Manipülasyon

Modernizmle başlayan revizyonist hareketin anlam dünyamızda, dilimizde bıraktığı mirası bir cümle ile özetlemek mümkün; yaygın, fakat manası bilinmeyen kelimeler. Revizyonist hareket tarzının postmodernist bir yaklaşımı doğurması kadar doğal ne olabilir? Bütün köprüleri yıktıktan sonra, insanın tek başına “karşıya geçme” denemesi hüsranla sonuçlanıyor. Sonuçta “karşıya geçmek”, “karşı tarafa kavuşmak” gönüllerdeki Doğunun zenginliğine ulaşmak yaygın bir söylem, ama bu söylem “nasıl?” sorusu ile birlikte anlamsız bir ifade içeriyor. Kelimelerin kifayetsiz kalışı, en sonunda insanlığımızdan da utanmamıza, “karşı”ya geçemediğimiz için kendimize kızmamıza ya da “karşı”nın olmadığını varsaymamıza neden oluyor. Rorty gibilerinin hakikati yok sayarak, sürekli değişen bir gerçekliğe bir ümitmiş gibi sarılmaları aslında köprüleri kendi elleri ile yıkan insanların takipçileri olarak bize, kendi suçluluk duygumuzun bastırılması ve “köprüleri yıktığımız” gerçeğinin yadsınması için oldukça hoş bir bahane sunuyor. Modern kafa, bütün cürümleri, insanlığa karşı sürdürdüğü kıyımı unutturmak istercesine “akıl dışı” lığa dönmekte ve akıl dışlığı övmektedir. Daha evvel yıkımlarını ve sömürülerini pragmatist felsefe ile “akıl çerçevesine” sokmaya çalışan modern kafa, bilincin ve vicdanın yarattığı hoşnutsuzlukların artması ile birlikte, kıyımlarının sorumluluğundan kaçmak için “şüpheci” ve en sonunda da “akıl dışı” olmaktan çekinmemiştir.

Bütün bunların yanı sıra kelimelerin ve cümle kurgularının kullanılış biçimleri, insanın değerini bir çırpıda siliverecek mahiyettedir artık. İnsanın değeri
ancak bir “eklenti” olarak karşımıza çıkartılır; özellikle İngiliz dilinde bu şekildeki söylemler oldukça yaygındır. Mesela, Herbert Marcuse’nin de One-Dimensional Man adlı çalışmasında işaret ettiği üzere, Times dergisi Mısır Cumhurbaşkanı Nasır yerine, Mısır’ın Nasırı tabirini kullanır.
George Orwell’in söylenen ile yapılan arsındaki uçurumun, Batı’nın yeni dünya düzeninin en bariz özelliği olduğunu, 1984 adlı çalışmasında çok açık bir şekilde dile getirdiğini hatırlayalım. İşte tam da bu yüzden, Batıyı oluşturan revizyondan ötürü, kökensizlikten ötürü Batı’da kelimelerin ve kavramların ruhu yitmiştir:
“ Düşünceleri yeniden çift düşün dünyasının karanlık dehlizlerine kaydı. Bilmek ve bilmemek, gerçeği görmenize karşı özenle hazırlanmış yalanları söylemek, birbirine karşıt iki kavrama, birbiriyle çeliştiklerine bile bile inanmak, mantığa karşı mantık kullanmak, ahlaka bağlılığı ileri sürerken onu yadsımak, demokrasinin olanaksız olduğuna inanırken, partiyi demokrasinin koruyucusu olarak görmek, herhangi bir şeyi gerektiğinde unutmak ve gerektiğinde yeniden anımsamak ve sonra yeniden unutmak, hepsinden önemlisi bu işlemi, işlemin kendisine de uygulamak. Asıl incelik şuradaydı: bilinçli bir şekilde bilinci yok etmek, sonradan yeniden bu bilinçli hareketi unutmak.” (George Orwell, 1984)

Tarihi arka plana baktığımızda, günümüz teknolojilerinin, sanayisinin ve küresel sitemin temellerinden gelen ağır bir çıkar kokusuyla karşılaşırız. Ancak bu çıkarlar, insani değerlere yapılan vurgularla, “insan hakları” nidaları ile gizlenmeye çalışılır. Bu bakımdan Baudrillard’a kulak verelim:

"DER SPIEGEL: İnsan haklarının sınırsız tanınması, bu yabancılaşma sürecine karşı güvenilir bir bariyer oluşturmaz mı?
Baudrillard: Ben insan haklarının çoktan globalleşme sürecine entegre edildiğini ve artık sadece bir meşrulaştırma aracına dönüştürüldüğünü düşünüyorum. Bunlar hukuki ve ahlaki üstyapının parçaları artık - kısacası bunlar işin reklam kısmı.
DER SPIEGEL: Yani yanılsama mı?
Baudrillard: Batı politikasının bugün insan haklarını farklı olana karşı bir silah gibi kullanması bir paradoks değil mi sizce? “Ya bizim değerlerimizi paylaşırsınız ya da......” hesabı. Demokrasi tehditle ve şantajla getiriliyor. Böylece kendi kendini sabote ediyor. Özgürlükten yana özerk bir karar değil artık söz konusu olan, global bir emirle karşı karşıyayız. Bu, Kant’ın kendisine özgür iradeyle uyumu gerektiren kategorik emrinin sapkınlaştırılmış halidir bir bakıma."



Hiç yorum yok: