir beden aracılığı ile insan olarak kabul gördüğü, toplumsal işleyiş mekanizmalarında ancak bu şekilde yer bulabildiğinden ötürü, “standarda uymayan” kendi bedenine yabancılaşıp yalnızlaşmıştır.

Hatırlatıcı Not: Sanal alan sadece norm dışı bedenlerin ortamı da değildir ayrıca. Gayet normal ve ideal bedendekiler de sanala koşmaktadırlar. Çünkü onlar da, fetişleştirdikleri kendi bedenlerinin kurbanı olmuşlardır. Şimdiye değin onlara yaklaşanlar ruhları için değil, güzel bedenleri için yaklaşmışlardır. Bunu fark edenler, bedenlerinin bütün güzelliğine rağmen, gerçeğin acı veren doğasından kaçıp, sanalın fantezi dolu dünyasına sığınmışlardır.



15

B İ R Ç E Ş İ T D İ N D A R A Ç M A Z I


Günahkârları bu dine sokmayalım, yoksa bu dini aşağılamış olurlar.

Okullar olmasaydı milli eğitim ne iyi yönetilirdi.

İkisi arasındaki benzerliği görebiliyor musunuz?


16

M O N O L O G L A R

Konuşup duruyoruz. Ama hayatı kaybettik. Bilgisayarlar da bir sürü işlem yapıyorlar ama hayatta değiller, yapay bir sistemdeler. Bu halimizle bilgisayarlarlara benziyoruz. Tartışmalar, değerler, veriler, öneriler bizi dışarı çıkarmıyor. İçerideyiz; hapishanede.

Hepimiz hapishanedeyken birbirimizin o tarafını bu tarafını, orasını burasını çekiştirip duruyoruz. Gardiyanlarımızı eğlendiriyoruz böylece. Şöyle bir hikâyeyle anlatalım durumumuzu;

Kafesteki maymunlara birkaç muz atan çocuk, maymunların kavgasına yol açan muzunun maharetlerine alaylı alaylı bakıyordu. Bir nimetmiş gibi görünen muz, hayvanat bahçesindeki maymunlar için tam bir belaya, onu maymunların kafesine atan için ise eğlenceye sebep olmuştu. Kafesin içindeki maymunların kavgası ne büyük kepazelikti.

Bu hikâyedeki maymunlardan biri olmak için tek nedeniniz muz mu?

Ya kafes ne olacak?



17

K A Y B E D İ L E N

Eğer metafizik bir ülkümüz olsaydı, kendimizi toptancı zihniyetin elinde, içine düştüğümüz bataklıklarda ebediyen çürümeye mahkûm zavallılar olarak görmekten kurtulup, o bataklıkta dahi hikmetimizi bulabilirdik. Çekinmeden, usanmadan, var oluşun bilinmeyenlerini bilebilme adına attığımız adımların, bizi sürüklediği sapa yollardan ötürü, millet bana ne der kaygısı yerine, buradan hedefime nasıl ulaşabilirim kaygısını taşısaydık, her hal ve her muhit bizim için hakikate açılan bir sır olabilirdi. Fakat el âlem adına  maskelerimizin sığ dünyasında, hayatı tanımaya yönelik tek bir adım atmadan oyalanıp gidiyoruz. Bu oyalanmaya da dava, namus, din, itibar, mevki, ahlak diyenlerimiz çoktur.


18

M A S K E S İ Z

Maske takmaktaki kabiliyetlerinden ötürü aziz mertebesine yükseltilmiş insanlardan daha kötü değilsin dostum. Senin suçun şeffaf olmak, onların erdemi ise maskelerini kendi yüzlerine çivileyebilmekti.


19

G Ü N A H

Karşıma çıkan insan tipi: “bu batağın içindeyken tinselliğe yönelmek bana saçma geliyor. Ya tamamen tinsel olunmalı ya da bu batağın içinde ondan uzaklaşmalı, çünkü öbür türlü daha da günahkâr olacağız.”

İşte buradaki tinsellik anlayışı buydu. Tamamen dualiteye dayanıyordu. Dönüştürmemiz gereken bilinç buydu.

Oysa kendimi doğamın sınırları çerçevesinde mükemmelleştirmeliydim.

4 yorum:

HayatErkegi dedi ki...

süperdi. ellerine sağlık, hatta her şeyine sağlık :)

feelozof dedi ki...

bunlar gerçekten de dipnot, bi dip ve bi not, ben hala cinselliğe takıntılıyım, bi nepal gezisi gerekiyor sanırım bana da :))

sema-feelozof dedi ki...

yeni bloguma bu dipnotlarla misafir ettim seni,,,
: )

Adsız dedi ki...

çokiyi