MAVİ



Mutfakta kendime çay demleyip, sigaramın dumanını boşluğa bıraktığım bir anda, duvarın üzerinde yapıştırdığım küçük kâğıttan tekrar okudum Pascal’ın değişini: “Her seçiş bir vazgeçiştir.”

Sonra, mavi gözlü hakikatim aklıma geldi. Beni aşka düşüren insanoğlunun gözlerinde parlayan ve onun çok ötesine imalar gönderen mavi.


Maviyi seçmenin de bir bedeli var mıydı? Hayır, asıl bedel, onu seçmemekle ödenir.


Yalnızca-dünyevi aşkın gözlerinde parlayan- bir renkten bahsetmiyorum, bu bir algılama biçimi. Hayatımdaki en derin renk mavidir. Ama bu sadece benim hayatım değil ve mavi sadece benim hayatımda derin değil. Ona benim vaktimden çok evvel derinliğin rengi demişler. Eskiler daha iyi bilirmiş bu işleri. Renklerin kendilerinin sıradanlaştırıldığı hayatlarımızda, sıradan bir renk olarak kaldı mavi. Ama ruhsal tekâmülün, eninde sonunda maviyle buluştuğu bir nokta var; Gökyüzü, aşkı yaşamak isteyenlerin ve ilahi olandan mesaj bekleyenlerin sığınağı. Sonra bir de şu deniz, okyanus… Derinlik kısacası, oradan gelmez mi, maviden?


Dünyaya kırmızılar içerisinde geliriz ve kırmızıyla ölüp, siyahla örtünürüz. Bu gidip gelmenin arasında diğer renkler ve tonlarla da ilişkilerimiz sıkıdır. Ama gerçek değişmez; hayat mavidir. Kırmızılar içerisinde geldiğimiz dünyaya uzaydan baktığımızda maviyi görürüz. Uzay siyah olabilir, ama insanoğlunun –damarlarından kırmızılar aka dursun-can veren rengi gene mavi.


Aşkın rengi kırmızı derler. Bunu yalanlayamam. Âdemoğlunun bir başka Âdemoğluna( bu ifadede dişillik ve erillik aynı anda vardır) vurulması, aşkın girizgâhıdır. Başlangıç kırmızıdır, fakat o aşk hep mavide yaşanır. Kırmızı perdesini kaldırdığımızda, aşkın mavisidir görünen; kırmızının, aşkın bize düşen payı olduğunu o zaman anlarız.


Her şey özgürlükten gelir; maviye özgürlüğün rengi denmesi boşuna değil. Dünya tuvali, maviden mürekkep. Aşka tutsaklıktır diyenler, onun kırmızısında takılıp kalanlar, bu perdeyi kaldırıp maviyi göremeyenlerdir. Mavi sonsuzluktur da.


O halde, dünya tutsaklıktır diyenler de yanılıyor olabilirler mi? Eğer dünya maviyse, saf bir özgürlük hatta sonsuzluksa, nasıl olur da aynı zamanda tutsaklık olur?


Yitiş, maviden kopuşla başlar. Gökyüzünü kızıla çaldırmamız, denizleri bir karabatağa dönüştürmemiz, maviyle ilişkimizi açığa serer. Diğer renklere yapılan muamele de aynı derecededir; her şeyi griye boyayıp duran ve sonra hayata küsen çocukların tutsaklıkları kendilerinden menkul.


Vassily Vassilyevich Kandinsky’nin mavi çabası, grileşen dünyaya bir cevaptı bu yüzden. Ne zaman gri beni yorsa, onun tablolarında, kendimi sükûnetin kollarında, asıl ‘an’ımda buluveriyorum. Sonsuzluğun bir 'an'ı varlığımı silikleştiriveriyor (olumsuz manada değil!). O zaman bilincimin arkasındaki engin mavilik zuhur ediyor. Kendi küçük dünyam, mavinin görüntüsüyle, sonsuzlukla bağını hatırlıyor. O zaman sonsuzluğa tanıklık ettiğimi anlayabiliyorum.


Sanat’ın niçin mavi olduğunun, mavi olmayıp da sanat denilen şeyin neden sanat olamayacağının açıklamasını Kandinsky’den değil, sonsuzluktan ediniyorum ben. Gri bir duvara, gri bir boya sürerek neyi ne kadar değiştirebilirsiniz? Oysa bize, unutmak üzere olduğumuz maviliği hatırlatacak mavi düşlerle boyanmış bir fırçaya ihtiyacımız var.


Mavi bize özgürlüğün güzelliğini vaat ediyor. Öte yandan, biz onu gökyüzünden alıp, bayraklarımızın ve flamalarımızın rengi olarak damgalarken, geride bir gri ton kalıveriyor gittikçe koyulaşan. Sonra özgürlüğün sadece söylemlerimizde, simgelerimizde, kumaşlarımızda temsil edildiğini haykırıp, onun adına savaşıyoruz güya. Düşlerimizde mavi yok.


Maviyi sevdiğimiz iddiasında, her hareketimizle onu inkâr ediyoruz. Onu dünyamızı kesif bir gri içerisinde bırakmak için çırpınıp dururken, göremediğimizi iddia ediyoruz. Kimileri de küsüyor maviye. Mavi yoktur diyor; morlara bürünüyorlar. Evet, bu sırada bir mor çıkıyor karşımıza.


Mavi’de- uçamayıp kalanların,yüzemeyip- boğulanların rengi; morlarımız da var. Hem de sayıları o kadar çoğalıyor ki-kendi hayatımızda da-! Mavi’nin kanayan vücudundan mor akıyor. Hayat çürüyor, morarıyor. Mavi küçük küçük öldürülüyor yaşantılarımızda, büyük büyük kanıyor… Maviye indirilen yumruklardan sonra, haddini aşmış bir mor, maviyi inkâr ediyor; varlığın fonu hep maviyken.

3 yorum:

Berrin'deniz' dedi ki...

maviye dair okuduğum en güzel yazıydı..
yani aslında şimdi bana hissettirdiklerini yansıtamıyorum, böyle kuru kuru yazıyorum işte..

teşekkürler.

feelozof dedi ki...

moru bilirsin, maviyle kırmızının karışımıdır, mordan tekrar maviye varmak için onun içindeki kırmızıyı çekip çıkarmak gerekiyor,,,
anladın sen onu : )

Kali Rind dedi ki...

Berrin'deniz', hislerin yansıyılamaması da bir duygu ifadesi. Teşekkürler.

Feelozof, kanatmamak lazım...ve perdeyi de çıkarmak bazen.