Duygular/kavramlar/kavrayışlar -2-


“İnsan ya hayrandır sana ya düşman ya hiç var olmamış gibi unutulursun yada bir dakika bile çıkmazsın akıldan.” charles baudelaire

Oysa sevmek nedir? Gerçek anlamda. Sevme’nin hissiyatı, algılanışı, fark edilişi, duyumsanışı ve yankılanışı nedir? Ardından bu yankının yeniden aynı sürecin tersine bir yol izleyip de sevginin “somut” bir tavra, davranışa, ifade ve iletişim biçemlerine dökülüşü nedir, nasıldır ve/veya nasıl olmalıdır?

Herkes en iyi bildiğinin bu olduğunu söyler, buna inanmak ister. Oysa ne yazık ki doğru değildir bu. “Olan” ile “olunmak istenen” yerler arasında uzak mesafeler vardır ve bir şekilde örtülür o mesafeler. Sevmenin ölçütleri yaratılır sembole, imgeye davranışa indirgenir veya onlarla sevgi kendisini “var” eder yahut da “yoktur”a çıkılır.

Descartes’in açtığı kanalizasyon çukuruna düşülmüştür gene çoktan. Bir bilinçten bir başka bilince ivlenirken , kendi içselliğimizde kendi alt bilincimize de doğrulanırız. Aynı anda hem dışa hem içe yürüyüşün adıdır bu. Duygu girdiğinde işin içine artık doğrular ve yanlışların önemi yoktur. Dünün önemi yoktur zamansız bir geniş zaman ekiyle söylenenler vaatlere dönüşmüş o büyük sözlerin altında küçücük kalınmak göze alınmıştır. “seni seviyorum, senin hep yanında olacağım, sen kainattaki en özel kişisin” ..

Sonra, kendi yerleştirdikleri ve tapındıkları putu kırmaya çalışırlar. “İnsan ya hayrandır sana ya düşman ya hiç var olmamış gibi unutulursun yada bir dakika bile çıkmazsın akıldan.” Kötülük çiçeklerinin nefeslerinden biridir bu cümle ve zamansız yerini daima insanda bulur, bulacaktır.

Ardından sevginin dili diktelenmeye başlar. “Senin için şunu bunu yaptım. Sen zaten şöylesin, bak ben bunu yapıyorum ama sen yapmıyorsun.”

Eleştiriler başlar, hemen ardından öfke..Bir süre devam eder bu seyir bakırlı ki anlaşılmıyor,düzelmiyor, yola hizaya gelinmiyor; hemen arayışa geçilir. Kısa zamanda yerini dolduracak bir başkası bulunmuştur bile. Zanlar gelir, ardından sanılar, içinde yakılan ateşin yine içinde söndürülmesine gereksinim olan ne varsa hazırlanır itinayla aranır bulunur ve örtülür ateşin üzerine. Nasılsa havasızlıktan boğulup ölecektir ateş bile.

“İnsan ya hayrandır sana ya düşman ya hiç var olmamış gibi unutulursun yada bir dakika bile çıkmazsın akıldan.”

Ben seyrettim hep. İnsanoğlunun değişken yapısını..En yoğun sevgilerinde bile ne kadar rahatça, kaypakça, riyakarca farklılaşıverdiğini. Yürek hep kendinden yanadır ama , vicdanın üstü nasıl da bir şekilde bu denli rahat bir aymazlıkla örtülür?

Bir dost bir dostuna para için ihanet eder. Bir başkası için, bir çıkar için, "nokta" kadar herhangi bir menfaat için, şerefsizçe bir işe "virgül" gibi eğilinmiş hatta yerlere yapışılmıştır zift gibi, mecazi açıdan.Hemen suçlamaya girişir ardından; yaptığı çirkinliğin alabildiğine farkındadır ve de suçlamak ,başkasını karşısındakini suçlamak kendine olan suçluluğunu hafifletecektir. Sataşır önce, olur olmaz bahaneler çıkartır ortaya koyar söyler..Bir başkası sevgilisini aldatır, içten içe yaptığı çirkinliğin sadece kendinden kaynaklı olduğunu bilse de…Kıvranıyordur acısından. Oda suçlamaya, öfkesini kusmaya, daha önceden hemen hiç umursamadığı pek çok ayrıntı, dökülüverir zihnine,diline..Çünkü biliyordur gerçekte ne yaptığını! Ve bu yaptığıyla yaşamak zorunda oluşunu. Unutması için yaptığını kendisine hatırlatacak şeyleri hayatından çıkartması gerekmektedir itinayla, kurnaz bir kıvraklıkla.

“İnsan ya hayrandır sana ya düşman ya hiç var olmamış gibi unutulursun yada bir dakika bile çıkmazsın akıldan.”

Ben seyrettim hep. İhanet edilen kişi, sevgi adı altında sevginin zerresi olmayan kişilerce bütün bu yapılanlarda gördüm çirkinliği. Ben de yaşadım benzer olayları elbet. İçimden çirkinliği gördüğümde geri adım atıp gidişlerini seyrettim. İçim onların utancıyla kavrularak…Aradan geçen zamanda vicdanlarının kıvranışıyla bir türlü unutamamalarını, dönüp dönüp geri gelişlerini, yüzüme bakarken kaçırdıkları gözlerini, dillerinin altında sakladıkları ama gururlarına yedirip de hatalı oluşlarını ifade edemeyişlerini seyrettim.

Bazılarını bağışladım bazılarını ise bağışlar gibi yaptım. Zira bazıları akrep gibiydi, doğalarında var ettikleri çirkinlik tekrar ve tekrar nüksedecekti kötümcül ve ölümcül bir hastalık gibi. Oysa biliyordum, bir akrebin zehirli oluşu, onun bir insanı sokma suçunu hafifletmez. Çoğu kez ise tepkisiz kaldım. Bildim, ama sustum. Değişen fikirler, farklılaşan dimağlarda sessiz kaldım. Anlaşılmak yerine yargılanmayı, destek yerine kösteği ve yalnız bırakılmayı buldum. Kendilerine kullanabileceğim kendi yaptıklarını ettiklerini yahut cümlelerini aklımda satır satır taşırken, beyaz bir sessizliğe gömdüm. Donmak üzereyken uykuya dalanlar gibiydi sayıklamaları, sustum.

Suçladılar, en tuhafı da sevgi argümanları üzerinden yaptılar bunu.. Sevgi emekti, ve emeklemişlerdi ama karşılığında bir şey görmeyince , ekilen tohumun filiz verip de çıkmaması, meyveye ve bolluğa boğmaması emek sahibinin, sevgiyi tüketiverdi. Ben seyrettim. Hazlardan oluşan elektriklenmeye sevgi adı verilmesi, koşullandırılıp da beklentilerin ticari adının süslü cümleler ve örneklendirmelerle örtülmesini bildim. Dedim ki, sevgi bu değil. Seyrettim, sustum ve içimden kanaat getirdim, hiç sevilmediğime. Sevdiğim iddiasında da bulunmadım. Lakin, şimdi anlıyorum ki aslında onları onlara rağmen sevmişim ben…Yine de. Onlar bunca sevgi sözlerine karşı sevmemişken, ben susup onları onlara rağmen sevebilmişim. Her biri aklımda olduğuna göre hep..

“İnsan ya hayrandır sana ya düşman ya hiç var olmamış gibi unutulursun yada bir dakika bile çıkmazsın akıldan.”

2 yorum:

Enis Diker dedi ki...

Kendinden kurtuluş bir başkasının ruhuna abanmak mıdır, kendi içindeki öze, iyiye dönüp bakmak mıdır? Ezici bir sıkıntı içersinde günlerimizi tüketiğimiz dikkate alınırsa kendinden kurtulmak mantıksız gibi gelmiyor. Dostluk, sevgi bir kendini unutuş başkasının yüzüne dönüş müdür yoksa? Peki neden unutuş mutlu eder insanı bu kadar mı sıkıntılıdır insan? Yoksa bu unutuş başka bir şeye bir umudamı dönüştür, yada ebedi bir iyiliğe göz kırpmışmıdır tüm yalanları inanılır, bütün aptallıkları yapılabilir kılan. Kimbilir :))

gunes ener dedi ki...

yanılgının gövdeleşmesidir insan ;)