Hindistan’dan Rindistan’a Yol Geçer.


Mayıştıran sıcağın ardından gecenin hafif serinliğinde Hint sokaklarında dolaşıyorum; Yeni Delhi’de, Paharganj’ın sokaklarında dolaşırken, dünyayı da ayağınızın altında çiğnediğinizi, ama gerçekten çiğnediğinizi hissetmenin şaşkınlığını yaşayın. Artık bildiğiniz dünyanın ötesindesiniz; burada kaderin elleri size uzanıyor. Çırpınmanız da gereksiz; nereye dönseniz kader ensenize bitiveriyor. Burada gücü katlanarak artmış gözüküyor.

Saklı bir uygarlığın içerisine girer gibi hayret elbisesiyle girdim içine. Bin bir renkle süslenmiş bin bir koku ve insan varlığının ötesini işaret eden dekoruyla, buraya Hindistan deniyordu. Oysa bu yol içimde, bambaşka bir hayrete, bambaşka bir beldeye, Rindistan’a gidiyordu.

Özgürlük ülkesi denilen ülkelerin kendilerinden ve vaazlarında methettikleri özgürlükten utanmaları için yaşıyor gibiydi burası.

Bunca sefalete rağmen bir düşte yaşadığının bilincine varabilmen için buraya gelmen yeterli.

Ama modernizm inatçı, burada da kahkahayla şunu söylüyor: Veni vidi viçi.
Hayır! Burada değil! Tabi ruhunun egonun herhangi bir yerinden sızabildiği ufacık da olsa bir çatlağa sahipsen.

O zaman, bunca dolandırıcılığın, sefaletin, pisliğin, kalleşliğin içinde, büyük bir ruhun nasıl filizlenebildiğine şahit olursun. Bu sefalet, Avrupa’da- Hint insanının tarihi belleğinin zerresini taşımadan- var olsaydı, etrafta- bunca yoksulluğa rağmen- tütsülerin değil, kanın kesif kokusu dokunurdu bize.

Hint 'inançgeleneklerini' inceleyen oryantalistler, varsınlar bunlara bir uyuşturucu gözüyle yaklaşıversinler. Eğer bunlar, insanın içinde filizlenen kötülük tohumlarını bir bir sökebilecek, binlerce yıllık telkiniyle, insanoğlunun meydana getirebileceği nice büyük vahşete engel olmuşlarsa, varsın bir çeşit uyuşturucu olarak damgalansınlar.

Kast sınıfının alt basamağının zincirinde esaretle doğan insanoğlu, dinsel algısı dünyevileş[tiril]miş çıkarcı ruhbanların elinde zulüm saçmış durmuşsa da, Hint insanı, Hinduizm’in ruhi havasından başka hava koklamamışçasına tevekkülüne sarılıp, dinlerinin saf kaidelerini de kalplerine nakşetmiş gibi modernizme dek yaşayabilmiştir. Aksi takdirde Gandi nasıl ortaya çıkabilirdi?

Şüphesiz Modernizm bugün, kendisini hakka yükseltmek adına Hint inançlarının gericiliğine vurgu yapıp duracaktır; “Kast sistemi bu Hindistan’a ait değil midir? Ya da kocasının ölümünden sonra yakılan kadın?” deyip duracaktır.

Din sapmalarının, bu topraklarda arızi olarak yeşermesinden başka bir şey olmayan bu gelenekler, ne bu dinler florasındaki bütün inancı temsil eder oysa, ne de değiştirilemeyecek ve insancıl çabalarla yorumlanamayacak çoğunluğa yayılmış bir – modernistlerin değimiyle-‘köktenciliği’.

Bu örnekler sadece, modernizmin, binlerce yıllık Hint florasında -hadi o çok sevdikleri kelimeyi de kullanarak söyleyelim-‘aşırılıkla’ din adına alınmış canları, şimdi bir ayda alabildiğine işaret eder; gören gözler için.

Bu toprakların insanları, dövüşü ve kavgayı, yüksek imajlarının yarı tanrılarına bırakmışlardı, ta ki İngilizlerin gelip, gökteki ‘yarı tanrıların’ işini, yeryüzünde, Hint halkı üzerinde uygulamaya koyup, ‘yarı tanrı’ efendiliğe soyunmalarına dek.

Kendini Batılı olarak nitelendirenlerin hinliği, haseti, kini, bölücülüğü ve vahşetle nara atan savaşı öğretmedikleri, -ormanların derinliğine ve çölün zeminine yuvalanmış olanları kenarda bırakırsak- kısacası zehirlemedikleri bir topluluk kalmış mıdır ki zaten?

Hadi ben de itiraf edeyim; o kötü günlerden sonra, milyonlarca tanrı, paranın izini sürmek için evcilleştirilip eğitilmişe benziyor. İnsanlar, başkalarının haklarını yedikten sonra, tütsülerini yakıp af dilenmeye devam ediyorlar; başkaları, bu dünyanın nimetlerini çıkarırken, kendileri neden en sefil bir biçimde, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak bir hayatı sineye çeksinlerdi?

O yüzden, bugünkü Hint insanı da-kendi geleneğine yabancılaşarak- Batılıların dünyevi erdemlerine dört elle sarılmak adına, Batılı habis tohumları saçar olmuşsa, bu tamamıyla Hint uygarlığına yüklenmesi gereken bir günah mıdır?

Sen yine de, dünyanın gerisinde başka bir dünyanın olduğunu hatırlamak için, buraya gel yolcu. Gel ki, bu yolculuğun, kulağa, insanın hikâyesini fısıldayan şeyhin olsun. Gel ki, Hakla haksızlığın, ahlakla ahlaksızlığın nerelerde ters yüz edildiklerini görebilesin. Çıplakların giyinik, giyiniklerin de neden çıplak kaldığını bilesin.

Hint libasını giyin, Hint boyasına boyan. Bu dünyada seyre dal da, öbür âlemlerde gözün açılsın.

Hiç yorum yok: