UMUT KAÇAĞI


1
Anlamsızlığın buhran tepelerinden yakıcı çöllerine, vehmin dipsiz kuyularından mağaralarına uzanan, kasvetin iktidarı altındaki gölgeler imparatorluğunda bir umut kaçağı olarak yaşıyorum.


Fakat ben yolculuğumda, aynamı kırdım. Hiç umut olmadığını fısıldadı çöl rüzgarları kulağıma, ağladım. Lakin karlı bir zirvede o yansımayı gördüm. Güneş buralarda sönmüştü. Ama o zirvede bir parıltı vardı. Oraya doğru yola koyuldum. Zirveye varmak zor iş; üstelik gölgeler peşinizi bırakmaz. Çok geçmeden yakalanmanın eşiğine geldiğimi anladım.

Bütün kötülüklerimin ardından, kendimden uzaklaştığım mağaramda, karanlığımın gölgesi üzerime düştü yine. Bulunmuş olabilir miyim? Tekrar mı bırakıp gitmeli, yeni bir kaçış mı, hemen şimdi? Tam da zirve bir ümit doğurmak üzereyken…

Ayaklarım dibi belirsiz yeryüzünün üzerinde zıplayıp durmakta. Beni tamamen yutacak o iğrenç derinliğin korkusuyla, koşmaktayım. Soğukluğu(ki kızgın ateşten daha kızgın bu soğukluk) vücudumu sarıyor var oluşun; beni takib ediyor bu gölgeler. Gök yüzüne uçmanın bir yolunu bulmalıyım; yerin altından bir alevden ejder, şimdiden bacaklarımı yalıyor çünkü. Ya cehennem talibim benim ya da buz dünya. Ben ise uçabilmeliydim ya da kılıcım ellerimde olmalıydı, karşısına çıkabilmeliydim böylece cehennemimin.

“Koş koş, arkanda koca umutsuzluk ininden çıktı, adanı bulmalısın, duvarları kırmalısın. Sırları daha fazla taşıyamazsan, ölmelisin.”

İçimde debeleniyor bu sesler bir yasa olarak. Tek yasası bu mu gerçeğin?

Peki, mevsimim neden kış (çöllere, alevlere aldanmayın hiç) ? Her şey kaderimi karanlığın ellerine vermek için saldırıya geçmeli miydi? Ve Güneş uzun zamandır kayıp. Bir de peşimde Pandora’nın bütün kötülükleri. Mağaramda yalnızlığımın boğucu gölgeleri yetmezmiş gibi, bir de şimdi o geldi! O, buldu beni!

Kılıcım ellerimde olmalıydı.

Ah aynam! Ya da sen önümde olsaydın ya! Lanet , sensizlikle başladı zaten. Kendimden bu kadar korkmazdım önümde olsaydın eğer, evrimimi görebilirdim geçmişimden yüzüme yansıyan. Oysa seni kırdığımdan beri, neye dönüşmüş olabileceğimin hesabını yapıp duruyorum. Korkularımı peşime salan şu hortlakta kendi yüzümü görme ihtimaliyle titriyorum.

Tek isteğim: gizli amacımı göstersin kainat ve taşısın beni umut. Ama Siyah peşime düştü. Beni güzellikler takib etmeli değil miydi? Kutsal geleceği karanlığımda nasıl yaratabilirim ki yüzümün şeklini unutmuşken!

Biliyorum: Sandıkta bir tek umut kaldı; kurtarıcı tek değer. Geri kalana bulaştı bütün kötülükler. Ah, bu kadar derinlik ve karanlığın içinden bulmam gerek seni!

Her şeyin ruhu var biliyorum. Cisim aynamı kırmış olabilirim. Fakat artık -şu yokluğa uzanan-cisim beni ilgilendirmiyor. Cisimlerin gölgelerinde varlığı yeniden dikecek iğnemi bulamayacağım apaçık oldu artık bana. Ruhun aynası duy beni! Seni kırmadım ben değil mi? Gözyaşlarımda parla! Ve o yüzden…

Ayna ayna söyle bana, Pandora’nın Kutusu ne tarafta?
Varlığımın hangi kısmına gömüldü umut?
Yüzümün hangi çizgisinden yol uzanmakta ona?

2
“Aynalar, kendi aksimizi seyrettiğimiz suyumuz dururken varsın kırılsın. Ben sana, kendin olabileceğin koca bir okyanus olarak geliyorum.”

Sıyırıyor derimi yokluğun ayazı. Bu cümleleri işitiyorum bir uğultu ve –sanki-dalganın ağzından, zirveye yaklaştıkça, sırrıma yaklaşıyorum yol aldıkça ve gözüm artık yeterince seçebiliyor; zirvede bir fener var.

Konuşuyor... “Yerin ve göğün bütün işkencelerinden sonra yolculuğunun güzergahı apaçık belli oldu” diyor. Denizin yolcuları için bir manası varmış onun. “Kendine dön” diyor. “Atla” diyor, “atla”…

3

Ruhuma fısıldayan Okyanusu gördüm. Kara ve Göğün yurdum olmadığını nihayet kavradım. Denizi görmeden evvel kanatlar ve karada dövüşmek adına elime tutuşturulacak şu kılıç için dua ederdim. Şimdi farkına vardım; bana derinlikler verilmişti; kara derinliği değil. Mavinin en koyusundan en açığına kadar her çeşit derinlik… Göğü ve Karayı yutabilen derinlikler…

4
Kıyıya indim ve sudaki aksimi gördüm.
Yüzüm denizdi.
Cismim damla.
Döküldüm okyanusa…
Sırrıma erdim.
Sır bendim.
Kutuda kalan bendim;
Pandora.

3 yorum:

Aynadaki Aksim dedi ki...

ne büyük bir keyif aldım bu yazıyı okurken üstad. tüm okyanusların en dersin sırrının sana açık olması temennisiyle.

feelozof dedi ki...

tavlada şöyle bi şey vardır, önce atılan hepyek sonraki düşeşi keser,
senin tek şansın dörtcaar atmak bunu da dörtdörtlük yapmak: )

Kali Rind dedi ki...

hiç tavla bilmem:)

Aynadaki Aksim, cümlemize.