YÜZ





Bir insan yüzü…

Ötekine karşı olan sorumluluğun dolaysız hatırlandığı yerdir yüz. Kelimelerin vermediğini, sözcüklerin söyleyemediğini yüzde dolaysızca idrak edebiliriz. Bilhassa gözler, sadece görme yetisine araçsallıklarından dolayı değil, aynı zamanda maddi dünyanın ötesinden gelen hakikati sızdırmalarından ötürü yüzde merkezi konumdadırlar. Göz ve bakış, insanı bakılan fiziksel yüzün ötesine ulaştırmaya kabiliyetlidir. Göz göze gelmekteki mahremiyet, fiziksel mahremiyetin ötesinde ilahi bir mahiyettedir bu yüzden. Göz göze gelindiğinde kurulan bağ, fiziksel temasın ötesinde bir bağdır. Fiziksel temas ile iki kişinin bilerek yıktıkları mahremiyet duvarı eğer göz göze kurulan bağdan evvel yıkılmışsa, ilişki sadece dünyevi bir boyuta hapsolmuş demektir. Bu da ilişkinin bağlarını zayıflatır. Gözün gözde kaybolmadığı hiçbir ilişki samimi olamaz. Demek ki yüzde bir anlam doğmadan, bedensel mahremiyetin ötesine ulaşmak gerçekte mümkün değildir ve bu yanılsamadır. İnsan gözü bir başka insan gözünde kaybolduğu zaman oluşan durum, ne sözle, ne de başka bir biçimde tam olarak açıklanabilir değildir. Öyle bir şey ki, gözden fışkıran kalp titretici titreşim, bakılanın ötesinden gelen, var olan dünyanın ötesindeki bir sırrı sezdirmiş ve kavratmış ama yine de bu sırrı, kelimelerin dünyasına nakletme yeteneğinden yoksun bırakmıştır. Orada bir şey vardır. Mahiyeti sezilir, kalp gözü onu kavrar, muazzam bir biçimde hisseder ama bir türlü anlatamaz. Anlaşılmanın tek teminatı, bakılan gözün, baktığı gözden yansıyan aynı hislerin titreşimlerini karşı kalbe nakletmiş olmasıdır. Böylece kalpler birbirini anlar ama kelimeler bu anlamı barındıramaz. Bu noktada ‘yüzün ötesindeki yüz’ ile karşı karşıyayızdır. Bu manevi alanın yüzü, maddi dünyanın bütün materyallerini işlevsiz kılar.

‘Yüzün ötesindeki yüz’ ile karşılaşmak nasıl bir duygu bırakır insanda? Bakılan gözün yüzün ötesindeki yüze ulaşmak için aracılık ettiği yüz, bu yüze bakanda aşkın en yüksek titreşimlerini meydana getirir. İlahi olan sanki bakılan yüzde doğuvermiştir. Kişi daha önce böyle bir tecrübe yaşamadıysa yahut bu tür tecrübeler onu henüz yeterince avucuna almamışsa, yüzün ötesindeki yüze ulaşmakta aracı olan kişi, ilahi olanın mutlak taşıyıcısıymış gibi görünür. Bu görünüşü taşıyana en yüksek saygı sanki bir zorunlulukmuşçasına doğar. Şüphesiz ki, yüzün ötesindeki yüze ulaşmak hiç kolay değildir ve eğer böyle bir şey mümkün hale geldiyse, bakan gözün bakılan gözü taşıyan yüze ve ruha saygı ve sevgi harmanıyla yaklaşması ne aşırılıktır ne de sapkınlık. Bu sadece ilahi bir pınarı keşfedenin kendinden geçme halidir. Elbette ki kendinden geçirene karşı bir bağlılık duyma eğilimi doğal olarak ortaya çıkacaktır. Fakat olgunlaşma evresi tamamlanınca yüzün ötesindeki yüze ulaştıran yüz ve ruh daha ölçülü bir biçimde sevilecektir. Bu ölçülü sevme işi sevgide bir azalma olarak düşünülmemelidir. Sadece yoğun sevgi ve saygı dalgalanmalarının yatağına oturmasıyla gelen bir düzenli sürükleniş hali olarak algılanmalıdır. Peki, nereye doğru bir sürükleniş? Elbette ki engin hakikat denizine doğru.

Ancak gerek ilahi olanın doğmasıyla meydana gelen yoğun dalgalanma hali, gerekse bu dalgalanmanın dengeli bir sürüklenmeye dönüştüğü hal, derin bir yürek burukluğu ve acısını da beraberinde taşır. Kişiyi, ilahi olan ile tanıştıran yüz, fiziksel olarak kaybolduğunda, ilahi olanı temaşa eden kişi yoğun bir acıyla karşı karşıya kalacak demektir. Bir yüz neden bu kadar önemlidir? İşte yüz hakikat pınarından su sızdıran bir bereketli topraktır ki, bu topraktan ayrılan kişi, gittiği her yeri ‘çöl’ olarak algılama eğilimindedir. Cennetten sonra gidilen her yer yaşanılır da olsa sıradanlaşır. Yüzün ötesine ulaştıran yüz, güneşin ışığını gecede yansıtan ay gibidir. Ve saçtığı ışık gecenin zifir karanlığını ‘Zifiri’ olmaktan uzaklaştıran ay ışığı gibi. Kişi, ilahi olanla tanışmadan evvel, ışığın ne olduğunu bilmeden ama zifir karanlığa alışmış bir halde ilerleyebiliyordu. Fakat ışığa ulaştıktan sonra, onun aniden yok oluşu, kişiyi daha zifir bir karanlığa ve ümitsizliğe teslim eder. Çünkü kişi, ışığın verdiği kılavuzluğu ve aydınlığı gördükten sonra karanlığa geri dönmek istemez. Yüz aydınlıktır ve yüzden kaçış karanlığa dönmek olacaktır. İlahi olanın taşıyıcısı olan ve onu yansıtmış olan bir yüzden uzaklaşmak acılara katlanmayı gerektirecektir.

Bu acılar neyi öğretir insana? Acının kaynağı ilahi olanla yüzleştiren başka bir yüzün olmadığını görmenin mutsuzluğundadır. İlahi olanla yüzleştiren yüz kaybolduğunda, onun dışındaki yüzlerde böylesine bir anlam bulunamaz. Aslında o yüzden başka nice yüzler ilahi olana ulaştıran bir mahiyettedir ama kişi kendisini yüzün ötesindeki yüze ulaştıran yüzün yüzü suyu hürmetine diğerlerini yok sayma eğilimindedir. Bu acı, insanı dünyanın anlamını sadece, ilahi olana ulaştıran yüzde bulmaya itecektir. Böylece dünya anlamını bir yüzde yitirecektir. Dünyanın anlamının bir yüzde yitmesi, insan yüzünün ne kadar ilahi bir mahiyet taşıdığının ispatıdır. Bütün dünya, yüzde ilahi olanı temaşa etmiş biri için, insan yüzünden daha önemli değilse, gerçekten de bu durum insanın halifeliğine delil olarak gösterilebilir.

İlahi olana ulaştırmaya vasıta olan yüzün masumiyeti vardır. Bu yüzün hatlarında sadece samimiyeti sezersiniz. Her çizgi sanki bilhassa ilahi olana ulaştırmak için kurgulanmış, her mimik özenle seçilmiş ve her bakış saflığı içselleştirmiştir.

Yüze dokunmak olağanüstüdür. Çünkü bir yüze dokunabilmek ancak o yüzün ilahi olanı yansıtması derecesinde mümkündür. Yüz dokunulacakların en sonuncuları arasındadır çünkü kırılgan ve narindir. Yüze dokunulan anlar ilahi olanın yüzde sezildiği anlardır. Yüze saldırmak işte bu yüzden korkunçtur. Yüze yapılan saldırı ya hakikati kapamış, ona geçit vermez olmuş biri karşısında, ya da ilahi olanın acısını hissetmekten kaçanın, hakikati yansıtan bir yüz karşısında kendinden geçmesiyle mümkün olur.

Yüzün ötesindeki yüze ulaştıran bir yüze dokunulduğunda, bu dokunuşun ilahi sevgiyi dokunulan yüzden, dokunanın kendi kalbine, kendi kalbinden dokunulan yüzün kalbine aktardığı bir mavi/manevi damar oluşur. Sanki ortaya üçüncü bir varlık çıkar. Bu varlık dokunan el ile dokunulan yüzün harmanında doğan aşkın gücüdür. O an doğan ‘aşkın gücü’, daha çok, güven, samimiyet, şefkat, masumiyet ile iç içedir. Çünkü yüz en masum olanı, güvenliğe en fazla ihtiyaç duyanı, samimiyeti en iyi yansıtanı ve dokunulacak en sonuncular arasında yer alması nedeniyle şefkati doruk noktaya ulaştıran her şeyi çok kuvvetli bir biçimde barındırır.

5 yorum:

Boş Arsa dedi ki...

Abooov! Bu ne güzel yazı yavu!

Mahvettin beni kardeşim ya!..

Bu ne güzel metin, "Mavi Damar" diye bir hikâye yazcam galiba bu hafta...

Bu gözden kaçıralamayacak kadar sağlam bir yazı...

Patetik olana teğet geçiyor...


Ek niyetine:

1
Göz kendi yüzümüzün ötesindeki yüzümüzle ilişki kurar bazen...

Dalmışız gibi tek bir noktaya fakat olmayan bir noktaya bakarız...

Orada yüzümüzün ardınaki yüzümüz vardır ve bu bakış sırasında ortaya çıkar...

Biz görmeyiz, bizi görenler görür...

Biz görmeyiz. O yüzden gösteremeyiz...

Yüzümüzün ardındaki yüzümüzle çırılçıplak oratada kalışımıza bizi görenler katlanamaza. Hemen omuzumuzdan sarsıp uyan derler...

Omuzumuzu sarsan el şuursuzdur. Kendini gerçek sanan rüya âleminin elidir...

2
Bazen de gözlerimiz durmadan sağa sola ateş eder gibi hareket eder...

Bu şuursuz diğerleriyle birlikte şuursuzlaştığımız esnâdır...

3
Göz bâzen bakmak istediği yere bakamaz...

Belki çocukluktan, belki dünden kalma bir ürküntüdür nedeni...

Bu ürkek yüz de benim için ilâhidir...

4
Niyetini gizlemek için kaçar bazı gözler...

Bunların içinde bazı gözler kaçışlarını çok belli ederler...

Bunların acemiliğinde de bence kucaklamaya müsait bir temizlik vardır...

5
Bu yüz meselesi gözlersiz düşünülemez evet...

Kali Rind dedi ki...

Abooovv'una çok teşekkürler. Bu gözden kaçırılamayacak kadar güzel bir yazı derken bile yazıya atıf var.

Ekler harkulade. "Uyan diye omuzumuzu sarsan şuursuz eller" Her yerdeler değil mi?...Bu çok yerinde. Bütün eklerine de teşekkürler. Çalışmaya renk kattı bunlar. Mavi Damar'ı bekliyorum.

Boş Arsa dedi ki...

Patetik olana yaklaşmak ama patetetik olmamak çok büyük bir hakimiyet...

Lâf o...

Gözlerin dolar. Damla damlayacaktır ama izin vermezsin...

Ve bu tür bir duygunun algılanışı daha kavidir...

O yani...

Kali Rind dedi ki...

Kelimeye baktım. Yabancıydım. Açıklaman iyi de oldu...

Yaşadım ve yazdım... Buydu.

Boş Arsa dedi ki...

Hangi kelimeye baktın?..

Ayrıca hikayeyi postaladım...

İstersen mayline bir bak...