LENİN [Mi]?




















Yıl 2003. Sofya’nın en beğendiğim (banliyö)ilçesi Bankya’nın yeşil diyarından Studentski Grad’a (Öğrenci Şehri) dönüyorum. Ama Bankya’yı hemen es geçmeyeyim, anlatayım biraz;

Bankya’ya komünist dönemde de, küçük bir çocukken gitmiştim. Ülkenin her güzel bölgesinin 1989 sonrasında maruz kaldığı piçleşmenin ardından, zengin şımarıklığının adetleriyle yeniden ben buradayım demeye koyulmuş gibiydi. Bulgaristan’ın bu şirin ilçesi bir zamanlar –kalp hastalarına iyi gelen zengin oksijeni ve şifa dağıtan kaplıcalarıyla-halk sağlığının güzide bir merkeziydi. Şimdi ise kapitalizmin önceliklerine teslim olmuş bir kodaman işletmeciler yuvası.

Zaten 1989 sonrası bütün Bulgaristan’ın dönüşümü bu yönde oldu. Halk binaları boşaldı ve bir harabeye dönüştü. Uygun yerlerde mevzilenmiş olan kamu binaları ve şirketleri ise kodamanlar tarafından gasp edildi. Karlarını beslemeyen, ama halkı besleyen cinstekiler ise kendi hallerine terk edilip harabeye döndü. 1989 sonrası dönem, halka malları geri iade ediliyor sloganlarıyla ört bas edilmeye çalışılmış bir mal yağmacılığı, halkın mallarının yağma edilmesi dönemiydi. 2003’ e gelindiğinde ise Bulgaristan’da gördüğümüz aşağı yukarı şuydu: Kapanın elinde kalmış bir devlet; tabi her şeyden evvel Kapitalizmin devleti!

Ben bu yolları, bu ağaçları, bu nehirleri, bu binaları, bu insanları komünist dönemde de gördüm… Her şey ne kadar canlıydı o zaman. O zaman köy vardı, köy hayatı capcanlıydı, ışıl ışıldı, şehri yönetirdi, şehrin miskinleştirici havasında tabiatın kucağından ayrılmaya çalışanların kulağını çekerdi. Ve devleti adam ederdi. Çünkü köy tabiata en yakın yaşama biçimini ihtiva ediyordu. Köy, emeğin ölçüsü, köy kendisini besleyecek devletin namusuydu. Ama ne oldu? Devlet o namusa saldırdı. Sırf köy hayatının önemli bir kısmında, farklı etnik kökenden ve dinden insanlar bulunuyor diye.

Neticede, tarihin utanç sayfalarından birini daha gördük, okuduk.

Bir halkın, dünya tarihinde ilk defa ismi zorla ve sistematik bir biçimde değiştirilmişti: Mehmet Mitko, Fatma Fanka oldu… Bir gecede.

Ve daha fazlası: Dini ibadetleri de yasaklandı.

Bu insanlar ne dağa çıkmışlar, ne bu devleti tanımadıklarını söylemişler, ne de tanımayacaklarını. Hiç silaha sarılmamışlardı. Bir gecede kuşatıldılar ve kimliklerini kaybettiler. Hükümsüz kalmışlardı.

Komünizmin zihnimde bıraktığı bu acısı hala taze hatıralara rağmen, 2003 sonbaharında Bulgaristan’da gördüklerim yüreğimi dağladı:

Dilencileri her tarafa dağılmış, insanları çöp tenekelerine dadanmış, şehirdeki köpeklere aç insanlardan çok daha iyi bakılmış bir Sofya-ve Bulgaristan- vardı karşımda. Bu manzara, komünist dönemde aklınızın ucundan geçemezdi bile!

Kapitalizmin ruh sömürüsü karşısında, komünizminki gözümde cılızlaşmıştı.

Ve geliyoruz yazının başladığı o noktaya… Bankya’dan Studentski Grada dönüş yolu... Yolun etrafının büyük komünist apartmanlarla çevrildiği kısımdaydım. Büyük, dikdörtgen bir apartmanın betondan ve penceresiz köşesi, dev bir portrenin ev sahibi olmuş.

Uzaklığın-sanırım gözlerime düşen çocukluk hatıralarının- da etkisiyle içimden “Bu nasıl olur? Nasıl asabilirler?” diyerek heyecanlandım. "Sakalından tanıdım seni, sen O'sun!" Dediğim bir anda, her şey değişti.

O, O değildi.

Orada, o yolda, kaynağı farklı yerlerden gelen iki ayrı hal ile baş başa kaldım. Birinci halde ÖZLEM’in kuşatıcılığı vardı. İkinci hal ise AKL’ın telkininden ibaretti.

ÖZLEM şunu fısıldadı; Keşke O, O olsaydı.

Ama AKLIM şunu telkin etti: O zaten O’ydu; diyalektiğin zorunlu bir sonucu olarak!

5 yorum:

Boş Arsa dedi ki...

Çok güzel bir yazı...

Tartışma yaratıyor, içerde iki hatta daha fazla kişi konuşuyor -diyalektikin motoru işliyor-...

Ne serden ne yardan geçilmeyince zaten iki kişi oluveriyor insan...

Böyle olunca iyi oluyor...

Yukardaki resimler de çook güzel yanyana...

Birde ahhh! aşağıdaki...

Kali Rind dedi ki...

Biri çocukluk dönemimin resmidir.
Öbürü de şimdiki dönemimin halihazırdaki resmi. Ömrü hayatında iki farklı ideolojik kampta yaşamış olmak, sanırım üçüncü resimdeki pozu vermeyi gerektiriyor:))Bu arada bu ikidir, benim poza sarmış durumdasınız. Sevgilerle...

Boş Arsa dedi ki...

f

Boş Arsa dedi ki...

Yukardaki f'yi denemek için yazdım. Zira daha önce yazdığım bir sürü şey yitti gitti... Heralde "yayınla" derken bağlantı koptu... O zaman bir daha...

Yazı açık, anlaşılır...

Çokbilmiş değil...

Referanslarla süslü değil...

Metinlerarasılık falan filan yok (isteyen bulur fakat)...

Şopunavır'ın kulağına kurşun...

En son soruya cevaben, "Modanın gündemleri", "Gösteri Toplumu.", "Görme Biçimleri", "Alope'nin Odası", "Sanat ve yanılsama" en sevdiğim ekipmanlardır...

Bu konuda takılabilirim arada bir; o da insiyaki...

Sevgiler bizden size, her zaman...

Kali Rind dedi ki...

olmak ya da görünmek yazınız çok yerinde. Rind makamında okun atıldığı tezgahımız oldu bu "görünme" meselesi. Rinde yöneltilen temel eleştiri: Samimi değilsin; verdiğin pozlardan belli! Rind'in cevabı: ne yapalım, olamadığımızı oynayalım dedik!