KALIBININ ADAMI DEĞİLSİN!

Sevgilimin göğüsünde cehenneme giriyor her gece, eriyordum. Cismim katılığından soyunup akıyordu ateşin üstüne; Yanıyordum. Sevgilimin de yanışını izliyordum tenimde. Bir müddet katılıktan kurtulduğumuza şükrediyorduk. Fakat sonra yine aynı katılığa bürünüyorduk ikimiz de. Dünya ayırıyordu bizi, cehennemdi.

Şu tenin duvarına çarpa çarpa bitap olmuş can kuşlarıydık biz. Öyle bir duvar ki; saydam cismiyle sevdayı gösterip cezb ediyor ama yolumuzu kesip, kanatlarımızı kanatıyordu. Kavuşma isteğiyle her kanat çırpışımızda cam duvara çarpıyorduk; ten duvarının acısına katlanıyorduk yine de; Gözlerimize mest edeni gösteriyordu ya…Buna bile değerdi ama gün geçtikçe mum gibi eridik dünyanın katılığında. Değemez olduk birbirimize; yandık tutuştuk, bittik neredeyse…

İsyan ettik; cismimizle dünyaya düştük diye feryatlar ettik. Anlayamadık acılarımzı. Bitsin istedik; Kavuşamamanın ızdırabı bitsin…

Ve bir gece; aşk bize geldi ve dedi ki:
“Çabanız teni geçti, ruha erdi. O yüzden tenlerinizle birbirinize dokunup ayrıldığınızda ortaya çıkan cehennemin manasını vermek için ilahi lütuftan kopup sizi almaya ve hikmeti göstermeye geldim.”
Kanatlarına tutunduk; uçtuk.

Öyle yükseğe çıktık ki, dünya perdesi görünmez oldu; Ve sevdiğime baktım aşktı. Kendime döndüm aşktım. Gördüğüm her şey aşktı. Beni alan aşk, kesreti de aldı; Lakin, bir müddet sonra kendime dedim ki; “muhabbetin hikmetiyle alem dolup, her zerresinde ‘benliğini’-yani özbenliğini yani beni- tekrar tekrar, şevk ve neşeyle keşf etsin diye ikililiği düstur edindiğim için, kendimi şu dünyanın çokluğuna dağıtıp, beni özleyenlere varlığımı hiç ummadığı bir anda hediye etmek maksadıyla, fani bedenin içinden, zaman zaman kendini unutan şu ten dikenine sarmalanmaya devam edeyim, edeyim ki, muhabbetin tohumundan bir başka vücuttan da neşet edip, onun kanayan kalbinden cezb eden rengimi alıp kendimi seyredeyim. Seyredeyim ki, güzelliğimin bir veçhesi böyle tamam olsun zamansızlıkta ve bil ki, sırra bir kez erenler, hep bende kalırlar bedenden soyunduklarında.”

Ve salındım aşağılara, karanlığıma; Şimdi bu sözleri aşk dedi diyorum zira benliğim vaadimi gölgeledi ve ancak belli vakitlerde bu vaad bana hakikat olarak göz kırpıyor. O vakitler dışında cehennem oluyorum. Kabus oluyorum, çöküyorum varlığın üstüne; acıyıp acıtıyorum; nefrete bile dönüşüyorum bozulup tenimde.

Ama bu sözler söylendi biliyorum. “Bir kere kanatlandım ya!” diyorum kendime. Sonra bol bol muhabbet ediyorum, kendini aşk bilmeyenlerle ve aşk bildiği zamanları unutan benle; bir bakıyorum gül bahçesi doğuyor gönlümden, bir gül koparıp veriyorum sevdiğime o da gül oluyor, içi güller doluyor, muhabbetle ekiyor bir başkasının kalbine aşkı. Süzülüyoruz kalpten kalbe. Ancak Gül bahçemizdeki dikenlere de batıyoruz bilerek ya da bilmeyerek; Lakin Güle cezb edici rengini veriyoruz kalbimizden böylece;açan aşkı seyrediyoruz gözyaşlarımızı içerek. Ve hakikatte kendimizi seyrediyoruz hep.

Ne ki insan, kanayan kalbine bakıp, kalbine batan dikene lanet ediyor çoklukla ve başının üzerinde tomurcuklanan gülünü göremiyor. Dikeni battığ zaman acısının hikmetinden nasipsiz kalıyor. Gülünü göremeyen insan, acısında, cehnenemi kalbinin kanadığı yere yerleştiriyor.

Ve hikayenin anlatıcısı da ne çok kere cehenneminde kayboluyor, göğündeki aşkı görmeden; kendine sitem ediyor, varlığında kusur buluyor, küfre düşüyor; yine, yeniden. Halk ona şaşıyor; “kalıbının adamı değilsin” diyor. Doğru diyor. Zaten aşk fısıldıyor her yerden Adem soyuna; “hiçbiriniz kalıbınızın adamı değilsiniz!”

Elhamdülillah!

8 yorum:

Aynadaki Aksim dedi ki...

Bundan bir kaç gün önce bir forumda hummalı bir tartışmaya girdiğimiz biri bana ''Ben sana gül uzattım, sen eline batan dikene takılıyorsun.'' demişti tartışmanın sonunda. ben pek umursamamıştım çünkü galip gelmiştim. şimdi bu yazı bir tokat gibi geldi bana. kalemine sağlık.

Kali Rind dedi ki...

Aslında bu yazı bana da bir tokat. Beraber yemiş olduk afiyetle bu tokadı.

Anlayışına sağlık.

feelozof dedi ki...

ya kalıbın gibi ol,
ya olduğun gibi kalıplan,
geçen şunu düşündüm, ben onsuz bir hiçmiyim, sonra esas onunlayken bir hiç olduğumu keşfettim, bir şey de değildim, bir şey olmak arzusunda da değildim, niçe insan bir çelişki varlığıdır derken haklıydı belki de, evet eline diken batar, ama elini hafifçe çekmeli ve akan kanı izlemelisin, elini dikene daha da batırmak değil,
gül tene, diken ete değer (değer mi)

Efsa dedi ki...

Ben okumaktan çok keyif aldım bu yazıyı. Teşekkür ederim.

zihni dedi ki...

aşk, adam ve kalıp.

kalıplar köşeli olur genellikle, oysa aşk boyutsuzdu
ve
anlamlara inat sonsuzdu.

aşk adamı zincire vurmayagörsün gökelrin boşluğuna, anlamların iflas etmesi kaçınılmaz.

"kalıp" ise söz konusu olan,
o ancak ölümsüzlük taputu
olarak cümlelerde yer bulabilir.
Yani "yok" hükmünde bir durum.

zihni dedi ki...

ek:
kalıpsız kal ama kalpsiz asla:)

Kali Rind dedi ki...

Efsa, rica ederim. Zihni Bey, ne güzel eklediniz:)Sağolun.

Kali Rind dedi ki...

Feelozof, hislerime tercüman olmaya devam ediyorsun.