Özür mü?





“Özür mü?” diye soran, sorgulayan başlığımızı hemen linç etmeye girişmiş ajitasyon ustası Perihan Mağden gibileri için:

“Devletin savunduğu her şey yalandır, yanlıştır.”

Elimizdeki önerme bu.

Bu önermeye göre devlet Ermenilere soykırım yapılmamış diyorsa, elimizdeki doneye göre; yalan söylüyordur.

Verimiz nedir, tekrar edelim: Devletin savunduğu her şey yalandır, yanlıştır.

Türkiye’de bir devlet acziyeti vardır, doğrudur. Fakat dünyanın en güçlü ve en uzun ömürlü 3 devletinden birini kurmayı başarmış bir milletin, bugünkü devlet yapısına bakılarak bütün tarihini günümüz değer yargılarına göre şekillendirmek, doğru mu?

İnsan Hakları’nı savunduğunu söyleyip, sırf insan uğruna hareket ettiklerini dile getirenlerin, hadi suçlananları geçtik, savundukları insanların masumiyetini de sorgulamaları gerekmez mi?

Hadi Türk kökenli şahitlerin olay anındaki gözlemlerini, yalandan örülü maskeler olarak görüyorsunuz,Ya ABD Senatosunun 3 Temmuz 1921’de “Maalesef senato arşivindeki 33 bin belge arasında soykırımı doğrulayacak hiçbir belge yoktur. Mevcutları ise Ermeniler tarafından ifade edilen, Fakat ikinci elden, hiçbir hukuki değeri olmayan belgelerdir.” (Foreign Office 371/4241/170151.K.G. ve FO 371/650/9697/8519 K.G.) kararını niçin görmezden geliyorsunuz?

Bugün ABD ve AB’de Ermeni yanlısı bir rüzgâr esince, bütün bu tarihi gerçekler unutulur, yapmadığımız soykırımın utancı, medeni olmanın gereği giyilir öyle mi?

Bence ‘özür dileme’ kampanyasına katılanlar, bilerek ya da bilmeyerek kendi akıllarını değil, medeni sandıkları çıkarların kurnazlıklarını konuşturdular. Aynı kişiler, Bugün Avrupa ve ABD’den tıpkı 1921’de olduğu gibi bu konuda “böyle bir soykırım yoktur” sesini duysalardı, “evet yoktur” tekerlemesini krallarından çok geveleyen kralcılar olabilme ihtimallerini düşündüler mi? Fakat ya sizin aklınız ne diyor? Diye sorduğumuzda, bütün duygusal melankoli ile meşhur önermelerinden pay alarak ağızlarını açıyorlar;

“Devletin savunduğu her şey yalandır, yanlıştır.”

“Cunta devlet”

“Militarist devletin yalanları”

v.s

Hiç kuşkusuz bu söylemleri doğuran bir sürü gerekçe vardı. Bu devlet, kendi başbakanını asmıştı bir kere. Acımasız, alçak cuntacılar tarafından da yönetilmiştir. Ama bu devletin de bir milleti vardı, onurlu bir duruş da sergileyebildiğini önce Çanakkale’de, sonra Kurtuluş Savaşı’nda gösterebilmiş bir milleti.

Ki bu millet, politika icabıdır diyerek, hele hele kendi kılına dokunmamış insanları katledecek? Balkanlarda Beş yüzü aşkın sene Hıristiyan halk ile birlikte yaşayabilmiş bu millet yapacak bunu? Hem de keyfiyet icabı?

Onlarca milleti yüzlerce sene bir arada yaşatabilmiş bir milletin, bunu başarabilmek için kılıcın değil, adaletin gücüne yapışması gerektiğini herkes bilir.

Siz bu millete soy kırdırdınız ve bunu o millet hiç düşünmemiş, tasarlamamış olduğu halde sadece AB modasının rüzgârına takılıp yaptırdınızsa, asıl soykırımcı olmaz mısınız? Bir tarih soykırımı yok mudur ortada? Ve özür dilerken aklınıza hiç;

1973: Los Angeles, Başkonsolos Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir

1975: Viyana, Büyükelçi Danış Tunalıgil

1975:Paris, Büyükelçi İsmail Erez ve Şöförü Talip Yener,

1976: Beyrut, Başkâtip Oktay Cirit

1977: Vatikan, Büyükelçi Taha Carım

1978: Madrit, Büyükelçinin eşi Necla Kuneralp ve emekli Büyükelçi Beşir Balcıoğlu

1979: Hollanda, Büyükelçi oğlu Ahmet Benler,

1979: Paris, Turizm Müşaviri Yılmaz Çolpan

1980: Atina, idari Ateşe Galip Özmen ve kızı Neslihan Özmen

1980: Avusturya, Başkonsolos Şarık Aryak, ve Güvenlik Ateşesi Engin Sever

1981: Paris, çalışma Ateşesi Reşat Moralı ve Din Görevlisi Tecelli Arı

1981: Cenevre, Sözleşmeli Sekreter Savaş Yergüz

1981: Paris, Güvenlik ateşesi Cemal Özen

1982: Los Angeles, Başkonsolos Kemal Arıkan

1982: Boston, fahri Başkonsolos Orhan Gündüz

1982: Lizbon, İdari Ateşe Erkut Akbay

1982: Kanada, Askeri Ateşe Albay Atilla Altıkat

1982: Bulgaristan, İdari Ateşe Bora Süelkan

1983: Lizbon, İdari Ateşe Eşi Nadide Akbay

1983:Belgrat, Büyükelçi Galip Balkar

1983: Brüksel, İdari Ateşe Dursun Aksoy

1983: Lizbon, Müsteşar Eşi Cahide Mıhçıoğlu

1984:Tahran, Sekreter Eşi Işık Yönder

1984:Viyana, Çalışma Ateşesi Erdoğan Özan

1984: Viyana, Birleşmiş Milletlerde Görevli Enver Ergun

1991:Atina, Basın Ateşesi Çetin Görgü

1993: Bağdat, İdari Ateşe Çağlat Yücel

1994: Atina, Müsteşar Haluk Sipahioğlu

Gelmez mi?

Fakat biliyorum, şimdi katledilen Ermenilere oranla bu insanları ASALA terörüne kurban olmaları nedir ki? Diyebilirsiniz. Ben de soruyorum, 1916 olaylarında Rus taaruzu ile infiale kapılıp, Türk köylerini basan ve 'Türk soykırımı'na ( bu tabir bazılarının hoşuna gitmez sanırım) girişenler, hem de kendilerine vakti zamanında Millet-i Sadıka dendiği halde, bunu yapabilenlerin torunları Rusların ve itilaf devletlerinin himayesinde, doğuda kendi Ermeni devletlerini kurabilmek maksadıyla işledikleri 'Türk soykırımı'ndan ötürü özür dileyecekler mi?

Ya da şöyle mi diyelim;

Bana vurduğunda sana karşılık verdiğim için,

Köyleri komitacılarınla bastığında yaptığın vahşetler karşısında sana sessiz kalmadığım için,

Rus askerlerine güvenip onlarla birlikte yurdumu işgal etmene göz yummadığım için,

Bugünkü Ermenistan haritasında Ağrı Dağını kendi topraklarında göstermene ses çıkardığım için,

Azerbaycan topraklarında ne işin var diye sorabildiğim için,

İddia ettiğin Ermeni soykırımını kabul ettirmek adına Diplomat soykırımı yapan Asala terörünü lanetlediğim için,

Senin belgelerinden başka belge, şahitlerinden başka şahit gösterebildiğim için,

Doğu Anadolu’da birkaç Türk toplu mezarı bulabildiğim için

Bütün bunlardan sonra seni mazlum olarak kabul etmediğim için

Özür dilerim.

Böyle bir özür dileyemem.

Ne diyeceksiniz aydınlarımız? “Bu bizim meselemiz değil! Biz bir tek insan incinmişse özür dilemesini biliriz!” Öyle mi? Ya özrünüz, adına dilediğiniz kişiler için “kendilerini savunmayı”“soykırıma” dönüştüren bir “iftiraysa”? ('Soykırım' kelimesinin uluslararası anlamını düşündünüz mü? Kelimelere takılmayalım deyip işin içinden çıkabilir misiniz?) Hiç düşündünüz mü?

Eğer illa özür dilenecekse, Bu olaylarda iki taraftan da aşırıya kaçıp vahşet sergileyenler oldu şerhi düşülüp, 1915 olaylarına sebep olan ve birbiriyle kenetlenmiş, -o kadar ki biri öbürüne Milleti sadıka demiş- Türk-Ermeni dostluğunu bozan emperyalistler ve Türk olsun, Ermeni olsun herkes adına özür dilenmesi gerekmez miydi?

1915 olaylarıyla hiç ilgisi olmamış ataları adına özür dileyenler çıkabiliyorsa, emperyalistlerin katliamları adına da rahatlıkla özür üstlenebilmeli bu kişiler.

Şahsen ben, bir insan olarak, İnsan sıfatıyla vahşet sergileyen herkes adına özür dilerim…

2 yorum:

Lady Lazarus dedi ki...

sevgili rind;
yazını okudum. katıldığım noktalar var kesinlikle. ve köklerimize dayanarak (ki bunları benim köklerim, ailemin benden önceki kuşağı yaşarken sen bizzat kendin yaşamış, içinden geçmişsin) bizim de yaşadığımız acıların dile getirilmesini talep ediyoruz, başkalarının acılarını dile getirenlerin bizi unutmasına içerliyor, öte yandan birzamanlar bu topraklarda bizden başkalarının da acılar yaşamış olduğunu kabul ediyor ve bizim yaşadıklarımızı başkalarının da yaşamasını istemiyoruz. orası da kesin.

"Türk Devleti asla yanlış bir iş yapmaz demek ne kadar faşizansa, Bu devlet hep Yanlış işler yapar demek de o kadar faşizandır." cümlene de katılıyorum.

açıkçası bu konu çok karmaşık - zor bir konu ve ben dengeleri koruyan, konuya tek taraflı bakmayan ya da artniyet gözetmeyen herkesin fikrine katılıyorum bu konuda.

bloguma hoşgeldin. ben de bundan sonra yazılarının takipçisi olacağım. senin de yorumlarını başka yazılarımın altında da görmekten mutluluk duyarım.

linkini vereceğim bu yazıda, benle, yüzleşemeden kaybettiğim geçmişimle ilgili kırıntılar var biraz:

http://www.leydilazarus.com/2008/10/10-ekim-1944-auschwitzde-800-ocuk.html

Kali Rind dedi ki...

Değerli yorumun için teşekkürler. Karşı olduğum şey toptancılık. Bizde,bu maalesef bir moda oldu.