Deli




1

Erdem; içime giren bir mikrop. Hastalık, güçsüzlük, yalan ve yanılgının ta kendisi. Tekkede geçirdiğim vakitlerin birinde bulaştı bana. 5 yılda vücuduma yapıştı. Onun isminin anıldığı her yerde, böbürlenme, büyüklenme ve gurur belirtilerine rastlarsınız. Tepelerden aşağılara bakarsınız. Aşağılarsınız; alçakgönüllülüğünüzle, hoşgörünüzle.

Alaycı ya da acır bakışlarla insanlar arasında dolaştığım onca sene; elimde biricik kibir. Övgüler, ahlakımı okşamalar. Kurallara, buyruklara uymam karşısında edindiğim egosal otorite. Beni alakadar etmesi gereken içsel durumumun, etrafımdaki insanların ağzında dolaşması… Ve bunların hepsinin adının ‘iyilik’ olması… İyiliğe tutsaklık. Ve her çeşit tutsaklık kölelikti.

Onca seneden sonra; insanların ağzınızın içine baktığı bir ilahi otoritenin ta kendisine dönüşüvermişsiniz. İlahiliğin değil, insanların ağzıyla kutsanmak… İğrenç… Sonra da bütün ibadetlerinizin sizin durumunuzu övmesi. Bir sesin sizi yüceltmesi. Bir rüyada yükseltilmeniz. Sanrılarla kutsanmanız. Ama bu kabul edilmeli mi? Yoksa tanrısal olduğuna inanılan-ki bu sanrıları ve sesleri cemaatimle paylaşmıştım-belirtilerin karşısına dikilip isyan mı etmeli?

2

R. sokağında yürüyordum. Aniden yere yığıldım. Kendimi o kadar saf ve arı hissettim ki, bu his bir süre sonra bana acı vermeye başladı. Derhal bir şey yapmalıydım. Yanımdan geçen adama bütün gücümle bağırdım; “ Aptal herif! Yanındaki evliyayı fark etmedin bile. İşte hepiniz böylesiniz. Bok çuvalısınız! Bir altın külçeyi nasıl fark edeceksiniz ki…” adam koşarak yanımdan uzaklaştı. Çok korkmuştu. Onun bu hali bana haz verdi. Ama bir süre sonra kendimde, bir utançtan başkasını görmemeye başladım. Gözlerime mani olamadım. Ağladım. Deliliğin kıyısında gezindiğimi düşündüm. Ben, neydim? Az önceki hisse göre bir aziz, bir evliya, bir lama… Ya şimdi? Bir sapkın ve deli! Ama beynimin bir kenarında, bir şey, benim fazlasıyla yücelip durduğumu fısıldıyordu. Hayır! Bu saçmalıklara inanamazdım. Şeytan, beni sınıyor olmalıydı. Daha rezil şeyler yapmalıydım. Kendimi asla affetmeyeceğim kadar rezil bir şey. Bir sınırı ihlal etmeliydim. Hem de alelacele. Ama ne? Ne yapılmalıydı? O –iğrenç-ses beni bir peygamber ilan etmek üzereydi! Derhal pantolonumu indirdim. Aletimi elime aldım. Herkesin gözü önünde, sokağın ortasında mastürbasyona başlamıştım.

Küfürler ve çığlıklardan hemen sonra, bir adam yumruğunu yüzüme salladı. Yere düştüm. Kalkmaya fırsat bulamadan yerde sürüklenmeye başladım. Göğsümde ağırılar nefes almamı zorlaştırmıştı. Birkaç kişi tarafından tekmeleniyordum. Sonra başka bir adam geldi. Onun “Deli olan siz misiniz o mu? Adam akıl hastası. Tamam, vurmayın artık” dediğini duydum. Bu sözler beni daha da ürküttü. Hayatımda ilk defa, bir başkası delirdiğimi telaffuz etmişti. Üstelik bu şaka falan da değildi. Delirmiştim!

Allahım… Ben bir deliydim artık! Bir özgürlüğüm bir özerkliğim vardı. Kendi dünyam sınırsızlık tarafından öğütülüvermişti. Bunun heyecanıyla adamın elinden sıyrıldım. Deliydim! Aklıma gelen ilk şarkıyı bu anın sevinciyle patlattım! “ Uçkuru-M-u çözemedim ipekten de Zühtü!...” Adamın ellerinden kurtuldum, bu sefer pantolonumu tamamıyla çıkarmıştım. Koşmaya başladım. Koşarken gömleğimi de sıyırıvermiştim. Çırılçıplaktım. İnsanlar hayret duyguları içerisindeydi. Beni yakalamaya çalışanlara hırlıyordum. Köpek gibi yere eğiliyor ve hırlıyordum. Az sonra bir polis aracı geldi. Zor kullanmamın manası yoktu. Ellerimi havaya kaldırdım. Teslim oldum.

3

Sonumuzun tımarhane olacağını bildiğimizden beri, toplumun delilere karşı olan acımasızlığı karşısında onu ters yüz etmek istedik. Toplumun normlarını, normsuzluğun sınırlarına yaklaştırmak için akıllı rolünü oynamak zorundaydık.

Denetlenmiş bir deliliğe müsaade edemeyiz. Hepimiz, yani bizim familyamız biliyor; delilik, mantık örgüsünün arkasına sığınan aptalların hükümdarlığında, denetlenmeye çalışılıyor. Ama en iyi rolü biz yaparız. Mantık bile onları kurtaramaz.

Bu yüzden ben de birçokları gibi deliliğimi gizlemeye karar verdim. Şöhretimi arttırmamın nedeni budur. Açığa çıkmış hiçbir şeye değer vermeyen insanlık; ona da bir kılıf uyduruvermiş.

Evet, bende gizli delilik var. Ve buna ‘deha’ deniyor.

5 yorum:

zeynep dedi ki...

çok güzel!

Angel of the Morning dedi ki...

size oluyormu bilmem ama bana delilik bir gelip bir gidiyor,geldiginde mahsun gittigindeyse oyle yoksul oluyorum........

PİA dedi ki...

1-İlk kibir halleri bunlar.. Başlangıçta farklı olduğunuzu hissedersiniz.. Diğerlerinden sıyrılırsınız.. Adeta bir nur çevreler sizi.. Ve sizi yüzünüze karşı överler de alıp bir avuç toprak saçamazsınız yüzlerine.. Kıymeti başka yerlerde bekler olursunuz..

2-Sonra, nefsinize karşı bir savaş başlar ve savaş sizin gücünüz nispetinde çetinleşir.. Rakibin gücünü belirleyen sizin gücünüzdür.. Bir dip bulmak istersiniz.. Üzerinizdeki herşeyden bir anda kurtulmak.. Aklınız size yaman oyunlar oynar..Çekip gitmekle tehdit eder sizi..

3-Sonra ; adaaam boşver.. Sal aklımın iplerini.. Herşeyin meşru kılınabildiği tek dünyanın kapsını açan anahtarımdır deliliğim..


Yazıyı tekrar okuyunca aslında yaptığım yorumla alaka kuramasam da, "bana bunları niye çağrıştırdı acaba "düşüncesine hürmeten silmedim yazdıklarımı..

sevgiler

Boş Arsa dedi ki...

Deliler sivil paşalarıdır cemiyetin...

Enis Diker dedi ki...

Delilik, tekke kimisi için köprüden son çıkış (bunun yazınca çok acı var diyen öğretim üyesi geldi aklıma). Erdem böyleleri için bir netice, acılardan kaçmanın; belki bonus, henüz hesapta olmayan bir şey ya da.