Derler ki..





Derler ki;Erkan-ı vakitlerin birinde bol güneşli günlerden bir gün hayatın okulunda, deneyimler sırasında bir araya gelir Derin ile Masum. İlk gün hiç konuşmazlar. Birbirlerine sırtlarını dönüp, önlerine bakarlar. Öğretmen tahtaya isimlerini yazdırır elif ba ile, birer de defter verir ellerine. Ödevleri bellidir, kendilerini keşfetmek, birbirlerine ayna olup birbirlerinde arınmak. Cam ile sır’rın birbirinden ayrılması gibi, yosun ile taşın birbirine karışması gibi, toprak ile çiçeğin birbirinden bitmesi gibi meşakkatli bir yolculuğa çıkmaları gerektir. Masum, yan yan bakar çaktırmadan Derin’e. Ne olduğunu anlamadığı bir varlığı hissetmiştir, onunla birlikte kendi varlığını da bir şekilde. Derin de bakmıştır anlaşılmamasına çalışarak Masum’a. Bakmak, görmeyi, görmek bilmeyi gerektirir zira işin derinine göre.

İkinci günde derin, derin derin dalıp gider bir yerlere. Nefes alış verişleri hırıltılıdır, gözleri soluk, soğuktur kendince. Merak eder masum, merakın ve bilmenin masumiyetini az az ufalayacağını bilmeden, öylece…

“Ne var, neden dalıp gidiyorsun bir yerlere, ne düşünüyorsun?”

Susar önce Derin. Ardından daldığı yere bakmaya devam ederek fısıltıyla söyler aklındakini; “öğrenmeye değip değmeyeceğini bazı şeyleri”

“Neden hırıltılı soluyorsun?”

Susar Derin. Bazı gerçeklerin üstünü susmayla örtebileceğini bilse de , sonsuza kadar örtü altında gizleyemeyeceğini bilse de.

Günler geçer. Artık iyice alışmışlardır birbirlerine. Masum ile Derin. Deniz ile su gibi, Güneş ile sıcak gibi, Gökyüzü ile mavi gibi uyumludurlar da. Bir gün masum işaret parmağıyla Derin’in parmağına dokunur. Parmağına dokunur Derin’in. Derin; iç çeker yalnızca. Yavaşça çevirir yüzünü, göz göze gelirler.

Göz göze gelmek iki yıldızın çarpışması gibidir, ateşle suyun karşılaşması gibidir, ölüm ile hayatın kucaklaşması gibidir. Burak ile semaya uçmak gibidir. Susarlar. Çarpıldıkları bir iklim başka bir mevsim öneriyordur onlara. Yasak olan, zehirli olan, ikisinin de kendilerinden vazgeçmelerini sağlayacak olan bir mevsim. Sınıftakiler kıkırdarlar. Parmağını hızla geri çeker masum. Başını eğer, boynunu büker, gözlerini yere devirir. Derin, dik tutar başını , alt dudağını ısırır kimse görmeden. Kaçıp gitme isteğine rağmen, inatla, kemiğine tutunan et gibi, kalır orda, masumun yanında…

Bir gün Masum okul çıkışı kendisini eve çağırır. Ders çalışmaktan çok daha fazla Derin’le olma isteyişidir bu. Derin, kabul eder, göğsünde çırpınan binlerce güvercinin havaya birden bırakılıvermesi gibidir sevinci. İçinin gökyüzü berrak ve aydınlıktır. Işığı göz alıcıdır ama bir yandan da hissedebiliyordur karanlığı. Karanlık ışığın hep yakınlarında bir yerde olur çünkü. Ve en büyük karanlıklar ışık en parlakken bulunur, doğanın kanunudur bu, yazgıdır, değiştirilemez yalnızca kanar, kanılır..

Evde, masum , bütün masumiyetiyle Derin’e sevdiklerini gösterir, kısa hayatındaki değerli ne varsa döküp saçar Derin’in önüne. Ayıplarını, utançlarını, sevdiklerini, endişelerini , korkularını hatta toyluğunu da ..Derin, bir bir inceler, önüne ne serildiyse ve ne sunulduysa kendisine. Bir ara Masum, dönüp aniden Derin’e; “Bana aşkı anlatsana”, der. “Aşk?”

Derin susar önce. Gülümser ardından. “Aşk bir ihtiyaca yönelik eğilim değildir. Bütün mecburiyetlerden, ihtiyaçlardan pazarlıktan korkulardan kaygılardan, işin aslı kendinden , karşıkinden hatta bütün her şeyden ama her şeyden vazgeçebilme cesaretidir. Aşkı olanın aşktan başka bir şeyi yoktur.”

Masum, dinler yalnızca. Kafasını sallar anlamış gibi. Oysa ikisi de biliyordur Derin’in anlatamadığını aslında ve masum’un anlamadığını. Buradan buluşmuşlardır oysa aslında. Birbirlerini anlamıyor olmaktan. Birbirlerinde birbirlerini göremiyor olmaktan aşka kavuşmuşlardır. Zira gerçek aşk birinde kendini bulmak değildir, birinde tamamen kendinden yoksun olabilmektir. Aşk dışında, her şeyde ve herkeste “kendiliğimizden, kendimizden” bir şeyler bulup yapıştırırız. Yer ediniriz. Hüküm ve kararlarımız vardır. Düşünce ve fikirlerimiz vardır. Kısaca az yada çok illaki ben’den, bir etkileşim buluruz. Oysa aşk da bu hariç her şey vardır. Bütün duygular hem vardır hem de yok. Vardır, sezeriz duyumsarız, algılarız,yaşarız ama kendimizleştiremeyiz, asla yakalayamayız, sahip olamayız. Sadece ait olabiliriz. Sahiplik sevgiyi ve diğer ilişki biçimlerini şekillendirir, aitlik ise sadece aşkı.

“Ne var, neden dalıp gidiyorsun bir yerlere, ne düşünüyorsun?”, dedi Masum.

Sustu yine önce Derin. Ardından daldığı yere bakmaya devam ederek fısıltıyla söyledi aklındakini; “öğrenmeye değip değmeyeceğini bazı şeyleri”

“Neden hırıltılı soluyorsun?”

“içimde benden gizli bir koru var. Bol güvercinli, bol güneşli, bol mavili. Rüzgarı da bol, ağaçların sesi onlar, rüzgarın okşadığı”

Sustu Masum, Derin’in derinliğinden etkilenerek…

6 yorum:

Kali Rind dedi ki...

Şimdi yine burada 'ayna' işlevi gördün. Öncelikle bu öyküyü bana yazdığın için teşekkürler. O kadar değerli ki bu öykü benim için. Herşeyden evvel yaşanmışlığı o kadar güzel masalımsı hale getirmiş ki...

gunes ener dedi ki...

Eh ilham perim, bana çok fazla malzeme veriyorsun ne diyeyim :))

Boş Arsa dedi ki...

Bu hikâyeyi ilk okuduğumda yukardaki yorumlar vardı. İki arkadaşın arasına girmiyim dedim...

Amma velakin Marks Amca'nın altına düşülen yorumlar yorum yapmamı mecbur kıldı...

Bir kere 'Derler ki...'yi beğendim...

Bana Derin, derinlik vehmi olanları çağrıştırdı...

Bir şairin dediği gibi, bunları yüz metre öteden tanırım...

Ve masumiyette büyük bir derinlik bulurum...

Hikâyenin muradının dışında bir duygulanımım oldu işte ama bu duygulanıma gene aynı hikâye sebep oldu...

Ben hikâye severim...

Durumu, olayı, sahnesi bol hikâyeleri ama içli, dertli, yaralı, acı, gülünç, umut veren, enerji veren, sokağa fırlatan, hareket ettiren hikâyeleri daha çok severim...

Varlığınızın bana enerji verdiğini söyleyeyim...

Varsın başkaları okumasın...

Benim için yazın ne var...

Az mıyım?..

gunes ener dedi ki...

:) çoksun çocuk, çok..Aslını istersen profesyonel olarak yazarak kazandığım için genelde blog'a hani alel acele yazıverdiğim ama milyon dolarlar verseler satmayacağım küçük şeyleri pay ediyorum kendimce. Yorumları yada okunmayı önemsediğim için bencilik yazar egosu vs şeklinde algılanmak istemiyorum ama motivasyon için bazen de gerekiyor. Hani konuşursun telefonda,göremezsin ama dinliyordur seni diye bilirsin, arada "hıhım"lar ya, onun gibi bir istenç belki, bilmiyorum. Sağolasın yorumun,duyarlığın için. Öyküye dönmeyeli epey zaman olmuşt bende senin hikayelerinden gaza gelip öyküye dönendim az.

Kali Rind dedi ki...

Derinlik vehmi, sığlıktan kaynaklanıyor olabilir.

Sığlığın acısından...

Elbette gerçek derinlik masumiyette. Zaten öbür türlü Derin'in kapıldığı derinlik vehmi onu Masum'a ulaştırmazdı.

Masum olmasa, Derin de olmazdı.

Kuyularını kapar, işini yapardı.

malikocas dedi ki...

Bu güzel paylaşım için sonsuz teşekkürler...