Modern Zamanlarda Öteki ve Sevgi

İnsan doğasının kendini idrak etme eğilimi, ister istemez, kendisini ispatlama çabasını da içerecektir. Bu çaba da gösterecektir ki, insanın kendisine anlam verebilmesi için “öteki”ne yönelmesi şarttır.

Modern insan öteki ile negatif ilişki içerisindedir. Ötekini kendi benliği içerisinde eritmek ve ötekinin boyun eğişi ile kendisini köle sahibi yenilmez bir yarı tanrı efendiye dönüştürmek ister. Bu yüzden, öteki ile ilişkisi onun varlığını onurlandırmak bakımından değil, kendi varlığının ondan üstün olduğu kanısıyla, onun varlığını olumsuzlamak, değersizleştirmek bakımındandır. Bu böyle olunca da, kimse kimseye teslim olmak istemez ve her ilişki kazanan ve kaybeden mantığına indirgenir. “Anlama” çabasının yerini “yenme” doldurunca, insanın kendini idrak etme eğilimi de çıkmaz bir yola girivermiş olur. Bu çıkmaz yol, şimdiye değin alınan bütün mesafeleri beyhude kılmaya yeter de artar bile. Derin memnuniyetsizliğin doğuşu bu şekilde mümkün hale gelir. Ötekini yenmek, hazza yol veren bir adım olsa da, hazzın ardındaki anlamsızlık insanı boğmaya başlar. Bu bunalımdan kurtulmanın yolu daha fazla hazda aranır. “ Haz için haz” şeklindeki eylem sürekliliği bir yaşam felsefesine dönüşür. Haz, bir amacın uygulanmasından doğan beklenmedik bir güzellik olmaktan çıkıp, amacın kendisine dönüşüverince, son nokta halini alır ve sürekli kendi kendisini tekrar ederek “memnuniyetsizlik” ve “aynılık” haline dönüşür. Gerçekte sadece çok az bir kısmı zevk veren ve büyük kısmı acıyı getiren bir hal alır. Amaca hizmet eden yollarda sürekli yenilenip tazelenen bir zevke dönüşeceğine, amacın kendisi olunca, neticesi belli bir zevke dönüşür haz. Böylece boş zamanı doldurmak maksatlı bir eylem olarak haz, boş zamanı akla getirir insana. Sıkıntı ne zaman akla gelse haz, haz ne zaman akla gelse sıkıntı da beraberinde zihinde beliriverir böylece. Haz artık bir çelişki küpüne dönüşmüş, içerisinde ateş ile suyu aynı anda barındırarak psikolojik bir karmaşanın müsebbibi olmuştur.

Ötekini yenmek amaç haline getirilince, anlama çabası, yenme çabasının karşısında devriliverir. Böylece yenmek, haz verici ama anlamsız oluverir. Esasında “yenmek” sadece hazzı barındırdığı için araçtır. Amaç kılığına bürünerek aldatır. Oysaki “anlama” çabası haz ve acının ötesinde, sadece ötekini doğru okuyup, onu doğru anlamlandırma isteğini tetikler. Bu istek hazdan çok meraka bağlanır. Bu merakın içinde, ötekini tanıdıkça kendini tanıma ve insanın kendi iç dünyasındaki dalgalanmaların hangi sebeplere bağlı olarak nüksedebileceğini bir başkası vasıtasıyla anlamlandırma tutkusu yer alır. Bu tutku ilk bakışta bencilce görünse de, başkasını olduğu gibi anlamlandırmak çabasını güttüğünden, kişinin kendi iç dünyasını, ötekinin iç dünyasıyla birleştirebilecek ortak noktaları bulma yolculuğu olduğundan ötürü bütüncül ve birlikçi bir çabadır. Zira insanlar kendi derinliklerine indikçe, ruhun herkeste bir olan saflığına daha da yakınlaşarak, manevi olarak birlik idrakine sahip olmaya yönelirler. Çünkü dünyevi yaşam biçiminin ayrılıklarından sıyrılırlar.

Kişinin kendisini ispatlama çabasıyla yenme isteğini birbirine karıştırmamak gereklidir. Kendini ispatlamak çabası, insanın bir döneminde yenme isteğini barındırabilir ama daha fazla ileri gidemez. Eğer yenme isteği sürekli hale gelirse, kendini ispatlamak çabasından uzaklaşır ve hazzın kendisini amaç haline getirdiği tuzağına kapılır. İyi bilinmelidir ki, insanın kendisini anlamlandırması sürecinde kendisini ispatlamak çabası da bir geçiş dönemidir. Tıpkı “yenme”nin kendisini ispatlamak çabasında sadece bir merhale oluşu gibi bir süreç.

Ötekini kendi için var sayan modern insan, kendini öteki için var sayan insana yabancıdır. Modern insan bu çeşit bir insanın var olduğunu kabul etse bile onu, yanlış algılar ve yanlış okur. Elde edilmiş, köle, aldatılan olarak okur ve ona zaaf atfeder. Modern insan, bu insanın, özlediği baharın, sürekli aradığı o tatlı mevsimin ilk işareti olduğunu aklına getiremez, ta ki bu çeşit bir insanın yılmaz bir iradeyle, tahminlerini çürütecek derecede kuvvetli bir duruş sergilediğine sürekli olarak şahit olana dek. Bu, onun tevazu sahibi bir iradeyle ilk karşılaşmasıdır. Gücü elde ettiği anda, onu kullanmaya şartlanmış modern insan, ilk defa, elde ettiği gücün etkisinde kalmayan bir güç adamıyla karşı karşıyadır. Zamanla, öteki için varlığını çekinmeden ortaya koyan adamın, ötekine düşkünlük ve zayıflıktan ötürü değil, ötekine mutlak gücün tezahürü olarak baktığından ötürü ona içtenlikle yöneldiğini de fark edecektir.

Modern insan için sevgi yenilgidir. Boyun eğmek ve kaybetmektir. İnsan doğasının özünde barınan sevginin bu şekilde algılanışı, sevmek iradesini zayıflığa doğru yönelmiş bir yol, o yol üstündeki en tabii hisleri de zafiyet delilleri olarak damgalar. Böyle bir damga, sevgi adımlarını yüzeysel bir oyun olarak ele alan bir bakış açısını doğurur. Böylece sevgi sadece cinsellik olarak kalıverir. Cinsellik ise zevk veren bir oyuna dönüştürülür. İnsanın en derindeki öz benliğine çağrıda bulunan sevgi, yüzeysel bir sıva ile sıvanır böylece. Ama insanın örtülmüş derinliği dipten dalgalanmaya devam eder durur. Dalgalanma arttıkça yönelimler çoğalır. Fakat yönelinen her yol çıkmaza dönüştürülmüştür. Bu yüzden dipten gelen her dalga insanı sert duvarlara çarpar. Modern insanın gözyaşları bu duvarların acısında başlar.




Hiç yorum yok: