Kasaba


Çocukluğumun renkli hatıralarıyla süslenmiş bu kasabanın -mevsimin de etkisiyle gönlüme takılan-‘ağır’ tabiatı, önüme yalnızlığım ve bir başınalığımı çıkarıverdi. Çocukken mucizevî bir hayranlıkla baktığım ağaçlar, şimdi buruk bir hüznü damarlarıma şırıngalamak için beni içlerine çekiyorlar. Kasabanın ormanlık ve dağlık arazisinde, çocukluğuma geçiş yapmamı sağlayacak bir boyut bulacağıma yemin edebilecek durumdayım. Karanlık ve sık ağaçlarla dolmuş olan bu sert tabiat manzarası, onun içerisinde soğuktan donmak ve açlıktan bilincimi kaybetmek üzereyken, tam o an, şimdiye değin yaşadığım her şeyin 8 yaşındaki ben’in düşüne sokuşturulmuş olduğunu göreceğimi fısıldıyor kulağıma. Bir yerlerde düştüğüm kesin. Ama artık uyanmalıyım. Ve bu acı-şu an beni yine damarlarımdan kavramış bu acı- son bulmalı. Kendimi çocuk olarak bulmamın zamanı geldi.

Peki, benim gibi, çocukluğunda, bu ormanda benimle birlikte dalmış biricik oyun arkadaşım nerede? Onunla bu ormana kadar gelmiştik. Birbirimizin cesaretine sarılarak, karanlık ve sık ormanın bu en kasvetli köşesine kadar gelmiştik. Ya şimdi o nerede?

2 yorum:

PİA dedi ki...

Kali.. Sevgili Kali.. Değişen tek şey benin BAKIŞ(ındaki)ACIn..

Bunu sen de biliyorsun değil mi?

beenmaya dedi ki...

aslı erdoğan'ın dediği gibi; insan olmak düşmektir, kalkmaktır da..."