İhanet



Çünkü ihanetler ancak sahibinin vicdanına yapışır.

Gün güne, yapış yapış o iğrenç sülük, insanlığını emerek bağlı bulunduğu gövdedeki vicdanı tükettikçe, tükenen vicdanın sahibi başkalaşır, değişir, dönüşür ve canavarlaşır. Ve bütün canavarlar kendi kendilerine haps olmaya da mahkumdur. Yalnız, ivedi, telafisiz bir sona, her iki cihandan da başka bir cehenneme sürülmüştür. Cennetlerden oluşmuş mekanlarda, istedikleri her şey yerine getiriliyor olsa bile tüm büyük tiranlar, padişahlar,sultanlar,krallar gibi olsalar da, vicdanlarının törpülerinde eğri hesabın Bağdat’tan dönmesi gibi yüzlerini dönerler kendilerine ve gördükleri şeyden hiç hoşlanmazlar. Oysa sanmışlardır ki bu küçücük feyk, hayattaki beklentilerini karşılayacak ve mutlu olabileceklerdir. En büyük yanılgıları da budur, küçük yada büyüğü yoktur yanlışın da günahın da ihanetin de. Ve eğrilik bir gün –ki sadece zaman meselesidir bu- gelip saplanır ruhunun en incelikli yerine.

Çünkü ihanetler ancak sahibinin vicdanına yapışır.

Aşk nasıl tek kişilikse, ihanette tek kişiliktir aslında. Biri özgürlüktür diğeri mahkumiyet gerçek anlamında. Dostluklarda da değişmez bu, bir davadaşlıkta da. Kim hainlik ettiyse, ihanetin kendisiyle yüzleşecektir er yada geç bir vakitte. İhanetin burkulan yüzünde kendine yer bulan buruşukluk zamanın ütüsüyle düzeltilemeyecek izler bırakır oysa. Bu izler onurlu insanların yüzündeki aydınlık gibi, onların yüzünde tuhaf itici kötümcül şeytani bir ifadeye bırakır kendini. O ifadede görülen şey vicdanın ışığından uzaklaşıldıkça büyüyen çirkinliğin gölgesidir yalnız.
Pek çok hain gördü bu yeryüzü; Habil ile Kabil’in öyküsünden günümüze.



Durulmaz burada
zaman kabuğuna çekilmiş
haracını yer
çiçeklerin memesinde arılar
soluksuz kavgalarla şiir demler
kekik kokusunda dağ
mutluluk vadiyle ihaneti yemler

ihanet
tozu dumana katıp geliyor
kış kıyamete tutsak
hoyrat eliyle toprağı zehir ediyor
büyüyor esaret
bir dal nikotine
içkiye mahkum
bıçak sırtında dövünür ütopya

ihanet
kelepçelerle yalnızlık
günden geceye
gözlere iner çilelerle şalter
nefret olur bağırarak gelir ihanet
balta gibi çöker
sevdanın kınalı göğsüne
çaresiz
ihanet olmuş garip yasa
durulmaz buralarda sevda bağlasa

ihanet ki
sevdalarda var olur
dostta düşmanda var olur
akıp giden hayatta hep var olur

ah anılara susamışlığımız
özlemin rahminde sancılanan zülüm
derin sevdaların pusularında
dökülür acı acı ihanet
analarda gözyaşı durur
puştun elinde namlu
ihanet olmuş garip yasa
durulmaz burada güller ağlasa

bayram kartlarındaki sevinç
öpüşmenin dudakta kalan sıcaklığı
çocukların gözlerindeki umut
her şafakta gülen gök
bir ömür şehirleri kuşatan sesimiz
ne kadar bizi bizde bırakır

hayallerin oyalarına vurulmuş zincir
ihanet tüm duvarları ısırır
ihanet olmuş garip yasa
durulmaz burada sevda bağlasa


Okan Kurdoğlu

Bu ülkenin de savaş sonrası büyük zenginleri oldu. Kara borsa ve haksız kazançla haset ve bencillikle, hakka riayet etmeyerek zenginleşenleri. Günümüz tiranları gibi. Seçim basitti oysa, bencilliği seçersen kısa vadede geçici zaferlerin olur uzun vadede her türlü kaybedersin. Pek kimse buna yanaşmadı. Görünen kazancı görünmeyen kayba tercih etti ve işte o yüzden yanıldı. Çok zengindi ama monotonluktan adrenalin sapmaları, aşırılıkları vardı. Çok zengindi ama sadece iğrenç tatsız tuzsuz bir ömrü, çevresindekilerin kendisini mi yoksa parasınımı sevdiğini bilmeden, sürekli ruhunu kamçılayan şüpheyle yaşadı, çok zengindi ama içindeki boşluğu hiçbir şey ama hiçbir şey doyuramıyordu.

Çünkü ihanetler sahibinin vicdanına yapışır bir sülük gibi ve günden güne o iğrenç sülük vicdanını tükettiği kişi küçülürken büyür, ihanetin kendisi olur kişiye. Dışarıdan bakan kimse göremez onu, öyle ustaca şeyler söyler öyle ustaca ifadeler kullanır ki herkesi kandırabilir.

Yaratıcı, ihanet ettiği kişi ve kendisi haricinde.

Dünya ülkelerinde bazıları diğerlerinden daha çok yaşamayı hak ettiklerini düşündüler. Tekeline almaya giriştiler doğanın kendilerine sunduklarını. Bunun için bilimi aklı kullandılar, bunun için örgütler ordular kurdular bunun için adına diplomasi denilen anlaşmalar icat ettiler. Demokrasi gibi kıvrak bir dansözdü o da, kim güçlüyse onun önünde onun için raks ederdi yalnız. Suç vardı ama suçlu yoktu zira, ama birilerinin suçun bedelini ödemesi illaki gerekiyordu. Bu hep zayıfın ödemesi gereken bir bedel oldu nedense. Bütün bunlara rağmen yine de varlığını korumayı başardı insan, az bir sayıda da olsa.

Çünkü ihanetler ancak sahibinin vicdanına yapışır.



İhanet..
İhanet aldatmaktır
İhanet kandırmaktır
İhanet diğeriyle olmaktır

İhanet yalanlar söylemektir
İhanet gitmek ve gelmemektir
İhanet sevilip, hiç sevmemektir
İhanet gökkuşağını hiç bilmemektir

İhanet, değerlerde günahları bulmaktır
İhanet, ayrılığa mazeret öyküleri yazmaktır
İhanet çıkmaz sokakta tek başına kalmaktır
İhanet bencillikte boğulup bir baharda solmaktır.


Erdağ Abakay


Büyük ihanetlerin küçük sonuçları olur oysa. Hayat yenilese de kendini, suçluluğun öfkesiyle, değersizliğiyle bütün çirkinlikler bir yana kişi kendi başına kaldığında kul hakkına girmenin de bedelini ödeyeceğini bilir, paylaşılan iyi kötü zamanlarında. Oysa dünya kimseye kalmayacaktır, yine devran dönüp dolaşıp da ihanet edeni ihanet edilenin önüne getirecektir, mecburiyetle, pişmanlıkla,küçülterek kendisine rağmen. Oysa ihanetin gerçekleşmesinden çok önce bile ihanete uğrayan kişi ihanet edecek kişiyi baştan affetmiştir, o yüzden izin vermiştir, yapmamasını dileyerek bu kendine kapanan tuzağı kendisine. Tüm çabasına rağmen başarılı olamadığında yapacak bir şey kalmamıştır artık. Zamanın eleğinden ve hayatın getireceklerinden başka. Bekleyin ve görün…

1 yorum:

gunes ener dedi ki...

müthiş yazmışım, süperim ben diyerek yazının aslına, anlatmak istediğine özbenliğime ihanet edivereyim kibirin tumturaklı hançeriyle ;)