İsrail, İsrail



Bugün Filistin’in Gazze şehrine malum bombalar yağdı yine. 200′ün üzerinde ölü var. Yeni birşey söyleyecek gücüm kalmadı bu vahşet karşısında. Bu yüzden İsrail’in Lübnana savaş açtığı 2006 yılında, İsraile seslendiğim yazıyı aynen yayınlıyorum zira bu devletin vahşeti aynen devam ediyor.

Not: Bu arada yazının ilk halinden farklı olarak sonuna bir ekleme yaptım.

İsrail, İsrail

İsrail, İsrail! Kafamın içinde dolanıp duran otomatik tabanca seslerinin, top mermilerinin özdeşi İsrail. Nasıl oldu da milyonlarca insanın vicdanını tarumar ettin İsrail? Nasıl susturdun onları? Vahşeti olağanlaştıran tutumunu nasıl benimsedin ve benimsettin bütün dünyaya? Ey ordusunun neferi İsrailli genç delikanlı…Koşa koşa gidiyorsun savaşa…Neden? Kendini, Anneni, Babanı savunmanı anlarım da, aleni ahlaksızlığı, çapulculuğu, masum kanına girmeni, senden güçsüz olduğu apaçık belli insanları düşman bellemeni bir türlü anlamak istemiyorum. Hani sen dünyanın vicdanı olacaktın İsrail? Hani ’soykırımın abidesi’ olarak örnek olacaktın dünyaya? Hani bütün filozofların ve sevenlerin seni adeta abideleştirmişti dünyada, ki Amerika Birleşik Devletlerinde suçtu ‘Yahudi’ye soykırım yapılmamıştır’ demek. Ama şimdi ne yaptın İsrail? Kendi kendini Yalanladın. Ve günahlarını bir bir döktün ortalığa. Bugün yaptıkların, dün düşündüklerinin ifadesi değil mi İsrail? Demek ki senin o dünkü mazlumluğunda ‘İntikam Ateşi’ yanıyordu alev alev. Demek ki senin masumiyetin roldü İsrail. Kendini ele veriyorsun ve zihninin içindeki bütün pislikleri dün Filistine boşalttığın gibi bugün Lübnana boşaltıyorsun. Bütün komşularınla kavgalısın. Ve hep sen mi haklısın? Yehova’nın biricik takipçisi olduğunu iddia ediyorsun. 10 Emri çarpıtmalarına ve çiğneyip geçmelerine rağmen hala pişkince bu iddiayı dile getiren çoğu hahamının gözünde sen bir yıldızssın. Ama Yehova’nın adalet bahçesi cennetinden çoktan kaydın İsrail. Fakat yine de ümit var senin için eğer gururunu kırabilirsen. Ah İsrail, Başına gelen bunca acının intikamını ne acele alıyorsun ve bunu yaparken gerçeklere perde çekiyorsun. Hani öyle gerçekler ki bunlar, üzerindeki bütün kutsiyeti sorgulayacak kadar korkutucu gözünde. Yehova sana bozguncu olma demişti. Ama en başta altından bir buzağya değişmedin mi Yehovenın sözünü? İlk günahın yine kendi nefsinden değil miydi? Tıpkı tüm dünyadaki insanlar gibi. Ah İsrail ne zaman kenedinin de diğerleriyle aynı gemide olduğunu kabulleneceksin? Ne zaman kendine ‘İnsan üstü’ gözüyle bakıp geri kalanları hayvan mertebesinde bırakmaktan keyif almayı reddedeceksin? Ne zaman bütün sorumluluğu üstleneceksin? Geçende hahamlarının bir kısmı fetva vermiş; savaşın ahlakı olmaz demişler. Sivil hedefler vurulabilir demişler. Savaşın doğası bu demişler. O hahamlar’ın ne zaman Hitler’in heykelini dikecek Tel Avive? Çünkü-bilmem farkındamısın ama- hahamlar’ın Hitleri zihniyetini örnek aldıklarını apaçık ifade ettiler bu sözleriyle. İsrail, İsrail! Bu yazıları yazan adamı da ezeli ve ebedi düşman bellemeye meyilli İsrail. Çünkü Gerçeklerden kaçan ve hayal dünyasında avunan İsrail. Komşunu ne zaman seveceksin? Ve bu siyonist zihniyetinle -emin ol bundan- bir gün dara düşeceksin İsrail. Ceplerin bomboş yalpalayacaksın sokaklarda ve tam da istediğin gibi komşular bulacaksın etrafında, sana düşman ve senin güçten kesilip yatağa düşmene özlemli intikam dolu komşular. O zaman yine ‘ben bunları hak etmedim’ mi diyeceksin? İşte o zaman, sokakta yalpalamaya başlayıp, çevreni saran itikma ateşinin seni kavurmaya adım adım yaklaştığı zaman, yurtlatrından -bir Başbakanının“İşgal edilen yerleri nasıl geri verebiliriz? Geri vermek için hiç kimse yoktur” (1) sözleriyle vicdanlı her insanın yüreğini dağlayan sorumsuzluğun ve gerçeklere inatla kapanmış gözlerin ve kulakların diliyle- kovduğun Filistinlileri, Kana‘yı, Şabra‘yı, Şatila‘yı, Cenin‘i Başbakanın Menachem Begin‘in “Filistinliler iki ayaklı yürüyen hayvanlardır”sözünü ve bir başka Başbakanın olan Ariel Sharon‘un “İsrail, başkalarını yargılayabilir ama hiç kimse yahudileri ve İsrail devletini(!)/varlığını yargılama hakkına sahip değildir”sözünü hatırla İsrail. Ve ‘ben ne yaptım ki bunlar başıma geliyor’ deyip, günahların en büyüklerinden biri olan SORUMSUZLUK günahına girip, kalbini mühürleme. Büyü artık İsrail; ama bedenen değil, aklen ve vicdanen. Büyü artık israil; ama maddi hırslarınla değil, manevi tevazunla. Büyü artık İsrail; sorumsuzluğunla değil ama sorumluluğunla ve vazgeç ‘Tanrıyla güreştiğin’ iddasından. Çünkü bu iddiayı ortaya attığın gün yenilmiştin sen.
(1) Golda Meir, 8 Mart 1969


LEVİNAS'A FİLOZOFİK EK
28 eylül 1982 yılında, yani Şabra ve Şatila'da yapılan vahşetin etkisi dünyayı sallarken, Emmanuel Levinas’ın da içerisinde bulunduğu ‘İsrail ve Yahudi Etiği’ adlı bir söyleşi yapıldı.
14 Eylül 1982′ de Doğu Beyrut'daki bir partinin merkez bürosu bombalandı. Lübnan Devlet Başkanı Beşir Gemayel ve beraberindeki 26 kişi öldü. İsrail, olası saldırıları önlemek ve güvenliği sağlamak gerekçesiyle Batı Beyruta girdi. İsrail Güçleri, kendilerine vur kaç taktiği ile saldıran kişilerin barındıklarından şüphelendikleri Filistin Mülteci Kamplarına Hıristiyan Falanjistleri soktu. Bölge tamamıyla İsrail’in denetimindeydi. İsrail güçleri, Lübnanlı Hıristiyan askerlerin Şabra ve Şatila’daki silahsız yüzlerce mültecinin 2 gün içerisinde katledilmesine izin verdi. Sonra da İsrail başbakanı Menahem Begin, herhalde 1978 de Nobel Barış ödülünü almış olmanın rahatlığından olsa gerek çıkıp, 26 Eylülde New York Times gazetesinde şu demeci verdi:
“Goyim goyim’i öldürüyor ve hemen ardından Yahudileri asmaya kalkışıyorlar” Türkçesi: “Yahudi olmayanlar biribirlerini öldürüyor ama yine de günah keçisis Yahudiler oluyor.”
Ve şimdi geliyoruz Başkasının, Öteki’nin filozofu Levinas’ın katliamın sorumluluğunu kabul etmeyen Menahem Begin ile aynı sorumsuzluğu, ikiyüzlülüğü paylaştıklarını gösteren cümlesine:
“Komşunuz başka komşuya saldırıyor ve haksızca saldırıyorsa ne yapabilirsiniz ki?”
 Bu cümleyi Menahem Begin’inkiyle karşılaştırın. Ne görüyorsunuz?
KAÇIŞ…

5 yorum:

kacakkova dedi ki...

hüsnü mahali, "secim yarisi" üzerinden degerlendiriyor saldirilari.....politikacinin buna niyetlenmesi degilde, nasil bir toplumsal zemin var ki, böyle bir kiyimdan secim yarisina kaynak üretiliyoru düsünmek gerek sanirim.....

Kali Rind dedi ki...

Yani, politik iktidar uğruna insanların öldürülmesi gayet olağan. Ahlak zeminindeki sabundur bu. ABD seçimleri öncesinde suriye saldırısı ve gürcistan karmaşası da Obamayı Bush'un dünya mirasını sahiplenmeye yönelik uyarı olarak değerlendirilmişti hatırlarsan

Boş Arsa dedi ki...

Demek ki senin masumiyetin rol‘dü İsrail...

Rol içtenlik gerektirir...

Enis Diker dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Enis Diker dedi ki...

Birisi doğrusu bir fikir üretebilir ama doğru olmak cesaret ister, insanlık tekkesine ait olmayı, hakikat derdine sahip olmayı ister. Evet Levinastan öğrenilecekler var ve fakat Levinasında insan olmayı öğrenmeye ihtiyacı var.