BULGARİSTAN’IN KÖŞE TAŞI



Komünist dönemin faşizan Todor Jivkov’unun korumalığından, Bulgaristan Başbakanlığına sıçrayan Boyko Borisov, misyonunu kimden devraldığını da gelir gelmez açığa vurdu. Irkçı ATAKA partisinin, 'Osmanlı döneminde Bulgarlara soykırım yapıldığı ve bu yüzden ulusal bir anma günü uygulanması gerektiği' talebine “Bulgarlara soykırım yapıldığına ben de inanıyorum. Soykırımı anma gününe destek verebilirim” diyerek karşılık veren Borisov, tarihi misyonun dayanağını da işaret etti.

Osmanlı’nın -yuvarlak hesap-500 yıllık hâkimiyeti karşısında, bu iddia, elbette ki bir ‘inanç’ meselesinden başka bir şey olamaz. Zira realitede, 500 senelik dönemin, herhangi bir noktasında- bu nokta isterse Osmanlının son dönemine denk gelsin-Osmanlının, intikam duygularıyla beslenen bir insan gibi hareket etmesinden itibaren, Bulgarlara ait tarihin, Sümerlerinkinden ayrılamayacak kadar, ‘kaybolmuş kavimler’ tarihine dönüşebileceğini, az çok mürekkep yalamış herkes öngörebilir.

Ama tarihlerini ve varlıklarını-çıkarları gereği- Türk ve Müslüman düşmanlığı üzerine kurgulamış olanlar, bunu öngörmemelidir. Kin ve nefret yaygınlaştırılmalı ve halk, kin ve nefret üzerinden kendisini tanımlamaya devam etmelidir.

İstatistikler göstermektedir ki, dünyada nüfusu en hızlı azalan ülke Bulgaristan’dır. Bulgaristan içerisinde, nüfusu en fazla azalan etnik topluluk ise ‘etnik Bulgar topluluğudur’. Bulgar milliyetçileri, soykırımlarının kaynağını, bizzat kendi yaşam biçimlerinde arasalar, milli varlıklarını korumanın yolunu da bulabilirler.

Bütün bunlar yaşanadursun, geçtiğimiz günlerde, görünüşte oldukça absürt bir vaka, ırkçıların –nedense- görmezden geldikleri 1989 öncesi gerçeğe de yeniden işaret etmiş oldu.

Önce, 9 Ağustos 2009 tarihli SABAH gazetesinin manşetine bakalım:

“Tarihi Komedi: Bulgar arkeoloji profesörünün 1500 yıllık antik bir yolu keşfettiğine kanıt gösterdiği tarihi taştaki yazı Çoban Niyazi’ye ait çıktı.”

Haberin detayı şöyle:

“Bulgaristan’ın Kırcaali kentinde, geçen hafta, Profesör Nikolay Ovçarov, ‘Perperikon antik kenti’nde yeni bir ‘antik yol’ kalıntısı bulduklarını açıkladı. Prof. Ovçarov, gazetecilere kanıt olarak M.S 4. Veya 6. Yüzyıllara ait olduğunu söylediği bir taşı gösterdi ve üzerindeki yazının kentin aldığı isimlerden biri olabileceğini belirtti. Yazıyı Türkçeye benzeten muhabiri de Profesör “Biz çözemedik sen nasıl çözdün?” diye azarladı.

‘Tarihi buluş’, Bulgar basınında geniş yer alırken, Kırcaalide yayımlanan ‘Yeni Hayat’ın Türk editörü, taşın üzerinde ‘Niyazi Kazım’ yazdığını gördü. Araştırmalar sonucu yazıyı 1989’da Türkiye’ye göç eden çoban Niyazi Kazım’ın yazdığı belirlendi.”

Antik kent arama sevdasının, gelip 'Etnikçi Bulgarlar'ın ‘1989 Kültür Soykırımı’nı örtmek için severek kullandıkları terim olan “Büyük Gezi”ye işaret etmesi, yakın zaman önce Bulgaristan Türklerine, Pomaklara ve Çingenelere yaptıkları vahşeti görmek istemeyenlerin ayağına çelme takmış oldu.

Todor Jivkov’un mirasını üstlenecek ideolojik bir parti, faşizanca gayret ederse, orada 20 sene içerisinde oluşturulmuş bir ‘antik kent’ de yaratabilir belki. O buldukları taş da, camiler yıkıldıktan, azınlıklara dair ne varsa talan edildikten, taş taş üstünde kalmadıktan sonra, neden bir zamanlar burada hüküm sürmüş büyük bir uygarlığın ufak bir işareti olmasın? Bulgar faşizan gruplar, bunu çoktan düşünmüştür sanırım.

Taşın üzerine kazınmış ‘Niyazi Kazım’, ‘Büyük Gezi’ de Türkiye’ye sığınmış, Bulgaristan’dan-can, mal ve manevi varlığından şüphe ederek- kaçmak zorunda kalmış bir çobanın nazarında, kendi ayıplarını örtmenin yolunu, katlettikleri insanları ‘soykırımcı’ olarak göstermekte bulanların ayağına çelme takıyor. Bu adın nakşedildiği taş, etnik temizlik çabası içerisine girenleri deviren, kayıp köşe taşı olmasın sakın?

Hiç yorum yok: