“Büyük” düşünen Türkiye’nin “Küçük” zihniyeti






Öfkeliyim. Bu yüzden bindiğim dalı kesmeye razıyım. Haberi öğrendiğim andan beridir içimde beliriveren o ürpertinin git gide soğuyacak yerde kor bir ateşe dönüşmesi yaşanan, yaşatılanla ilgili. 2009 Dünya Gezegeni, yarı modern, ordusuyla kahramanlık destanlarıyla övünen, yere göğe sığmayan sığdırılamayan, İstiklal Marşına gelince avaz avaz söyleyerek “milliyetçi” duygularla coşan, başka bir ülkenin milli marşına “ıslık çalarak” susturmayı maharet algılayan, büyük cümlelerin küçük anlamları altına devrilip boğulan Ülkem..Güzel Ülkem Türkiye’m.


Öfkeliyim. Hangi birinden başlasam bilemiyorum. Son olaydan diyelim örneğin… Elim bir kazada hayatlarını yitiren 5 canın, başına üşüşüveren akbabalar gibi, söylemler mi, elim kaza üstünden seçim söylevlerine çıkanlara mı, sözü döndürüp dolaştırıp politikaya getirenlerden mi, bilemiyorum..Olay esrarengizliğini korurken, o belirsizlikte her kafadan bir ses çıkmasına mı bu en netametli olunması gereken süreçte birilerinin birilerine suçlamalarda bulunması mı, bilemiyorum.


Öfkeliyim..Göz gezdirdiğim gazetelerin sütunlarında karşılaştığım haberlerde; “"Uydu kanalıyla istedikleri yerde istedikleri aracı, bak bu yolda giden araç da olabilir, kaza yaptırabiliyorlar, uçağı düşürtebiliyorlar, gemiyi batırabiliyorlar. Bu, çok özel bir Yahudi grubun elinde.(Gülseven Yaşer’in telefon konuşmalarından bir cümle)” Ayrıntısıyla kesişen İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in, "terör altyapısı uzak veya yakında, her neredeyse vururuz. Caydırıcılığımızı güçlendirecek ve artıracak şekilde, ona zarar da veririz. Bu kuzeydeki, güneydeki bir dizi olayda geçerliydi. Demecini Bu konuda isteyenin kendi hayal gücünü kullanabileceğini belirterek sonlandıran Olmert’in, "Bilmesi gerekenler, İsrail'in erişemeyeceği yer bulunmadığının farkında oldukları" ifadesini kullanabilmesi mi?


İnsan ister istemez sormadan edemiyor. ‘Van Minut’luk adamlar nasıl oluyor da bu kadar kendilerine hakim iken, bu kadar teknolojiye sahip iken biz “Büyük düşünen Türkiye”, geleceği ile ilgili önemli adamlardan birini 2 gün geçtikten sonra “donarak “ölmesine seyirci kalabiliyoruz? Operasyona katılan ve canla başla ellerinden gelen gayreti gösterdiklerinden hiç şüphem olmayan o insanların gayreti dışında, Türkiye’nin elinde teknolojik olarak hangi güç var? Amerika’dan, Avrupa’dan, İsrail’den kısacası yurtdışından alınan Teknoloji dışında Türkiye ne üretiyor teknoloji olarak? Aselsan, Tübitak ne yapıyor? Kitap sansürü dışında ne ürettiği ile kim ilgili gerçekte? Neden meselelerimiz bir takım acı bedeller ödendikten sonra üzerinde tartışılıp veryansın ediliyor? Neden her mevzu hakkında kolaylıkla fikir beyan edebilirken, sığ bilgiler dışında gerçek anlamda derinlemesine bir bilgimiz olmuyor, olamıyor? Neden her şey bana sahte, göstermelik geliyor bu yüzden?


Öfkeliyim. İktidar haklı haksız olsun, aramalar doğru yerde yapılmış yapılmamış olsun, mazeretler ve gerekçeler akli olsun olmasın, ne değişecek? Sorarım, hangisinin “üşüyorum” şiiri ile donarak ölmüş olduğu gerçeği örselenerek farklılaşacak, yiten bir değer yerine bir yenisini getirecek? Orada insanlar dondu. İster politikacı olsun ister olmasın. Donarak ölen, helikopter kazasından kurutulup da donarak ölen insanların gerçeği bütün bu yakınmaların, öfkelerin, sorgulamaların,suçlamaların,savunmaların arasında ortada açık çıplak duruyor. Ve kim ne derse desin, haklı olsun olmasın o donarak ölen helikopter kazazedeleri için bir şey değişmeyecek. Çünkü Onlar sadece ölü.


Saldırgan Üsluplu bir diğer mevzuya gelelim. Hangi insan, kendisinden olmayana karşı bu kadar acımasız olma hakkına sahip? Bir başka ülkeyi nükleer tehdit olarak adledip uluslar arası arenada, kendi ülkesinde 250 adet atom bombası olduğunu söyleyen (ister korkutma, caydırma amaçlı ister değil) söylevi hangi akla, vicdana ,insanlığa sığdırılabilir? Ergenekon olsun olmasın hangi yetkilinin eşi, kendi istediği biçimde şantaj, korkutma, planlama entrika düzenleyerek nasıl bir cüretle katılmadığı bir düşüncenin, uygulamanın, hareketin ,oluşumun sonucuna karar verebilir? Önceki parafta aleni “sığlığın”, “cehaletle”,”bilinçsizlikle”, “acımasızlıkla” ortaya konmuşluğu bu paraftaki “kibri”, “aymazlığı”, “densizliği” alaşağı edemediğini de görüyorum yine öfkeyle.


Allah aşkına bize neler oluyor? İnsanlık olarak nereye gidiyoruz? Okullarda, dini öğretilerde, sosyal doktrinlerde insan olma erdeminde kötü hasletler olarak tanımlanan her şeyin bedenleşmiş halleri olarak boy gösterirken,ağzımızda gevelediğimiz “büyük” cümlelerin “küçük” anlamları altında ezilip boğulurken, dünya nereye gidiyor?


Tuhaf olan gittikçe “insani” duyarlılığımızı yitirmekte olduğumuz. Çevreyi, hayvanları , denizleri, havayı, şiiri, edebiyatı, adaleti, devleti, inandığımız izm’leri, dini, ahlakı koruyacağız da “insan” olamadıktan sonra sayıp döktüğüm bütün bunların hangisinin anlamı olabilir? Önce “insani değerleri” korumayı öğrenelim o halde. Hem de hiç vakit kaybetmeden bugünden itibaren başlayarak…

NOT:Bindiğim dalı keseceğim, razıyım derken bütün bu sıraladığım değerler “insan” türüne dair olan değerler. Ve ne yazık ki bende bu türün bir mensubuyum. Bindiğim dalı bu yüzden kesmeye de razıyım.

4 yorum:

efsa dedi ki...

Onlar sadece insandı, çok üzgünüm. İnsanlık için, ülkemin bu kadar çelişkilerle dolu olduğunu gördüğüm, daha 100, yılımıza girememişken yaşadığımız yolsuzluk, darbe planları ve güvensizliğimiz için...
Kıyımlarımız, sığ zihniyetimiz ve ayrımcılığımız için.

ali.deniz dedi ki...

Sayın Başbakan dürüst bir insan.Ben en azından öyle hissediyorum.Halkın da benim gibi düşündüğüne dair
doğrulayıcı veriler de yok değil.
Güneş Beyin ifade ettiği gibi ortada ciddi bir laubalilik ve işbilmezlik rüzgarı esmektedir.En azından İHA muhabirinin donarak öldüğünü biliyoruz.Bilgi kirliliği diz boyuydu.Kısaca hükümet/devlet bu konuda çakmıştır.
Sayın Başbakan dürüst imajını korumak istiyorsa veya gerçekten dürüst de ortadaki tabloyu içine sindiremiyorsa ciddi bir inceleme başlatmalı ve gittiği yere kadar gitmelidir.

ali.deniz dedi ki...

Güneş beyin yazısıyla doğrudan alakalı değil ama özellikle 'solculuğu' ,'insanlığını' geçmiş bazı militan tipler veya Ergenekon türü provakatörler Muhsin Yazıcıoğlunun ölümüne 'Oh oldu!' ,'Haketti!' mealine gelebilecek talihsiz laflar etmektedirler.(Bazı ulusal yayın yapan gazeteler gibi...)
En az onlar kadar vicdansız ve militan ve en fazla onlar kadar iyiniyetli bazıları da onlar ve onların değerleri için bu alçak lafları söyleyebilir.
Bu tür davranış içine giren herkes lanetlidir.Sevgisizlik lanetine uğramış,nefret sandalına binmişlerdir.
Eleştirelim ama kırıp dökmeyelim...

Cüneyt Uzunlar dedi ki...

Sevgili ali.deniz'in son yorumunda değindiği bazı 'solcular' evet, aslında birer faşist gibi düşünüyorlar/eyliyorlar...

Ama ne ilginçtir ki Muhsin Yazıcıoğlu ideolojisinin faşizan yanlarıyla hesaplaşma içinde olduğunu söylüyordu bir röportajında...

Demokrasi toplumsal değil ruhsal/içsel bir örgütlenme...

Buna inanırız ve demokrasi olur yahut inanmayız, zalim/riyakar/üç kaatçı/höt yalayıcı/güçsüze vuran güçlüye eğilen oluruz...

Biraz Çelebi, biraz Bektaşi, biraz Sufi, biraz Kalender...

Anadolu, Balkanya, Ortadoğu, Ortaasya...

Ararsan demokrasinin, hoş görünün tohumları var...

Ekersen...

Hoş Gör Yâ Hu!..

Anlarsan...