TANRIYI ÖLDÜRMEK


Bu sabah tutuklanabilirim, ama bir firarın da başlangıcındayım. Anlamsız çabalarımdan sonra bunu göze almalı.

Boşluğu kelimelerle anlatma derdinin anlamsızlığı karşısında, her şeyime kast eden boşluğu bu anlamsızlık üzerinden yakalayıp tokatlamak! En anlamsızı da bu çaba… Kusamıyorum bile; o bile o kadar derin ki, yakışmıyor buraya.

Sabahın dingin ezanlarında, yalvarışla girdiğiniz bir yatağın içerisinden, sizi düşlerinizden kavrayan bir elle süründüğünüzü söyleyebilirim; beklediğiniz rahmetin, üzerinizde gezinen bir yılanın imgesiyle, düşlerinizi bozguna uğrattığını söyleyebilirim. O hep aynı yılan; âdeme cennetin yavanlığını anlatıp, aşkın yüceliğini telkin eden o aynı iğrenç ses. Ve sözler...

Bizi asla anlatamayacak kelimelerin maskaralığı… Sizi sizden çalan kelimelerle, kendinizi ifade etmek zorunda kalmanızın dehşeti içerisindeyim. Bu dehşete düşen Tanrı mı? ‘Söz!’ Hakikatin sindirilemeyip kusulmuş hali. Bu yenmelidir deniyor; yeniliyor… Afiyet olsun.

Bu, numaraların en büyük olanı ve tabi ki en sonuncusudur. Bunun ötesinde ne var? Son perdede oyun biter… Ama hiç bir alkış işitemezsiniz. Hayal kırıklarının kanattığı düşüncelerinizle hızla can kaybedersiniz.

Günaydın!

O bildiğiniz anlamda yoktur… Hiçtir… Ve siz artık piçsiniz.
Karanlığın ortasında gün aydın!

En azından öğleye kadar uyutulma ihtiyacını hissederek, yattığım karanlığımda, sabahı düşlerimde hep aydınlık görmek istedim. Özellikle bu gece, bütün çabam bundandı.

Öğle niyetine uyanılan bir kara sabah. Artık öğle çoktan aşılmış olmalı dersiniz ve sürpriz!

Öğle yalanına kanmışsınız; Henüz uyuyalı, şimdi olmuş. Hiç istemeden görürsünüz işte; sabahlar kapkaranlıktır. Öğleler avutamaz. Geceler zaten kaybedilmiştir.

Dünyaya hoş geldin piç!

“Ama bu çeşit kusmaları sana hiç yakıştıramıyoruz!”

Ben de dünyayı oldum olası yakıştıramadım kendime. Taştığınız yerde boğulasınız diye verilen şu kap… Aşınız… Ama aşmak için son bir rötuş gerekli…

Gelelim şu hikâyeye; ben de kandırılanlar arasındayım. O yeşil mi kırmızı mı olduğunu kestiremediğim meyveyi ben de tattım. Ama aranızdan en şanssızı benim; PİÇ.

Tutunabileceğiniz bir aşkınız var mı? Benim yok. Onu kaybettim. Kendi ellerime tutuşturulmuş beyaz yalanlarımdan ördüğüm kefenine soktum onu. Üzgünüm. Acı içerisindeyim ve bu kelimelerin yavanlığında, derinliği yüzeysellikle kaplayan midesiz birkaç sözcüğün zorunlu kullanımıyla bunları demeye mahkûmum.

Siz hiç treni kaçırdınız mı? PİÇLER kaçırır. Tabi akıllarını da…

Hiç randevunuza erken geldiğiniz için treni kaçırdığınızı, zamanından önce istasyonda olduğunuz halde, bineceğiniz trenin, istasyona adım atar atmaz, ona ulaşamayacağınız hızıyla, gözünüzün önünde yittiğini gördünüz mü?

Bir banka memurunun otomatik sesi gibi bir ses kafanızın içine tosladı mı sizin?

-Verdiğiniz aşk karşılıksız çıktı beyefendi

(Tabi çıkar geri zekâlı, bu sabah o treni kaçırdım!)

Bütün randevularım iptal edildi…

Kriz… Farkında mısın? Parasal değil.

Lanet olsun, battım.

Artık sevdiğiniz başka diyarların insanı ve başka kollarda…

Piçliğiniz tescillenmiştir. Geri kalan her şeye de haciz gelmiştir zaten.

Aşk ve sevgi kırıntıları… Toplayın bakalım. Borcumu ödemeye yetecek mi! Ah tabi! Bununla ilgili değilsiniz. Kopardığınız yanınıza kar kalmalı.

“Bu hayat yağmalanmalıdır.” “Hak etmiştir.” “Ama beyefendi siz kendi kendinizin haydudusunuz!”

-Siktir oradan!

-Sizi saramayan ve hatta size sarılamayan birine nasıl…(Ah mal… Bir bilsen... Bir bilsen… Dersin içinden.)

Üşüyorum. Seni çok seviyorum; boşuna seviyorum. Bir sinek gibi o yoz ışığın etrafında aptalca döndüm. Artık şu lambayı söndürmenin zamanı gelmedi mi?

İşte son rötuş…

Tanrım beni yarattığın için seni affediyorum. Ama bana dönüşmen için de- var olduğun anlamda- seni öldürmeliyim. Sen de beni affet. Ah Oscar; herkes öldürmez miydi sevdiğini? Demiştin işte;

Kimi bir bakışıyla yapar bunu
Kimileri dalkavukça sözlerle
Korkaklar öpücükle öldürür
Yürekliler kılıç darbeleriyle.

5 yorum:

Aşk ve Zehir dedi ki...

Oscar benimde kulağıma fısıldamıştı 1 Aralık'ta

kulaktan, kulağa..

ve gün... hepimiz için aydı!..

Adsız dedi ki...

bunları "herkes" diyerek genelleyebileceğimiz kadar çok insan yaşıyor. siz de malesef hayal kırıklığı, acı, anlamsızlık, umutsuzluk vs vs yaşamayan şanslılardan değilsiniz demekki. ne kadar olası! kolay gelsin. insanları farklı kılan belki de bu durumlarda verdiği tepki.
amaan yalan dünya acı dünya pis kaka dünya deyip keyfiniz ve kahyasıyla uğraşabilirsiniz.depresyona girip en kısa yoldan intihar edebilirsiniz. kendinize anlam kazandıran konum, inanç ya da kişilere tutunup tekrar başlayabilirsiniz. tembel teneke gibi yatıp tuvarlanıp bir mucize bekleyebilirsiniz. başka seçenekler de mevcut. Allah insanların yaşadıkları sonucunda düşündükleri şeylere önem veriyor bence. herkes aynı şeyleri yaşıyor görüyor ama yansımalar herkes için farklı. kimisi acısını şansa dönüştürüyor kimisi drama. tekrar kolay gelsin ne anlamanız gerekiyorsa (size en çok ne lazımsa) onu alın inşallah.

feelozof dedi ki...

kimisi acısını şansa dönüştürüyor, kimisi şansa (bu böyle mi yoksa= kiminin acısı şansa dönüşüyor, kiminin ki drama mı, bilim özgür irade yoktur diyor, bilim zaten tanrıyı da öldürdü ve bilim ölüm=ölüm diyor, bu nasıl bir bilme böyle,,,
inanç; son kalelerden biri aşk, depremi büyük bu yüzden KİMİLERİ için,,,

Adsız dedi ki...

yorumdan sonra aslında ben de düşünmüştüm kişinin durumunu şansa dönüştürmesi nasıl oluyordu diye? yani teorik olarak insan her durumdan kendince bir zafere ulaşabilir muhteşem bir irade gösterirse! iradeye güç veren içten gelen bir istek, motivasyon, inanç, karşı konulmaz bir sürüklenme var ya bence o işte irade dışı! (sabır da aynı şekilde, sabrın bir seviyesi irade dışıdır) onu Allah bize veriyor ve iradenize mazot olan o şeylerle siz acılardan sapasağlam çıkıyorsunuz dram değil tekamül etme oluyor. Salt kendi iradesiyle bunu yapabilen var mı bilmiyorum? yani aklın önderliğindeki irade ile ben her istediğimi yapamıyorum başaramıyorum.aklımdan daha çok duygularım hislerim inançlarım irademe güç veriyor. Allah kimin iradesine mazot verir? onu da Kitabında anlatıyordu imanla ilgili yerlerde. Sen aklınla iradenle yönelmeyi seçersin o da sana bunu verir, sana mazot olacak inancı, kudreti, motivasyonu ya da ortamı sana sağlar. irade sadece niyet yani galiba. ihlaslı samimi niyet etmek.

Kali Rind dedi ki...

tekrar kolay gelsin ne anlamanız gerekiyorsa (size en çok ne lazımsa) onu alın inşallah.

Sevgili Adsız, Sevgilerimle...