KURU-M[S]ALLAŞMA


1

GİRİŞ

Baba parası yiyen piçten saygın kurumunuza;

Kendiniz yetmiyormuş gibi bir de zihninizle baş etmek zorunda kalan bedenim iki gündür bitkin bir biçimde yataklarda yatıyor.

İçime gömdüğüm gerçekleri artık zihnime yediremez oldum ve içimi sizlere dökmek için bir karar aldım.

Çünkü:

Amına koduğumun sermaye pezevenkleri ve orospuları, hepinizi karşıma başarı abideleri olarak dikiyorlar. Bir de Pelin Hanım’ın, kıçıyla birlikte kaşlarını da havaya kaldırıp “duyduğuma göre baba parası yiyormuşsun. Tabi, tembelliğin keyfini sürmek varken aza tamah edilir mi ” deyiverip halkın uyuşuk beynini önüme döküverdiği o gün yok mu o gün; işsizliğim her yüzüme vurulduğunda ve sizin rezilliğiniz erdem olarak altın tabakta önüme sunulduğunda, o sözler kene gibi beynime sıçrıyor; ah ona, o zavallıya nasıl anlatabilirim ki, bok yiyesi dünyasında halt ettiği bir sikimlik işlerin, dünyanın amına koymaktan başka bir faydası olmadığını…

“ Artık vazgeç, köle ol, bu çarklarda ezilmeyi, öğütülmeyi kabul et, etmezsen ettirmesini biliriz.” Topunuzun bir araya gelip kurduğu yurttan sesler korosunun nakaratı bu.

Nasıl anlatayım size, yaptığınız işin iş olmadığını, nasıl anlatayım saygınlık ve itibar diye peşinden gittiğiniz şeyin, alçaklık ve ahlaksızlığın daniskası olduğunu!
Hiçbir işte tutunamadım çünkü her işin namussuzuyum. Kesinlikle, kesinlikle sizlerin boklu işlerinizin namussuzuyum.

GELİŞME

Şimdi gelişme bölümünü küçük kurumunuzla seviştiğim o birkaç ayın öznel hatıralarıyla süslemek istiyorum:

“Hocam, kurumu temsil ettiğimizi unutmayalım.” Masa başı toplantılarınızın klişe sloganı…

Güzel güzel yolabildiğiniz öğrenciden yılda 12.000 lira alabildiğiniz bir kurumda aylık 750 lira maaşa talip olmuş bir enayinin hakları unutulabilir öyle değil mi? Sonra istifalarınız daha işe başlamadan imzalatılsın size, imzalatılsın ki, lehinize sonuçlanabilecek herhangi bir durumda, o kutsal kurum size tazminatınızı ödemekten, tereyağından kıl çeker gibi kurtulsun. Üstelik rahat rahat şantaj yapabilsin kimi yerde. Hey gidi öğretmen koyunları, hey gidi sürü başı koyunlar; sizin yetiştireceğiniz öğrenciye vereceğiniz en büyük ders, en güzel ‘mee’ sesini çıkartma dersidir.

Her ne kadar mektubumun bu kısmı direkt olarak onları ilgilendirmese de, “böyle bir kurumda işe başlamanız hataymış zaten” diyenlerin de çarkına çomak ve türü şeyler sokmakta bir mahzur göremiyorum. Onlar da, boylu boyunca uzandıkları şatolarının bahçelerinden arada sırada dünyaya bakıversinler bir zahmet.

Müsaadenizle Zülfü Hocamıza da bir ağıt yakayım;

Vah vah! Sosyalist geçinen Zülfü Hocam, bugün öğrenmiş bulunmaktayım ki, bir papaz gibi kutsadığınız ve adeta kutsal para putunun önünde yere kapanan kurumunuz, bugün itibariyle itibarınıza da yalakalığınıza da, savunduğunuz ‘Amerikan Eğitim’ anlayışınıza da tekmeyi basıp, sizleri siktir etmiş kapısından. Çok üzüldüm desem inanır mısınız?

İlahi adaletin sizin tapınaklarınızın dışından işlediğini görmek ne güzel!

Sizinle ilk tanıştığımda bana istediğim maaşın sigorta içerip içermediğini sormanız da büyük incelikti doğrusu!

Evet, şu düşük maaşı ben kabul etmiştim. Sebepleri açıktı; bünyeme ve zihnime tamamen egemen olmayacak kadar iş istiyordum. Para putunun bütün hayatımı sülük gibi emmesine izin vermek istemedim. Oysa siz ne yaptınız sevgili kurum pederleri ve kurum zangoçları? Aldığım maaşın, şu ahlaksız piyasaya boyun eğmiş bir gariban tesellisi olduğunu düşünerek, köylü kurnazlıkları içerisine girdiniz. Sosyete öğrencilerine ders veren ‘ulvi kurum’, benim anlaşmamız dâhilinde boş günüm(o gün çalışmıyordum) olarak belirlenen pazartesi günüme, göz dikmiş, o gün ‘geleneksel hale gelmiş toplantı’ bahanesiyle 15 günde bir gasp edilmeye başlanmıştı. Bu şikâyetimi müdüre hanıma ilettiğimde “hocam o günü siz seçmişsiniz, öyle denk gelmiş, artık 15 günde bir çocuklar için, yavrularımız için katlanacaksınız” deyivermişti. Müdire tam bir zeytinyağıydı. Öyleydiniz Selen Hanım. O gün o sözün akabinde aklıma gelmişti de söylememiştim; “Biraz siz de fedakârlıkta bulunup, yavrularımız için, kontenjanımızın yüzde 50’sini başarılı öğrencileri bedava sınava hazırlamaya ayıramaz mıydınız?” Onun yerine daha ağırbaşlı davranarak şöyle dedim; “ Hocam, o günü ben seçmedim, o gün bana rehberlik servisi tarafından ‘hocam, pazartesi gününüz boş gününüz olsun mu?’ denilerek önerildi, ben de bir mahsur görmeyerek kabul ettim. Mademki 15 günde bir, her pazartesi geleneksel hale gelmiş toplantılarınız yapılıyordu, neden özellikle pazartesi günü önerilmişti bana?”

Neyse! Siz değerli meslektaş okuyucularımın canını bu teferruatlarla daha fazla boğmayayım. Birazcık da hislerinize tercüman olayım:

Bu kadar küfrü cebinden çıkartan bir öğretmen, gerçekten çocuklarınıza ne kadar kötü örnek olmuştur kim bilir! Kim bilir onların ahlaklarını ne onarılmaz bir biçimde bozmuştur.

Çocuklara aşılamaya çalıştığınız ‘yüksek ahlak’ı kaldıramayan midem en sonunda isyan edip, varlığımı bir bulantı girdabına attı. Kustum…

Ama kusura bakmayın midem hala bulanıyor. Ne kadar dayanabileceğim size! Ne kadar!

Mazlumların gözyaşlarını biriktirip para karşılığı satan bir kodamana dönüşmekten kendimi koruduğum için, bugün bir sikim değilim.

Başarısızım. Yenildim. Dünya beni yendi. Yiyip bitirdi. Hiç bir bok olamadım. Çünkü kendim olacaktım ben.

Şimdi nereye adımımı atsam, sizlerde şahit olduğum o yüzsüzlüğü görüyorum. Gözlerimi sımsıkı kapıyorum ama olmuyor.

SONUÇ

Artık rica ediyorum, siktirip gidin başımdan.

2

-Hocam mektubu okudunuz mu?

- Ağızım açık kaldı Pelin

- Meğersem ne utanmaz şerefsiz biriymiş bu adam! ‘Hoca’ denecek hiçbir yanı yokmuş!

- Pes yani Pelin, onca iyiliğimize karşılık sen git bunları yaz, yazıklar olsun! Üniversiteler çökmüş Pelin! Hoca diye yetiştirdikleri insanlara bak! Ama hata bende, görüyorsun değil mi Zülfü Hoca’nın kurumumuza öğretmen diye aldığı ahlaksızları?

- Hocam, şimdi daha iyi anlaşıldı ki, Zülfü Hocayı göndermekle çok isabetli bir karar almışız.

- Ah onu daha erken gönderecektik ama zararın neresinden dönersek kardır.

- Selen Hocam, şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?

- Napıcam Pelin, diğer bütün dershane patronlarına bir bildiri göndereceğim ki, bu aşağılığı hiçbir kurum bir daha işe almasın!

- Hocam, siz göndereceklerinizi listeleyin, ben hemen faks çekeyim.

- Tamam, Pelin, iki veli ile görüşmem var şimdi, çocuklarını dershaneye muhakkak bağlamamız lazım, ama bütün motivasyonum gitti vallaha.

- Yarına erteleyin bu veli görüşmelerini?

- Yarın olmaz, kaybedebiliriz çocukları. Bugün bağlarsak bağlarız. Onlarla görüşmelerim bitsin, o işi hallederiz. Yalnız, bu mektubun faksını çekmeyeceğiz, sadece o ismini bile ağzıma almak istemediğim aşağılık adamı, hiçbir kurumun kabul etmemesi için bildirimde bulunacağız.

- Bildirim yazısını birlikte hazırlarız o zaman?

- Hıhı, görüşmeden sonra hallederiz Pelin.

4 yorum:

Arzu_Su dedi ki...

Sevgili Kali Rind,
sanırım böylesi bir reddiyeyi henüz gerçekleştirmiş olduğumdan mıdır yazını çok beğendim. Bol küfürlü olsa da çok samimi ve net buldum:) 'Mee sesini' ne kadar çok kişi çıkartmamayı tercih ederse, bir gün kurumsallaşmayı bile becerememiş, bu insan müsveddelerine uzaktan bakıp gülebiliriz belki. Her ne kadar şartlar ve gördüklerimiz aksi yönde yol alsa da. İçimin yağları can çekişerek eridi. Kalemine sağlık:)

zihni dedi ki...

Sn. Kali Rind,
ben de inandım ki böyle düzenlerde,
"bir baltaya sap oalaMamak" değil,
"bir sapa balta olmak" asıl acı verendir. Baştaki karikatürde görüldüğü gibi, her sap bir başkasına balta olmak eğliminde; yoksa çıkar çarkını başka türlü döndüremiyorlar!

Ayrıca, eklemeniz onurlandırdı beni:)

Kali Rind dedi ki...

Arzu, bu bir kusmaydı. başka türlü olamazdı. Sn.Zihni Örer,sapa balta olmam beklendiğinde,-kimi zaman bunu yaptığım durumlarda buluyorum kendimi-sağım solum hiç belli olmuyor.Kendimi şaşırıyorum; patlayabiliyorum.( Bu ne biçim kendim diyorum!:))

Düş Hane dedi ki...

Öğrenciyi kulu köpeği yapan, derse girdiğinde ayağı kaldırıp, ayak parmaklarının arasını yalatan, ezberci eğitim sistemi ile öğrencileri, düşünemez ve mutlak doğruyu kabul ettiren, ego mastürbatörlerinin, ders vermesi değil, ders alması gerekir.

Okuma-yazma öğrettikleri sahte yalakalarının, ne okuyup, ne de yazmadığı, onların öğretemediğinin en büyük kanıtı.