Zâhir/Bâtın


Zâhir: Yeryüzünde kullanılabilecek en iğrenç imgeleri kullanmaktan, hayallerini kirletmekten, müstehcen cümlelerle hayatı aşağılamaktan, insanlığı küçültmekten ötürü suçlusun. Üstelik bunlarla da yetinmedin. Beni kendinden tamamen ayırarak, içinde yaşattığın iğrençliği daha da derine saldın. Namusu benim omuzlarıma verdin ve insanları aldattın. Söyleyeceğin son söz nedir?

Bâtın: Kendimle paylaşmam gerekenleri kendimle paylaşmaktan başka bir şey yapmış değilim. Sen, her şeyi açığa vurduğunu sanarak, senin ellerine geçmiş hakikatimin kokuşmuşluğundan yakınıyorsun. Oysa onu benden, yani denizinden ayırdığını sanarak, ellerinde vehimle çürüttün ve şimdi de vehmin çürümüş kokusundan rahatsız oluyorsun.

Zâhir: Gördüklerime mi inanayım sana mı?

Bâtın: Henüz görmediklerine, olmamışa ve oluşmamışa inan. Bütün hareketlerinin döküleceği o büyük okyanusa inan.

Zâhir: Bunlar senin laf ebeliklerin. Haydi, haydi artık kabul et; varlığının çürümüşlüğünü, eylemlerinin rezilliğini kabul et.

Bâtın: Kayıt altına alındıkları için mi onları kabul edeyim?

Zâhir: Sana ait olan bu çirkefliklerin hepsi şimdi ellerimde.

Bâtın: Hiçbir şey elinde değil. Gördüğün sadece kendi vehmindir.

Zâhir: Bunları da bana yutturmaya mı çalışacaksın?

Bâtın: Asla eylemlerimin özüne küfretmedim. Onların gayesini gizli niyetimle süsledim. Benden olanı nasıl inkâr edebilirim. Ama senin ellerinde tuttuğun şey, -henüz 'işin özü'nü fark etmediğin için-benden olan değil. Senin ellerinde tuttuğun şey, senden olandır; zira hiçbir hakikati hiç kimseye zorla kabul ettirmem.

(O zaman, Zâhir'in beyninde bir şimşek çaktı, uyandı. Bir çığlılık attı.)

Zâhir: Bu, olamaz!

Bâtın: Elindekine iyi bak! O, kâinatta, senin yüzünü gösterebilen tek aynadır.

(Ve Zâhir gördüğü çirkinliğin kendisi olduğunu kabul etti. Ama sonra, sonra aynadaki yüz değişti, değişti ve Bâtın oldu. Bildiğini sandığının, bilmediği olduğunu gördü ve pişmanlık Zâhir’de Bâtın bir ateş oldu. Sonunda bu ateş Zâhiri kavurmaya başladı. Nihayetinde susuzluktan çatlayan bir at gibi çatladı Zâhir; yeri, göğü Bâtın'a devretti.

O da Bâtın'dı ve Bâtın'a göç etti. Aslında kendisi de çirkin değildi. Onu, güzellik ve çirkinlik vehmi eritti de, en sonunda Bâtın'a nakletti. Fakat, Bâtın'ın da naklolacağı bir okyanusu vardır. Ama batın yanarak 'hiç' olmaz, zira hikmet ondadır ve o, boynunu bükerek bu okyanusa dökülür, 'hep' olur. Bundandır ki 'huzur', onun en büyük hediyesi ve belirtisidir.

Aklının köşesine yaz insanoğlu; Hakikat'in kendi kendiyle muhabbeti, -Onun ilmiyle donatılmış Bâtın'a ve iyi / kötü, -bir zâhire gebedir.)

2 yorum:

Aşk ve Zehir dedi ki...

İyi ayrı boyut olduğunu sanıyoruz, oysa sadece algılananlar,görülenler(zâhir) ve algılanamayanlar,görülemeyenlerden(bâtın) ibaret durum.

kısaca herşey kendimizden ibaret..

algılayabilirsen bâtını, zâhir
algılayamazsan zâhiri, bâtın değil midir?

hepsi tek değil midir o halde?

cache dedi ki...

Leyla'dan geçip Mevla'ya varmak faslıdır AŞKın gayesi..

Zahirin yanıp Batına nakl'olması..

Kendini bırakıp kendine varmak..

Kendini kaybederek kendini bulmak..

Bütün bilişleri unutup bilmenin zirvesine ulaşmak..

Kendini bilmek.. Kendinden içeri olanı bilmek.. Kendinden soyunmakla mümkün sadece..


Ve huzur dediğin o mutlak hakikati bulmakta gizli..