Tehafüten felesife (filozofların yıkımı)


“bir akvaryumu yazmak/
bir akvaryumda yaşamaktan daha kolaydır
bu yüzden her dize biraz eksik
her şiir biraz yalandır!” yılmaz odabaşı


-1-
..
g ö r d ü n ü z m ü d o k t o r ,
s i z d e g ö r d ü n ü z m ü ?
i ç i m d e n b i r
 
y ı l d ı z k a y d ı
k a l b i m i t u t u n (!)
..
Aslında, nereden başlayacağımı bilmiyorum.
Belki başlamayı bilmiyor olmaktan
 
Eskiden eskilerden başlamalı ya da .
 
Hep öyle dersiniz ya. yani şey...
doktorlar öyle der.
ben...herkes gibi...yani hastalanmadan ve
 
hastalandığımı hiç kimseye belli etmeden,
Açıkçası bu konuda çok iyiyim,anlaşılmamasıdır umudum
Eğer öğrenilirse hemen işimden kovulabilirim
 
çünkü,çok hassas bir işim var,malum!
En iyisi ben aklıma gelen her şeyi
bir çırpıda söyleyivereyim.
 
Böylesi daha iyi... ve “sanırım” güvenli....
BİLİYOR MUSUNUZ,
 
FELSEFEYE “PLATON!İK” BİR İLGİM VARDI.

Düşünüyorum öyleyse varım diyordu bir filozof
-şimdi adını anımsamıyorum-
Bu, oldukça makul.
 
Demek düşündüğümde var ve gerçek oluyorum.
 
peki ben de diyelim ,bir adam düşünüyorum
 
ve bu düşündüğüm adamın düşündüğünü de biliyorum.
 
böylece o adam da en az benim kadar gerçek ve var oluyor.
 
bundan sonrası işte, aklımı karıştırıyor,
 
düşündüğünü düşündüğüm böylece
 
var ve gerçek olduğunu bildiğim bu adamın
 
beni düşlediğini düşünüyorum,
 
hayır bırakın
sözümü toparlıyorum,
nerede kalmıştım? Evet,
o halde o gerçek ben ise düş oluyorum.
 
belki de herkes
 
birbirinin düşündüğünü düşlüyor
 
ve gerçek oluyor ve sahi ve sahici
kraldan çok kralcı ve peygamber, bir elçi?
yahut belki de ben düşlüyorum bütün bunları...
Tüm bunların garip bir şairin
Kaleminden düştüğünü ,düşünden çıktığını ve bir garip oyun olduğunu,
 
Buradaki hayatın gerçekliğini okuyucuları ve bu satırda gezinen gözlerin sahibini,
Konuştuğum bu doktoru,-sizi- ve hastayı-kendimi-

...neyse neyse..
ben bana döneyim.
Ben, -bulabilirsem-
Bir sihirbaz gibi
 
arada bir kendimi kaybedip
Arada bir kendime gelmekteyim!

-2-

kin tutmak için nedene ihtiyaç duymadığımız
savruk, günü-birlik, defolu sabahlar yaşadım...
sebebsiz hüzünlerin
dostlarımda ilenç, bende yağmur bıraktığına tanık oldum
yağmur...
yağmurla birikirdi camımda buğulu bir akşamüstü türküsü
gencecik bir kızdım.
 
Gonca bir gündüm şafağın alacasında açılmayı bekleyen
masallardaki kül kedisiyle eş tutuyordum kendimi.
 
acılarımı böyle hafifletiyordu beynim belki... Belki.?..
 
o gecelerde ben en çok bedenimin içinde ağladım
görünmez bir yağmurdu zaman
yeryüzünü umarken, atmosferde parçalanan
görünmez bir yağmurdu zaman...,
sırılsıklamdım o yaşta, acıların rutubetiyle hırpalandığımdan...
belki..?
ne kadar inkar etsem az
vurmalı çalgılarda geçiyordu içimden
kemandan vurmalı çalgılara akıyordu hayat
ancak...
tutunamıyordu içimde hiç kimse
ve hiçbir şey geri getirmiyordu kaybettiğim acıları...
şimdi dokunduğum her ülke haritalardan siliniyor
adı kadar büyük ihanetler giriyor koluma
düşlerimize ortak ettiğimiz kaldırım taşları bir bir yıkılıyor
katiyyen!.. KATİYYEN!
utanmayı - utancı çoktan azadetmiş birileri
doğal nedenlerle işledikleri günahlardan bahsediyorlar durmadan
yalnızca garip adsız bir hüzün
 
ve bana sevdalı bir bakkal çırağından
 
gelen birkaç satır randevu notu zayıf kılıyordu beni
sivilcelerini beslediği aydınlık suretine iliştirdiği
 
utangaç göz kaçırmalarına tanık oluyordum.
 
paylaştığımız tek şey bu tanıklıktı sadece,
 
fazlası yoktu, olamazdı....
Siğilleri yüzünden kendisini öpecek tek prenses
 
bulamayıp cadının lanetini
omuzlarında ağır bir dağ gibi taşımaya şartlanan
öksüz-öksesiz
 
ve artık telaşsız bir prensti...
öpsem, belki de büyü bozulacaktı.
 
öpsem belki tılsım çözülecekti.
 
öpsem...
ARTIK GÜNÜMÜZDE HANGİ PRENSİ ÖPSEN KURBAĞAYA DÖNÜYORDU,
 
BİLİYORDUM BUNU...
 

-3-

yaş on altı...
on altı yaz ve on binlerce kış yaşamıştım.
 
İçimin üşümesine olanak sağlamayan tek bir günüm bile olamamıştı.
 
İçimde felçli bir göçebe göç aylarındaki eşdeşlerine bakıyor
ve bunun tutanaksız yazgısıyla kahrını acısına katık ediyordu.
Evet edebi cümleler düşüyordu dilimden....
 
dışarıda bırakılmışlığın, yabancılığın,
 
aşk mensubu olarak her türlü
 
dayatmayı, alayı,
küfrü,sineye çekmeyi bilmenin bileyiyle
 
içime döndüm.
 
İçimde kök saldım,
 
öyle olmak zorunda bırakıldım...
Duygularımı ancak yazıyla ifade edebiliyordum,
 
bunu yapmazsam hepten çıldıracaktım.
 
o yüzden bırakın yürek gücüm bir buna
 
elverişli olsun...
yüreğim Öyle çok şeyin altında ezildi ki,
inlemeleri bir ritmi,
 
dilim bir şiirselliği ister istemez yakaladı.
 
yaş...on altı!
 
herkes de bir coşku herkeste bir muamma!
hormonların organik diktasıyla herkes aşık herkese,
 
birbirini sevenler sevilenler ayrılanlar birleşenler....
karnaval havası hakim anlık aşkların
 
hormonal dopingli koşuşturmasında!
bense...
 
Aşk'tan ölesiye korkup aşk yapan
kapıma dayanan, ve içimde tutunmaya çalışan kim kaldıysa
bir bir, öldürüyordum...
Günü gelmemiş kutlamaları sevmem
Seks geçirmez bir sevda için
asla planlanmamış intihar tasarılarım vardı
Aşık olduğunda saldıran
 
ve çan sesleri hiç susmayan bir bodrum katında
'ölüm döşekleri' yapıyordum beni terk eden dostlarıma
Geçmişin ayrıntılandıramadığım kısmındaki acıyla
günü geldiğinde kutlanacak bir tufanın açılış törenini bekliyordum
sayenizde gecelerce tasavvuf'tan nağmeler dinledik.
 
ve yine sizin sayenizde her söz,
 
sırtımda ürpertili kızarıklıklar bıraktı.
 
daha dikkatli bakınca onların doğum izi olduklarını farkettim.
 
tanrı bende allerji yapar doktor.
 
ömrümdeki eksiltiye kesme şekeri baz alıyorum artık.
 
kesme şekerim, şarkı bitsin.
 
Şeytanın ne acelesi var gay' ler tuvaletini kullansın.
 
o da herkes kadar eşsiz yara…
 
2 0 0 g r a m e t i n
 
f a z l a l ı ğ ı
c i n s i y e t i n i z e
 
h ü k m e t m e s i n .
öz diyordunuz doktor; toptan perakende kendinizi satıyordunuz..
sağ beynim sol beynime baskı kuruyor 'en çok ben ağladım' diye.
 
oysa herkes, eşit ölmüyorsa da.. eşit ağlar doktor.
 
çocukken akrebin zehirli kuyruğunu kuğu kuşu sanırdım. Şimdiyse “akrebin zehirli oluşu onun bir insanı sokma suçunu hafifletmez” diyorsunuz.
İki dudağınız arasında tek bir gerçeği bile geveleyemiyorsunuz,oysa ben yüreğimi ağzınıza vermiş geviş getiriyorum!
Yüreksiz bir dalga için
 
Büyük bir bedeldi bu
 
haydi doktor sende Tadını çıkar..
yağları gözünden dışarı akan pis bir kurbağa kalbime kumpas kurdu. düşlerime sıçradı. yeterli değildi doktor ..anlamıyorsunuz,
 
o uzaklıktan düşemedim.
 
kalbimde çıkan siğillere ülser nöbetlerimden arda kalan asiti boca ettim. uykularınıza kan sıçrattım doktor, uyanın artık.
tanrı beni yarattı, ben tanrıyı yedim.
en görkemli intiharınızda bile beni öleceksiniz.
 
hadi ama kırılmayın ;

k ı s ı r b i r k a n g u r u n u n
 
b i l e b u k u s u r u n u
 
t a ş ı m a s ı i ç i n
b i r k e s e s i v a r d ı r.

şiirler okuduğu ve erkek gibi koktuğu için
bir uzay adamına aşık olmuştum.
 
kırmızıyı ve piliç ızgarayı seven,
 
beyaz şarap içen ve durmadan gülen tuhaf biriydi.
(hala öyledir.)
bir gece deprem oldu ve bir tek odam yıkıldı.
 
ailemin ileri gelenleri
 
beni yıllarca o enkazın altından çıkarmaya çalıştılar.
(hala öyledir.)
oysa ben biliyordum.
 
o uzay adamı bir gece önce beni 'bencilliklerimi parlatırken'
 
suçüstü yakaladı.
bu bir rihter ölçeğine göre kaç şiddette seyreden bir yıkımdır doktor ?

..kalbiniz mi ağrıyor yine ? ..affedin.
 

çıplaklığınızı kapatacak kadar büyük ellerim olmadı hiç.
 
hepsi kırıldığımda yüzümü kapatacak kadardı.. nasıl ?

ah, '..hiç yoktan iyidir ' diyorsunuz.
 
sahi mi doktor ?
 

'h i ç',
'y o k' t a n
 
i y i m i d i r s i z c e (?)

kendi yarattığım labirentlerin dar geçitlerinde sıkışıp kaldım
beni boşver, sen kendini kurtar!

-4-

sevgili doktor,
tamam, tamam....evet anlatmaya devam edeceğim. tıpkı geçen hafta sözleştiğimiz gibi...
sen orada-o doktor koltuğunda hiç oturmuyorsun ve hatta hiç olmamışsın gibi-
evet..O...İlk Aşk...
".. siyah bir jüri karşısında rastladım ona. bana gözyaşı sattı. ağlarından başka kimseye güvenmeyen biriydi doktor,
 
ve 6 bacağı vardı.
 
'aldatırsan kırarım birini.' dedim. korkmadı..
 
'insan değilim ki.' dedi..
b e n d e n n e u m a r s a n,
a n c a o k a d a r ı n ı
 
y a ş a r s ı n.
gülüyorduk ..
 
ne çok şey umulmuş bizden
 
ve ne kadar azına sahipmişiz meğer.
doktor ; artık canım yanmıyor dans ederken.
 
içimde bir el feneriyle gemiler batırdım.
 
anlayın artık, dualarınız hiç bir işe yaramadı.
herşeyi yakıp kaçmaya karar vermiştiniz doktor,
 
kimse incinmesin istemiştiniz.
 
gerçekte aradığınızın ne olduğunu bilmeyi isterdim.
 
doktor ; düşümden gelse size başka bir son isterdim.
aylar sonra ilk kez içinize girdim.
 
çocukluğunuz yine aynı camın kenarında,
 
ertelenmiş sızılarını seyir halindeydi.
5 adımdık doktor,
 
5 adım ötede bir sızıydı alt tarafı.
anlamalıydım bunu.
 
bu tutukluluk hali derinlerde korkunç bir sebep barındırıyor olmalıydı. geceleri yüzüme kanatlarında biriken mum suyunu döken martılardan biri gizlice içime kaçmış olmalıydı.
elimde kimliğinize dair somut hiçbir delil yoktu.
 
olması gerekmiyordu zaten, uyandığım sabahlar yetiyordu.
 
durdurulamaz bir kavis, devasal bir iç monolog.

a n l a m a n ı z g e r e k i r d i d o k t o r
k a t i l h e p b i r b a ş k a s ı ..

eteklerime kurşun rengi mum suları döktüm.
 
söylediğim şarkıları seviyorsunuz
 
ama onlar da kilometrelerce uzaktaydı artık.
 
Kollek’siyonisttik! Açılımımız iki nokta üst üste,alt alta
Sevişir gibi yani yarım yalnızlıklarıyla tamamlanmayı hedeflenen umudu
biraz şiir okuduk, birkaç parça antika ve kocaman beyaz bir ayıcık.. hepsi bu. (?)
doktor anlamadınız mı beni kurtarabilirdi !
..boşverin, ben de onu-inanmaya değecek tek yalanı,
dünün intikamı,bugünün hududunu;
umudu-kurtaramam artık.
 
hiçbir şey tahmin edilen kadar sıradan değil.
 
evet yalanı seviyorum doktor, haklısınız ..
 
çünkü canımı en az o yaktı.
 
kimsenin yüzüne bakmadığı aynalardan dışarı beni o çıkardı.
 
simlerimi temizledi. hayat ve tutunduğum öz için bana şans tanıdı..
 
bunu kimse yapmadı doktor !
bir kış gelirdi, bir ağıt.. bir kış gelirdi, bir ölüm..
 
gitmeliydim anlayın, kabulsüzlük istiyordum,
 
saf beklentisizlik arıyordum.
bir ülke gelirdi, bir martı.. bir ozan gelirdi, bir kâbus..
 
kabusun orta yeri kavuniçi aşk, kavuniçi tesadüf.
 
içinden nehirler ve tesadüfler geçen kavuniçi bedenler.
 
beni yalanla örttünüz doktor. bir yalanı yalanla kapattınız.
 
canımı öyle yaktınız ki ağlamamayı öğrendim.
yaşamın her dilimine eşit dağıttığım karakterlerime
 
kendilerini varetmelerini öğrettim.
 
hikayelerime 'uysallaştırıcı huzur' sansürü koydum.
 
herşey bir hüznü ajandanıza habersiz iliştirilen bir tabloda görüp incinmenize bağlıydı. siz hiç kendinize veda ettiniz mi doktor ?
cam kırığından elbiselerin içine yüzyıllardır sizinmiş gibi keyifle girip sırtınızı kesen acıya güldünüz mü ?
 
ben; tüm bir şehir yaşadıklarına bir isim koymaya çalışırken, metal bir tabutla denize atılan dilsiz martıma adımı verdim.
 

ya siz n'aptınız doktor ?
 
ağlamasını durdurabilmek için hangi kışa yalan söyleyebildiniz ?
 
kaçıncı ölü doğumu hayat karşısında avutup,
 
yeryüzüyle dengeli kılabildiniz ?

ışıktan kör yağmurlar çarptı yüzüme.
 
yıllarca karanlık ve küf kokulu cennetlerde boğdular beni !
 
oysa bir martı ölünce sürüden hiç biri sağ kalamıyordu.
 
bunu yıllar sonra anladım doktor.
 
ben dahil oniki kızkardeşim öldü. 12sinide ben uydurmuştum doktor...
 
bu hazzı koklayabiliyor musunuz ?..

hadi.. o denli açıktım ki yaralanmaya,
 
yıldızları tuttuğumda
 
dilekler kaydı yeryüzünden.
 
yoo, ne düşündüğünüzü biliyorum!
Aklınızdan geçenlerden ezbereyim...
 
Siz son sözü söyleyeceksiniz yine. ancak bırakın bitireyim benimkileri..
artık intiharcılık oynamak için çok yaşlısınız doktor..
 
ve haklıydınız;
b i z t ı p k ı b i r a y n a
 
g i b i y d i k,
t ı p k ı b i r a y n a g i b i
 
t ı p a t ı p t e r s i y d i k
 
b i r b i r i m i z i n.

sizinle aynı hızla soluduğum ayrıntılara lanet olsun !
bir gömleği değiştirir gibi kolay öldürebilirdim sizi.
 
korkularımla yüzleşiyorum doktor, sizse kaçıyorsunuz anlasanıza !.. dokunduğum her yerinizle dışındasınız hayatın.
 
içinizin güneş görmeyen odasında tüm hayvanlığınızı çarpa çarpa öldürdüğünüz o duvara o gece beni de çarpmalı,
 
ya da bir çokları gibi yaşamıma girip, aşkla terkedip,
 
usulca çıktığınız kapıyı benden yana kapatmalıydınız.
ben yalnızca iyi biri olmayı denedim doktor.
 
size şarkılar söylediğim o kapının ardında,
 
keskinliğinden utanan bir 'kama' ya annelik ettim.
 
içinizdeki boşluğa dokunabilmek için sihrimi sattım.
bir aşk bitince insan n'apar doktor ?
b e n ,
 
k e n d i m e y a l a n l a d ı ğ ı m
h e r u z a k l ı ğ ı n a r d ı n d a n
 
b i r v e d a b e d e l i g i b i
d a n s e t t i m .
Bu arada
k ı p ı r d a m a y ı n d o k t o r ,
s ö y l e d i ğ i n i z
y a l a n l a r ı n k u y r u k
 
u z u n l u k l a r ı n ı
 
ö l ç m e l i y i m .
g e r ç e k l i ğ i n i z i
 
t e ğ e l l e m e l i y i m ,
h e m e n h e m e n b i t t i
 
s a y ı l ı r .

- 5-

yağ satarım, bal satarım..
sizden iyi olmasın ustamı ben öldürdüm doktor
nakış yerine suç işlediğim mendilimi ardınıza bıraktım.
 
hadi doktor çeperinizi yırtıp kovalayın beni.
 

i ç i m d e k i b o ş l u ğ a
 
sizin boşluğunuz yankı bulmuyor. Sesiniz var mı doktor ?
 
sözleriniz 180 dereceden yanık kokuyor. iyi oyuncusunuz doktor. HAYAT KULVARINDA OYUNCULUK PARKURUNDA BİR EŞİNİZ DAHA YOK!
bütün odalarınızı gezdim, banyonuzda bile ayna yok ! başkalarına yapıştırdığınız yüzlerinizin size bir oyunu olmalı bu..
 
ama fikrimi soracak olursanız bu son yüzünüz, kasıklarımın arasında sırıtan cesedinizi çok açmış.
 
doğum gününüzde ben de size böyle kışkırtıcı güzellikte bir kılıf almayı çok istedim, inanın.
 
hatta sırf bunun için bütün gün mezarlıkları bile gezdim
 
..ama param yalnızca bu veda mektubuna yetti.
 
hadi ama doktor, Elimdekinin reçete olduğunda ısrar etmeyin artık...
Böyle sudan bir bahaneye kırılacaksanız bilmenizi isterim ki;
 
söylediklerim içimdeki öfkenizin en uysallaştırılmış haliydi.
hala anlamıyorsunuz değil mi ?
 
biraz daha devam edersek vurabilirim sizi
 
kalbimi verdiğim bütün aldanışlara hesap sorabilirim.
 
cinsiyetsizliğinize bir son saniye perisi olabilirim.
 
duyuyor musunuz doktor ?
 
işitiyor musunuz beni ;
 

s i z d e n d a h a k a l a b a l ı k ö l e b i l i r i m !

-6-

neyse neyse...
sevgili doktor ;
haftalardır sizinle bu konu üstünde konuşmak istiyordum.
 
nasılsa birbirimizi tanıyoruz artık (?) diye düşünüyordum..
 
ne tuhaf değil mi, bir psikolog hastasının tüm geçmişini bilme hakkını en başından sahiplenir. ama siz hep susuyorsunuz doktor..
 
sizinleyken kendimi 23 nisan ulusal çocuk bayramındaki
 
renkli görüntülere sinmiş hissediyorum.
 
her birimiz kendi ülkemizin minyatür birer benzeri gibi eleleyiz.
 
elele yuvarlak bir dünya resminin etrafını çerçeveliyoruz.
 
sırası gelen çıkıp kendini kendi dilinden diğerlerine anlatıyor.
 
kimse birbirini anlamadan seviyor-gibi yapıyor.
 
ranzamın üstünü, dilini bilmediğim united colors of benetton tadında yabancı tanıdıklarla paylaşıyorum doktor.
 
tanıdıklığımızın kanıtıdır ki her birimiz duvara yansıyan ellerimizin gölgesinden kuş yapabiliyoruz.
 
o kuşu gecelerce birbirimizin yabancı teninde gezdirip,
 
aynı tonda ağlayabiliyoruz.
 
anlaşılamama korkumuzla çıktığımız yoldan yalanlarla döndüğümüzde,
 
korkularımıza etiketlenmiş ve üstünde 'anlaşılabilir olma' yazılı
 
bir U dönüşü tabelası buluyoruz.
 
doktor, söylediklerinizin tek kelimesini bile anlamıyordum.
 
yalnızca bir gölge oyununu yanıtlıyordum size.
 
anlayışsızlığınızda huzur buluyordum. sizin gibi olmasın meslektaşlarınızdan pek çoğuyla karşılaştım.
bir çokları hayatım üstüne tez verir gibi kafa sallayıp,
 
reçetesine bir şeyler karalıyordu.
 
birileri adımın anlamını bile bilmeden içimi okumaya kalkışıyordu. aşka, aşkıma dil uzatılıyor, bilmemnelojik tanılar tanımlamalar getiriliyordu.
 
siz olsanız 'ne hadle !' derdiniz.. doktor, anlamıyorsunuz
 
..siz hiç orada olmadınız.
 
duygularınız, kendilerini sadece sözlük anlamlarıyla var edebilen
 
birer cümlelik iç çekişlerdi.
 
obur bir fare gibi kemirdiğiniz o kitaplardan kaldırın başınızı artık.
aşkın alfabesi yoktur doktor,
 
bir öfkenin telif hakkı ödenemez.
 
bunu Hitler bile yapamadı !
 
hayatın yalnızca belirli anları insana zevk verir doktor
 
reçetenize büyük harflerle yazın bunu;
h a y a t ı n e r o j e n b ö l g e l e r i v a r d ı r.
çocukluğunuzun sperm sayısı cinsel ilişki esnasında söz konusu bedeni terk ederken duvarlarınıza kuş gölgesi ölüleri bırakır.
anlayın artık doktor;
h a y a t t a n y o l a ç ı k a r a k
 
d e n k l e m i n i k u r d u ğ u n u z h a l d e
a ş k' ı n h a y a t a
 
s a ğ l a m a s ı y a p ı l a m a z .


-7-

suskun muyum ? ..arada sırada, evet.
biliyor musunuz; dün gece bir martı daha vuruldu. düş kelebeğim koptu..
 
sarsıntıdayım.
uzun burunlu bir adamın peşinden kuzeye gittim. çocukluğumda pinokyoya aşık oluşumun etkisinden midir bilinmez...
tüm sevgililerimden veda mektupları yağıyordu.

ç ü n k ü b e n u y u m a d a n ö n c e ü s t ü m d e n
 
h e p y e r y ü z ü n ü ç ı k a r d ı m.

doktor; siz ne zaman ağlasanız ben kadın oldum. ne tuhaf değil mi ?
 
hiç bilmediğim sahnelerde, aynı repliği başka partnerlerle yineliyorum.
 
bana benzeyen diye tanıştırıldığım ama benim hiç benzemediğim
 
kendi normallerimi büyütüyorum.
 
doktor; sırf kuru çiçeklerim için hayatta kalıyorum.
kristal bir elden ağır bir tokat yedim. yüzümde derin yaralar açıldı. dostlarım gelip sardılar hemen. onları hiç bağışlamadım ..Sizde bilirsiniz,
her yaz sezonu bitiminde sahil kasabalarının vitrin camlarında telaşlı yazılar belirir;
a ş k' t a ş o k i n d i r i m (!)
v e d a m e k t u p l a r ı
e t i k e t i n y a r ı f i y a t ı n a
 
aşk..
doktor.. aşk.. doktor.. aşk.. AşKaŞkAŞkaşKaŞK
 
doktor; öyle ustalaşmıştım ki artık sihir gerekmiyordu.
 
her sabah çalar saatimden 5 dakika önce uyanıyordum.
 
sanırım o da uyanamayacağından korkup beni kuruyordu.
 
uyaklı olsun diye devrik süsü verilmiş
 
yazınsal aşk yapıtlarım olmadı hiç.
 
edebiyat tarihine yapıştırılmış soğuk kanlı bir imla hatasıydım
 
şair deyimiyle.
 
dilimin ucunda ağız dolusu söylenecek milyon tane sözcük vardı anne.. yine de ağzım doluyken konuşmadım hiç.
hadi boşverelim doktor ;
 
herşeyi son süratten boşa alalım.
 
gecelerdir kibrit kutularında biriktirdiğim çöp adamlarımla
 
'çocuk asmaca' oynuyorum .
 
t e k s u ç o r t a ğ ı m
 
g e ç m i ş i m d i r.
anlayın doktor..
 
kırılmaz bu aynalar yüzünüzde asılı kaldığınca
g ü n a y d ı n ö p ü c ü ğ ü b o r c u m u z v a r d ı.


***8****

günaydın doktor.. Freudyen, değil mi ?  
yoksa Wundçu mu demeliydim..
ah tabii ya şu işe bakın, ne aptalım.. Adlerci olmalıydı.
 
hepsinin toplamı içinizdeki boşluğu doldurmalıydı oysa.
neyiniz var doktor ?
 
tedirgin görünüyorsunuz..
 
lütfen kırılmayın ciddi bir niyetim yoktu.
 
izin verin çoktandır sizin bile dokunmaya korktuğunuz kamburunuzu okşayayım biraz.. umursamayın n'olur.
insan uyandığı ilk 5 dakika içinde böyle saçmalıyor işte.
 
lisedeyken fatih adında elleri kadifeden bir arkadaşım vardı. Şimdi ölmüş çürümekle meşgül.
 
sizin de kalbiniz varmı doktor ? nasıl ?..
 
ah, unutmuşum. siz insanların ruhlarını onarırsınız, öyle ya..
 
peki söylesenize, kendi ruhunuzu da o karanlık mağaradan günışığına çıkarabiliyor musunuz, arada sırada da olsa ?
 
ruhunuzu hakediyor mu hastalarınız ? peki onarabiliyorlar mı sizi ?
birbirimizi kandırmayalım doktor ..Hastam dediğiniz kişilere doktoru oynuyorsunuz. belki onlarda size hastayı oynuyorlardır. iyi bir alış-veriş sessiz sedasız bir oyundaşlık! belki de taraflardan hiç biri diğerinin oynadığını bilmek istemiyor bile. böylesi daha iyi, daha huzurlu. Peki ya
oynadığınız yüzler, sizinle oynamaya başladığından bu yana kaç yıl geçti? kaçıyla seviştiniz çıplak bırakarak içinizi ? 

"bana karanlık mağaralarımızdan dışarı çıktık ve insan olduk demiştiniz, Çıplak bırakarak içimizi demiştiniz"
hadi doktor, yapmayın; çıplaklık bile bir oyundu belki. hatırlayın, 'belki de o karanlık mağaradan dışarı hiç çıkmadınız siz !' yalnızlığınızdan öte kimseyle sevgili değildiniz..
 
beni de bir çok gece böyle kırdınız. anlamalıydık artık:
 

siz, başladığınız noktayı kaybettiniz doktor !
kendinizden doğurup, yeryüzüyle seviştirdiğiniz bütün kimlikler
 
usulca yanağınızı tokatladı.
 
siz kendinizi tedbiri çoktan alınmış intiharlarla kanattınız.
 
kalbinizin yerini ağrımadığı sürece bulamıyordunuz artık.
 
size benzeyenlere kırdırıyordunuz onu. hatırlayın doktor..
 

'y ü z ü n ü z ü y ü z ü n ü z e
d ö v d ü r ü y o r d u n u z !'
size benzeyenler tükendiğinde , potansiyelde kalbinize yakın duran hastalara, kırılası muhtemel yüzlerinizi yapıştırdınız..
 
elinizin tersi, elinizi eskitti doktor.
 
'çıplaklık bir oyundu belki' ler bile bir oyundu artık..
 
koca puntalı bir nokta koyup repliğinizin sonuna,
 
yüzünüzü yalnızlığınıza çevirip uyudunuz.
 
size sarılanlar, şifa bulmayı ve iyileşmeyi umanlar
 
-çıplak bıraktıkları kehanetlerine-
sarılıyorlardı aslında.
siz, son sözünüzü, duvar kenarında kaybolmuş, uyku mahmuru gözleriyle ağlamayı çoktan unutmuş çocukluğunuza fısıldadınız..
 
hadi doktor; birbirimizi kandırmayalım.
sizin bir son sözünüz bile yoktu artık.

i ç i n i z d e k i k a m b u r u
a c ı t m a y ı n

'kendinizi saklamanın en kolay yolu çok görünmekti.'
 
iyi ama doktor,
 
siz kendinizi kendinizden kaçırdınız ! son hız koşarken ardınıza düşürdüğünüz kırmızı rujlarınız mı..
 
mor dudaklı bir tanrı mı.. yaralı bir tay mı..
 
yoksa çirkin bedeninize kılıf uydurduğunuz
 
gümüş renkli kuyruğunuz mu..
sürüncemede kalan,
 
okunaksız bir kehanetin yazgısıdır;
yazık ki artık, siz bile bilmiyorsunuz yanıtını.
 
yankısı bile sesini aldatan düş ormanınızdan
 
kendi denizime dönüyorum ben.
 
bir sonraki perde için 'orman cini' kostümünü 'yaralı taylar' kulisine bıraktım. çıplak bıraktığım kehanetlerimiyse umursamayınız.
ne kadar kalabalıksınız doktor, ne kadarım yer edinebildi içinizde ?
 

hadi doktor,
 
kalbimi ağzınıza vermiş geviş getiriyorum,
 

sırtınızı ürperterek son repliklerime parmak uçlarımla dokunuyorum.
 
çocuk kalan yerlerinizi dövdürmeyin bana (!)
 

d a ğ ı t s a ç l a r ı n ı eftelya
 
e l ç i d ö n m e y e c e k .. 

hiç bir insan bir başka insana teselli olmayacak, olamayacak.
günümüzde kimsenin gücü bir başkasına mucize olmaya yetmiyor!; anlasanıza....
denizin dibi nasıl kokar bilir misiniz doktor ?
 
bir gün rahminizde sancıyan kalbinizi,
 
avuçlarınıza almayı becerebilirseniz, beni deniz ülkemde ziyarete gelin.
 
ardınızda bıraktıklarınız, sizin yarattıklarınızdır.
 
hadi doktor; ..birbirimizi avutmayalım.
 
yaralarınıza kapatmaktan vazgeçin beni. tuzlu su canınızı yakabilir.
i ç i n i z d e n y ü k s e k v o l ü m l ü
'f r e n' s e s l e r i g e ç i y o r..
k a p ı l a r ı n ı z ı a ç ı n d o k t o r (!)
k a p ı l a r ı n ı z ı a ç ı n;
a ş k h e r a n h a y a t ı n
a l t ı n d a k a l a b i l i r..

aşk
heran
hayatın
altında
kalabilir !

oyuncak anne yüzüm kırıldı çünkü.  
18 yaşımda sığınak diye avutup gözlerimden yeryüzünü gizlediniz, ilk aşkımla paylaşacağımız sexten daha huzurlu bir omuzda uyuma ihtimalinin varlığıydı, engellediniz
 
20'sinde kalbim düşük yaptı, hayata inancım tümden sarsıldı.
 
bunu sizden değil kendimden saklıyordum ben.
 
alınmayın ama çok kabaydınız doktor.
 
dizlerime kapanıp yüzümü tokatlayabilecek kadar kabaydınız !
 

zeki olduğunuzu sanıyordum. 
ileride benim kadar olabileceğinizi bile savunuyordum hatta..
 
yazık ki yüzümü kara çıkardınız doktor..
 
yüzüme yara yaptı yapışkanlığınız.
 
yüzüm doktor, oyuncak anne yüzümü kırdınız.
 
koca bir ormanı, kısık sesli bir yalanı, yaralı bir tayı,
 
bir orman cinini kırdınız.
uyandığınızda doktor, orada olmayacağım.
 
biliyorsunuz, başından beri bu gerçeği ikimiz de biliyorduk.
 
hikayeniz doktor.. sona yaklaşıyoruz. hazırlanın.
hayattan ikmale kalan bir oğlan çocuğu değilsiniz artık.
 
tamam peki bakmıyorum yıkayın yüzünüzü.
 
utancınız gerçek kalan yerlerinizin farkedilir olma korkusuydu.
hatırlıyor musunuz doktor, ilk tanışmamızda içinizdeki çocuğun
 
kendinize açılımlı sağlamasını yapmıştınız.
 
mora anlam yüklediğiniz örtülerinizin altında ağlamıştınız.
hatırlar mısınız bilmem,
 
Kama'lyalı kadın elbiseleri içinde çok sexi olduğumu söylemiştiniz.
 
dudaklarınız kurumuştu.
kırmızı rujunuzu intiharın kuzeni aşk'ta unutmuştunuz.
gözyaşlarımı çatlaklarınızın arasına nem yapmıştım.
 
çocukluğunuzla uyumuştum.
 
elleriniz tedirgin dokunmuyordu ama çocuk sırtınız terlemişti doktor.
 
o gün ilk kez sizden önce uyumuştum
..o gün ilk kez itiraf edilecek bir son arzunuz vardı çünkü. tereddütlerinizde sonuna kadar haklısınız.
 
kimliğinizle yabancılaştırdığınız ağrılarınızı bile,
 
boy ölçüşülebilecek kadara ayarlamıştınız.
 
yaşanmış her eksiltiyi “içimizdeki”hüzün çocuk' bir portreye kapatmıştınız.
 
anlamalıydık doktor,

y e r y ü z ü n d e n k a n a m a l ı ,
 
a ş k y ü z ü n d e n
 
m ü t e m a d i y e n s a b ı k a l ı y d ı k .

siz bir yalanın ardına sığındınız,
 
ben bir yalana ihanet ettim.
 
masalları ucuz barlara taşıyan kalbimize silahı ilk çeken
 
ikimiz de olamadık. siz şiddetten yana çekimser oy kullandınız doktor, benimse nedenlerim farklıydı.
 
uzak mesafeden cinayet romanları yazamadım hiç. çünkü ben bıçak sırtı bir çocuk küskünlüğü taşıyordum içimde.
işte bitti.. istediğiniz kadar yıkayın.
 
silinmez izler bıraktım içinizde. ben 'sen'sin demiştiniz,
 

hatırlayın doktor. 
tüm cinsiyetsizliğinize rağmen üç kişi seviştik desenize.
 
hayır doktor, üzgünüm ama size katılmıyorum. bu bir oyun değil.
 
bu koca bir yalan, bu pis bir ihanet.
 
ilk kez söylenecek sözlerin geç kalınmış ağrısı.
 
demek ucuz bir fahişeyim ben, demek incittim sizi..
 
peki ya siz doktor ? çocukluğunuza bulanmış ayrıntılarınız,
 
kaçış yollarında boğulduğunuz erkek yarınız,
 
yatağınıza nüfus eden yalanlarınız..
kamçıladığım yüzlerin öfkesini biriktirdim ben.
 
daha az acı yok, başka bir hikaye yok doktor.
 
verin ben bağlayayım kravatınızı, rujunuz dağılmış yine.
 
içinizde gerçek kalan yerleri de verin doktor.
 
üzülmeyin, yokluğunuzu görmeye gelenlere aratmam onu..
 
hadi alın, bu kurabiyeler CAN yakmaz...Kendini arayan
 
alice 'e rastlarsanız selam söyleyin benden.
 
ona ' daha az acı yok ' deyin.
daha az acı yok doktor !
 

kendinize bir bakın; bu oyun en başından adıyla kaybetti.
 
yine de haklısınız.. silahı ilk çeken kazanırdı.
 
fakat ufak bir ayrıntıyı atladınız..
_
 


b i r u ç u r u m ö l ü r k e n
t ü m g e ç m i ş i n i
 
y a n ı n a a l ı r !


geçen hafta
masanızı hızla terkettim doktor.
 
çünkü aslını isterseniz,
 
sizin başından beri orada olmadığınızı farkettim ..
inanamıyordum !
 
beni bir dublörle seviştirdiniz.
 
bu itiraf içinizi acıtmasın ama;
 
sizden iyi sevişiyordu yokluğunuz.
hala anlamıyorsunuz değil mi doktor;

s i z , i ç i m e ö f k e
 
o l a b i l e c e k k a d a r
 
ç o k t u n u z !
...
içimdeki çocuk düşük yaptı,
içimdeki anne babayı boğdum
ve daha da iyisi
içimdeki doktordan böylece kürtaj oldum.
 
Peki ya o herkeste bulunan
 
Ve herkesin İç ininde saklanan “o” hastadan?
 
Sanmıyorum!

 

3 yorum:

Kali Rind dedi ki...

İçindeki Doktoru böyle uzun bir hesaplaşmadan sonra öldürdün. doktor yoksa, 'Hasta' olduğunu kim söyleyebilir? Teşhis de yok olur.

gunes ener dedi ki...

:))

gunes ener dedi ki...

hastayım yorumlarına ..