[İzmir'de] Aklıma Düşen Eylül Notları

KALIP [SIZ]

Bir kalıba girmemekteki ısrar:

Bu sizi postmodern kalıbına sokacaktır.

HİZMET [SİZ]

Hiçkimse kendisine hizmet etmiyor ama garip bir
biçimde hiçkimse de hizmet görmüyor. Lokantadayım. Garsonlar koşuşturuyor ama müşteriler de öyle.

Kendilerine hizmet edildiklerinin farkında olmayan müşteriler var elimizde.

Onlar da başkalarına hizmet etmekle o kadar meşguller ki, kendilerine hizmet eden garsonları göremiyorlar bile. Öbür yandan kendilerine garsonlar tarafından sunulan bütün o nezaketi ve tebessümü satın aldıklarının farkındalığında, kendilerine değil, paralarına hizmet edildiğini bilinçli olmasa da içgüdüsel olarak iyi biliyor da olabilirler.


Her neyse, sonuç ortada; herkes hizmet ediyor ama hizmet alan yok! o zaman neye hizmet ediliyor? Bu koşuşturma niçin? Kime?

BEDEN [İMİZ]


Kendimizi bedenimizle oynarken bulduğumuz hallerin ayıplanması ya da başlı başına bir "olay" olarak yansıtılması [ magazinci denilen taife iyi yapar bunu ]karşısında sadece[her ne kadar bedenden ibaret olmasak da, kendimiz olma adına
onu tanımamız gerektiği göz önüne alınınca]kendimizi nasıl bir budalalıkla inkar ettiğimizi bir kez daha görmüş olmuyoruz, aynı zamanda dehşet verici bir yabancılaşmanın nasıl da normalleştirildiğine de şahid oluyoruz.

FETİŞ [İMİZ]

Kendisine yoğunlaşmaktan değil, yabancılaşmaktan ötürü fetişleşir beden. Eğer bedenimize cesurca bakabilseydik, dokunabilseydik ve onu gerçekten
en mahrem hali ile keşfedebilseydik ona tapmazdık. ama şu ahlak adına bedene keşfedici bir biçimde dokunmayı utandırıcı kılan ahlak budalaları yok mu? Bütün beden fetişizminin yükü onların omuzlarında aransın. Kendi kendimize düşman oluşumuzu bedenimizi inkar ettiren dogmalarıyla başlattılar. Onunla onun hazlarını keşfedici biçimde ilgilenmenin günaha yaklaştıran büyük bir eylem olduğunu dile getirerek, ona sırf insan oluşumuzdan ötürü doğan bütün kutsallığımızı bozguna uğratabilecek bir anlam yüklemiş oldular.

Bu beden benim kutsallığımı kolayca elimden alabilecek güce haiz ise, çok güçlü ve kudretli bir varlık olmalıydı. Eğer en değerli gördüğümü gaspedebiliyorsa, en kudretli de oydu. Fetişimiz olarak beden böyle doğdu ve şimdi bedene tapıcılarız.

SATAN [İZM]

Satanistliğin bu derece revaçta olması da aynı ahlak budalalarına bağlansın. ŞEYTAN bir anlamda BEDEN ise, gizli ya da açık satanizm beden fetişizminin olmazssa olmazına dönüşüvermiştir.

Kötülüğün şeffaflığı ve iktidarı;

Açlıktan inleyen [A]frika karşısında, yılda 80.000.000 açı doyurabilecek yemeği çöpe döken ABD'nin kayıtsızlığı mesela, hep beden fetişizminin bir yan ö
ğesidir.

Kötülüğe teslim olduk çünkü o, kutsallığımızı tek bir hamle ile elimizden alabilecek nefisten [kesinlikle aynı şey olmasalar da] yani bir anlamda bedende
n geliyordu. Madem bu kadar güçlü ve kaçınılmazdı, ona teslim olmak, tedirginliğin ızdırabını yaşamaktansa, kaynağı kendinde olan bedene tek bir düşüşün ardından kayıtsızlığın sürekliliği ile sorumluluktan azade bir biçimde rahatlamak demekti [ ve ABD bu düsturla hareket ediyor] . Ne de olsa kendimde olan ve eninde sonunda kaçamayacağım birşeye düşüyordum.

Şeytanın kutsallığımızı pekiştirecek bir yol olabileceğini inkar ettiğimiz an, onun uşakları olduk.

Oysa şeytan, bizim varlığımıza, salt varlığımıza boyun
eğmeye mahkumdu. O yüzden o çok zavallı gördüğü insana secde etmeliydi.

Şeytanın hiç bir oyunu bizi kutsallığımzdan çekip çıkartmıyor, bu oyunlar sadece kutsal olmadığımız ilizyonuna neden oluyordu.

Diyelim ki kutsallık da yoktur. O zaman şeytan da var olamaz. Aldanır ya da aldatırız, hepsi bu! Ama bir tek şeyi aldatamayız: KENDİMİZİ [eğer kendimiz isek].




Hiç yorum yok: