Duygular/Kavramlar/kavrayışlar -1-



Dostluk nedir, anlamak nedir, sevmek nedir? Kavramları arasında sıkışır, sıkıştırır insan kendini çoğu kez akıl ile duygu; beyin ile kalp’in kıyasıya zıtlaştığı daracık alanda.

Örneğin biriyle tanışırsın, birbirini tanımaya odaklısındır, kredilerin vardır her koşul ve şarta rağmen .Niyetin iyi, bakışın görüşün hoş, zihninde ve gönlünde herhangi bir yargı, husumet, şüphe yoktur. Her şey mükemmel başlamıştır; şişen bir balonun şişirilme hususu gibi büyük cümleler ortaya konur. Seni çok iyi anlıyorum’lar, seni biliyorum’lar, seni seviyorum ve seveceğimler. Hemen herkes tanışır tanışmaz memnun olmaya hazırdır. “Merhaba ben X” , ”Ben de Y”; “Memnun oldum “ , “bende memnun oldum!”..

Cicili bicili yanlar özenle, hatta bazen göze sokarcasına öne çıkartılır. Geride ise paslı çirkinlikler, kötü, kötümcül yanlar, bencilliklerle parlatılmış isyanla ve mazeretlerle cilalanmış dibi görünmez bir şeyler bekliyordur zamanı geldiğinde zamanla kusulmaya, avını bekleyen korkutucu bir örümcek vahşiliği ile. Hoş, “kirli ayaklarını beyaz çorapların ardına saklamayı “, öğreten ve öğrenen bir kültürden geliyoruzdur ne de olsa.

Oysa sevmek nedir? Gerçek anlamda. Sevme’nin hissiyatı, algılanışı, fark edilişi, duyumsanışı ve yankılanışı nedir? Ardından bu yankının yeniden aynı sürecin tersine bir yol izleyip de sevginin “somut” bir tavra, davranışa, ifade ve iletişim biçemlerine dökülüşü nedir, nasıldır ve/veya nasıl olmalıdır?

Herkes en iyi bildiğinin bu olduğunu söyler, buna inanmak ister. Oysa ne yazık ki doğru değildir bu. “Olan” ile “olunmak istenen” yerler arasında uzak mesafeler vardır ve bir şekilde örtülür o mesafeler. Sevmenin ölçütleri yaratılır sembole, imgeye davranışa indirgenir veya onlarla sevgi kendisini “var” eder yahut da “yoktur”a çıkılır.

Bütün ruhsal hastalıkların hatta bazı bedensel hastalıkların bile “örselenmiş sevgiler”, yanlış sevgi algılayışı ve/veya yetersiz sevgi koşullamalarından çıktığı bilimsel olarak biliniyor olsa da, hayatımızda kaç defa kendi içimize bakarak sevginin, sevmenin sürecini, derecelerini , hallerini, ortaya koyduklarını yada tam tersini sorguladık, anlamaya çalıştık?

Yapılan bir deneyi okumuştum zamanında. Bebek ölümleri oranıyla ilgili bu deneyde, bebekler için modern tıbbın gerektirdiği bütün olanaklar sağlanır ve bebek ölümleri istatistiklerinden alınan oranla, doğar doğmaz alınan bebeklerin yerleştirildiği modern merkeze taşınan bebeklerin ölüm oranı kıyaslanır. Deneyi yapan bilim adamlarının beklediği şey, modern merkezde uzmanlar tarafından en iyi şekilde bakılan bebeklerin ölüm oranında, bu bakımdan yoksun dışarıdaki bebek ölümü oranlarına kıyasla gözle görülür bir azalma yaşanmasıdır. Ancak durum tam tersine işler. Bebek ölümleri oranı bu modern merkezde çok daha fazladır. Bilimadamları neden böyle olduğu sorusunun peşine takılırlar bu kez. Gözetim altına aldıkları merkezde, sadece bir kattaki bebek ölümü gerçekleşmiyordur. Bu katı gözetim altına alırlar ve anlarlar ki o bölümdeki bir hemşire bebekleri beslerken onları kucağına alıyor, onları seviyor, onlarla tensel temasta bulunup sevgi gösteriyor. Bu nedenle bu kattaki bebeklerin immün sistemleri (bağışıklık sistemleri) çok güçlü bir duruma geliyor. Deneyden çıkartılan sonuç “sevgi”nin, “ilgi göstermenin” yaşamsal fonksiyonları sağlamlaştırdığı yönünde. Aynı süreç çiçekleriyle konuştuğu için çiçeklerinin daha sağlıklı olduğunu iddia edenler içinde geçerli elbet. Demek ki sevgi yaşamsal derece de önemli.

Oysa biz sevmenin üzerine ne kadar düşünüyoruz bu kadar yaşamsal bir önemi olmasına rağmen? Ne kadar önem veriyoruz? Dilimize yapışan, plesenk olmuş ezbere sevgi sözcüklerinden söz etmiyorum. Gerçekten hissettiğimiz duyguyu tanıma, anlama çabası ve gayretinden söz ediyorum. Sevmeyi istiyoruz, sevdiğimizi söylüyoruz, sevilmeyi de öyle. Peki sevgi için ne yapıyor, ne yapmıyoruz?

Bunun dışında bir de sevdiğini iddia edenlerimiz var aramızda. Kendi sevgi anlayışlarıyla davranıp aynını göremediğinde buna öfkelenen, suçlayan, sevgiyi kendi dillerinde bir karşılığı olmadığını düşündüğü için yeri gelip onu sevdiğini iddia ettiği kişiye karşı kullananlar.

Kaçınız “seni sevdiğim için şunu bunu yaptım”, dediniz karşınızdakine? Kaçınız” senin için ölürüm, şöyle böyle yaparım” diye vaadlerde bulunup ardından terk ettiniz onu. Kaçınız sözüm ona sevgi ve aşkın büyüsüne kapılıp da gerçekten hissettiğinizi sandığınız duygularınızı zamanın ötesine taşıyabildiniz? Zamanında aşkından ölebileceğiniz insanlardan bir zaman sonra sıkılıp bir başkasının peşinden koşma düşleri büyüttünüz? Sevgi üzerinden şantaj, tehdit ve benzeri suçlamalarda bulundunuz? Size sevgi beslediği için kaç kişiyi kullandınız, siz bir şey hissetmediğiniz halde karşınızdakine bir şekilde sırf egonuz tatmin olsun diye karşınızda kıvranmasına izin verdiniz? Kaçınız yalnızlığa tahammül etmemek için , belli başlı çıkarlarınızı gözeterek size karşı olan zaafını kullandı, boşluk doldurmaca oynadı?

Ya size tüm bunları kaç kişi yaptı? Yapacak?

2 yorum:

beenmaya dedi ki...

cevaplarımı yeteri kadar dürüst ve net bulmadığım için yorum bırakamadım buraya...ama dünden beri sık sık gelip de okumaktayım, sorularıma yeni sorular ekleyip belki de aramaktayım ve hatta bu soruları sormaya ihtiyaç duyduğunu hissettiğim başka yazılara önermekteyim bu yazıyı...

ne denir ki başka gördüğün, ve işaret edip göstermeye çalıştığın için sağol...

gunes ener dedi ki...

Görebildiğin için de sen sağ ol ;)