Sefih



Sayenizde, sayenizde
Evde bir orospu gibiyim
Dışarıda ise
Bir hanımefendi gibi görünmeliyim
Bir erkeğin sadık fahişesine
Hanım hanımcık biri desinler diye
Evlenmeliyim
Bir köpek gibi muamele görürken
Mutluyum demesini bilmeli
Toplumun elinden
Bu saadet zehrini içmeliyim
Yoksa düzen bozulur
Neme lazım
Düzülür bizi düzenlerin kendileri
Maskeler düşer
Görülür yüzsüzlerin yüzleri
Evet canım
Toplumu dinlemeli
Namuslu bir fahişe olmalısın.
O zaman çok sevilir
Çok pohpohlanırsın.

Onun içine girdim. Bütün gücüm ve ağırlığımla oradaydım. Hayattan men edilmiş ağırlığımı ancak içine boşaltabilirdim. Başka çıkış yolum yoktu. Bir tek kapım vardı ve O’ydu. Geri kalan hiçbir şeyim gerçek değildi zaten. Ağırlığım tek gerçekti ve o, hafifletilmiş dünyanın içinde bana bir yüktü sadece. Oysa bu yük aynı zamanda varlığımdı. Hafifletilmiş dünya onu istemiyor, onu taşıyamıyordu. O’nun içine girdim. Yasak varlığımı gösterdim ona, ezdim onu varlığım kadar ağırlığımca. Hayvani bütün duygularım, sahte nezaket mimiklerini darmadağın edebilmenin coşkusuyla zuhur ediyordu o an. Ben onun içindeydim. Hayatın dışında bırakılmış anlamımın acısını çıkarmak için, basit ve bayağı olarak görülen bütün eylemlerimin hatırı için onun içindeydim. Duygularımı asla anlayamayacak olan gösteri hokkabazlarının lanetinden kurtulmak için onun içindeydim. Şov toplumunun maskesinden sıyrılmak ve kötülüğümle kucaklaşmak için onun içindeydim. Küçüktüm, acizdim, korkuyordum, tedirgindim fakat var olmalıydım. Bütün bunlara rağmen var olmalıydım. Onun içine bu yüzden girdim. Hesapsızcaydı. Sevgilim değildi. Gecelikti. Dünyaya inat buluşmak istediğimiz ve dünyanın bu büyük rezilliğine kendi küçük rezilliğimizle katkıda bulunmak istediğimiz zaman yataktaydık.

Herkes küçük namuslu rolünü üstlenmişken gizlemek zorunda kalınan rezaletin hatırı aklımdan çıkamazdı.

İliklerime kadar ahlaksız olmak istiyordum. Beni adam etmek isteyen bütün otoritelerin karşısında kendim olarak var olabilmem için bu gerekliydi ve böyle bir dünyanın içinde ancak bu şekilde ahlaklı olabilirdim.

Ben, hiçbir otoritenin güdümü altında adam olmayacaktım. Beni zevke getiren pornografik ıvır zıvırın adamı da olmayacaktım. Pornografi aklımı saf dışı kılmak istiyordu. Koca bir penis! Bende görmek istediği buydu.

İlişkilerim, beni kalıplara dökmek isteyenler için kırıcıdır. İlişkilerim, beni çürümüşlüğün temsilcisi yapmak isteyenler için yanıltıcıdır. İlişkilerim bana erdemin tacını takmak isteyenler için vurucudur. İlişkilerim hayrettir. İlişkilerim, şahsiyetimi boğmak isteyen bütün ellerden kurtulmam için bir yoldur. Tek geceliktir. Kimine soysuz, kimine ilkeli, kimine haşin, kimine yorgan ve döşektir.

Bu benim var oluş biçimim. An be an bilinci yıkanmakta olan varlığımın bilinçaltından işleyişidir. Evet, bir yer altı dünyam var; Samimi olan ne varsa yer üstünden sürgün edildiği için. Şehvet, kaçınılamaz cazibesiyle kendimi tamamıyla bırakabildiğim samimiyet sığınağımdır.

Ben bir piçim.

Sefihliğin dibinde, ki evet onun da dibi var, onun dibinde, yeryüzünün elinde tutamadığı tek yerde yuvam vardır.

Sefihlik! Yaratılır ama kontrol edilemez sefihlik!

Bayağı eylemlerin moda olduğu bir çağda, kendimi bu bayağılık modasına kaptırıvermiş gibi göstermekten keyif alıyorum.

Bir zamanları üzerimde gururla taşıdığım namus etiketinden sonra bunu yapmak, bana kendi elleriyle şekil vermek isteyenler karşısına onların şimdiye değin asla haberdar olamadıkları gizli bir yanılgı dikmek keyfini veriyor. Sakın yanlış anlaşılmasın! Namus etiketini safça taşımıştım. O zamanlar ona leke sürecek hiçbir eylemi düşünemiyordum bile ama o kolayca lekelenebilecek bir şeydi, kolayca lekelendi de.

Ve düştüm:


Bir kez canı yanan bir daha kanar mı kendini ısıran yalana?
Dibin dibi yok artık bu lafım anlayana
Düştüğünde bacakların kırılmış olabilir
Ama unutma ruhu sadece kanatları yükseltir

Yürüyerek çıkmak istedin dağa
İşte yaptığın yanlış burada
Hiçbir benlik çıkamaz oraya bacaklarla
Yuvarlanır muhakkak en dibe, en aşağıya

Şimdi sıfırdan başlamak gerek biliyorsun
Ve bacaklarından ümidi kesiyorsun
Doğrusu ümidi kes onlar için
Çünkü ‘bacaksız’ olmak gerek kanatlar için

Şimdi namus, insanların ona biçtikleri dar kalıplardan sıyrılıp soyutlaştı; ne yakalanabiliyor, ne görülebiliyor fakat her zamankinden daha yoğun ve güçlü.

Benim namusum kendime verdiğim sözleri çiğnediğimde namussuzluğa bozuluyor. Oysa kendime hiçbir söz vermedim. Kendimi bulamadığımı biliyorum, nasıl olur da ona söz verebilirim?

Söz verenlerin, sözlerini çiğnedikleri erdemli dünyalarında, söz vermeden yaşamasını öğrenmiş bulunmaktayım. Bu yüzden ‘sana geliyorum’ dediğimde, sana gelemeyeceğimi de biliyorsun. ‘seni seviyorum’ dediğimde bunun bir sonraki anda değişebileceğini biliyorsun.

Duygularımı benim kadar samimiyetle yansıtan bulabilir misin?

Ah bu öyle bir felsefe ki bütün şarkılar seni söylüyor, bütün kitaplar sana dair ve yanılgılar erdemin. Fakat asla sen onların malı değilsin.

‘Aşağılık’ olmamın özeti bu.

Zaten seni de beni de, hiçbir şey olduğumuzdan daha aşağıya çekemez dostum, çünkü mevcut dünyanın kendisinden daha aşağıda bir şey olmadığı açık! Daha ahlaksız da olamazsın çünkü var oluşun bir anlamda,-zamanlamandan da kaynaklanarak- mümkün olan en büyük ahlaksızlığın içinde yeşerdi, dünyanın böyle bir kesitinde doğmuş olmandan ötürü.

Demek ki biz hiçbir değeri kaybedemeyiz zira değerler doğduğumuzda yitmişti. Rahatla!

Görevimiz onları yaratmaktır.

Eğer kendini fazla günahkâr, fazla zavallı hissediyorsan, sana söyleyeyim; bir cepheden baktığında Tanrı en büyük ahlaksızlığın yaratıcısıdır. Bizzat şeytanı var eden kötülüğün biricik özü ondadır. Merak etme, en fazla Tanrı kadar kötü olabilirsin. Ama çok daha etkileyici bir biçimde bir o kadar iyi. Bu sadece zamanlama meselesidir.

Yine de derdimiz ne onun kadar kötü ne de onun kadar iyi olmak olmasın. Zaten kötülük, (salt kötülük olarak) ondan gelmez. Kötülük de iyilik de, bizim var oluşumuza olumlu ya da olumsuz dokunan etkileri sınıflandırma biçimimizin sonucudur.

Bütünü arayalım. Bizi insan kılan bütündür. Kötülüğüm ve iyiliğim beni kendime götüren yol haritalarım, yön göstergelerimdir. Hepsi bu. Ben işaretlere tapınmam. İşaret edilene kavuşmak isterim. Cebimde karanlığımı taşırım ki, ışığımın bir anlamı olsun, yol haritalarımı görebileyim, onlardan istifade edebileyim ve hedefime ulaşabileyim.

Kabul et; gökyüzünün gecesi olmasaydı, karanlık göğü kuşatmasaydı, ihtişamla parlayan yıldızları göremezdik ve Kant şöyle diyemezdi:


“Üzerinde sürekli, dirençle düşünülen iki konu, hep artan bir hayranlık ve saygı katkısıyla insanın içini doldurur: Üstümdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası.”

6 yorum:

efsa dedi ki...

İznin olursa bu yazıyı bir blogda link vererek kullanabilirmiyim.

efsa dedi ki...

Yani şiiri sadece yazının tamamını değil

Kali Rind dedi ki...

Elbette kullanabilirsin.

Jupiter dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Jupiter dedi ki...

Tessadüfe bak. Dün “Diary of a Sex Addict / Bir Kadının Seks Günlüğü” filmi izledim bugün de bunu okudum, birbirini tamamlama oldu sanki.

Kadın yani Valeri, 'evcilleştiremediği!!' seks arzularını anlatıyor ve namus ve namusluk uçları olan aşk(evlilik) ve orospuluk deneyimlerini yaşıyor ve ikisinde de çıkardığı sonuç birilerin, bir şeyler sana sahip oluyordu.

Çok radikal bir filmdi ama bana ahlakın, namusun mantığını ve etik yapısı sorgulattı.

"Beni adam etmek isteyen bütün otoritelerin karşısında kendim olarak var olabilmem için..."
Kali o otoritelerden biri de Kant'tir bence.

Kali Rind dedi ki...

Bence de Jupiter.