AYNA



Buğulu aynanın üzerine, kendi nefesinin sıcaklığını göreceksin. Yaşam bu kadarcık mı? Kendini göremeyeceğin anlamsız bir yük olarak taşıdığın bu ayna o mu? Onu sürekli sırtlamak zorundasın üstelik ve dik yokuşlarda çekeceğin sancılara katılarak acılarını arttırmaya eşlik edecektir o. Kaç kez onu kırmayı düşündün; paramparça edip, bu yükten kurtulmayı, anlamsızlığı şu çıktığın yokuştan bırakıp alaşağı etmeyi. Bunu yapabilirsin. Fakat senin durduran bu sesi sürekli işittin. Şimdiye değin hiç bu denli ayan beyan duyamamıştın onu.



Az ötede kıpır kıpır bir hayat seni bekliyor. Oraya koşabilir, hüznüne ve sevgine sahip çıkabilirsin. Aşkı tutabilir, dizlerini kırıp, başını gökyüzüne kaldırıldığında sevgiden bir yağmur yağdırabilirsin. Fakat sana engel olan, ne? Kendi önünde dikilen şu buğulu saydamlık ve keskinlik. Düşüncelerinde zuhur eden bir nefret sesi aynı zamanda; “kır onu!”



“Şatonda bu ayna fazladır sana! Tepeye çıkarken onu neden bir yük olarak yanına alacaksın ki?” dendiğini de işitebilirsin. Ama sen şatoları bilir misin; güçlü kalelerin güçsüz kollarını ve hasta zenginliğin kara altından başka tutacak hiçbir şeyi olmadığını? Manayı maddede boğan Midas’ın altına dönüştüren ellerinin karalığını gördün mü? Şatolarındaki prenslerin kurbağaya dönüşmek için sırada beklediğini ve o güzellik perisi tarafından asla öpülemeyeceklerini biliyor musun? Oysa sana şu dağ yakışıyor, şu zirve!



Korkma! Bütün kurbağalar prense dönüşebilir. Ve benim prenslerim şatolarda yaşamaz ve aslında hiçbir prensin şatosu yoktur. Ve onlar aynalarını kırmaz. Bir zamanlar derelerinde acı ezgilerini söyleyen; tembel kurbağalarımdır onlar. Ama aynası olmayanın prens olamayacağını bilmelisin. Aynasızlar, kendi suretlerini kendilerinden kaçırmaya çalışırken, kırıklarının kanattığı kalpleriyle hissizleşip solarlar. Kurumuş dallar onlardır, ben onlara şeytanlarımı musallat etmişimdir ve nihayet onlar, kendi ateşlerinde yanmak için sıraya sokulmuşlardır.



Ama onların ateşi paklar mı? Ateşe düşman olup da ateşte yananın çığlılığını duydun mu? Dünya, çığlılık atmakta! Bu yüzden sesim çok cılız. Beni duyabilecek kadar hisli olman ise buğulu aynanı hala sırtında taşımandandır. Ve her şey senin ellerinde…



Lütuf, kabullenmekle doğar. Sen bu aynayla doğdun ama onun buğulanıp durmasından da şikâyetçisin. Ona bu kadar yakın olman, nefesinin sıcaklığında kendini görememene sebep oluyorsa, suç senin aynanda mıdır? Ondan uzaklaşman, kendini göremeyecek kadar küçültüyorsa seni, suç senin aynanda mıdır? Şimdi ellerinle onu tutuyorsun ve ellerinin kanaması karşısında, daha ne kadar dayanacağını bilmiyorsun. Buharın, kendini görmene engel oluyor ve ellerin kanıyor. Ne yapacaksın? Acizliğin içindesin. Hangi sese kulak verilmelidir? Bilemiyorsun.



Dünyanın hissizlik girdabından kurtulan bir ses olarak sana sırrını fısıldamaya geldim. Kırıcı seslerin üzerinden atlayıp gönlüne düştüm ve şimdi içinde şekilleniyorum. Onu taşımalısın. Eğer varlığının hakikatine baş koyduysan, onu taşımalısın. Herkesin onu kırdığı, bir yük olarak gördüğü diyarında, acısına sahip çıkanlara bir vaadim var; sen kabullen! Ellerin kanasın, yüreğin yansın ve acın ümitsizliği damarlarında dolandırsın. Ama seni bu anlamsızlık yıkamayacak. Zira bu boşluğa rağmen, onda henüz hiçbir şeyi görmemiş olmana rağmen, sen bu aynayı taşıyacak ve tepeleri aşıp, dağının zirvesine yerleştireceksin. Ve o zaman göreceksin ki, o soğuk zirvede, senin sıcaklığın önünde buhar olmayacak. Sevgin, başkalarının zevkine meze yapılmayacak. Atlas’ın soyundan geldiğine ama ondan daha da soylu bir şeyi taşıdığına şahid olacaksın.



Issız diyarının bütün iklimini kendi nefesinle değiştireceksin. Üflediğinde yaz gelecek ve nefesini tuttuğunda kışınla donduracaksın. Ama sana bütün kerametlerini, sana kırmanı söyledikleri şu ağır yükün; şu ayna bağışlayacaktır.



Rüzgâr esip deli gönlünü coşturduğunda ve sen zirvende yalnızca, bağdaş kurduğunda, çektiğin acılarının anlamının yaratıcısını bileceksin!



Issızlık senin içindi, hiçlik senin oyuncak kutundu ve zirvene taşıdığın şu varoluş aynası seni sana gösteren sırrındı; SEN OYDUN. BAŞKA TÜRLÜ OLAMAZDI.





5 yorum:

LâL dedi ki...

O aynayı kırmayacağım Kali.. Bakıp bakıp tükürsem de, buharından yönümü seçemesem de, o aynayı kırmayacağım.. yemin ederim..

bu yazıyı bloguma alabilir miyim izin verirsen..

Kali Rind dedi ki...

Elbette alabilirsin,
Sevgilerimle

feelozof dedi ki...

ayna ayna söyle bana benden daha ben başka ben var mı...
çok güzel yazıyorsun, bunun için tebrikten öte bir şey söyleyeyim:
teşekkür ederim!
bir aksi de benim blogdan yansıyacak : )

Kali Rind dedi ki...

:)

Kali Rind dedi ki...

işiten kulaklar için, ben de teşekkür ediyorum.